Gidemedim /gitmedim.

Bizi bırakıp gittiğinde kendisine göre 91, kütüğe göre 94 yaşındaydı.
Yanında yoktum.
Eşim, oradaydı, beni temsilen de onun avuçlarının içini, o da eşimin elini üç kez öpüp, beni artık bekleyemeceğini suskun gözyaşlarıyla anlattı. Bu vesileyle son kez "görüştük".
Zazakî'yi ve Kurmancî'yi iyi bilirdi.
Türkçe’yi: "Hoş dünya, boş dünya"yı anlatacak kadar konuşurdu.
35 yıldır göremediğim annem Zehra Hanım’ı, 25 Kasım’da kaybettik.
O’nun genogramını işleyerek, Kürdistanlı bir anneyi, bu yazıya konuk etmek istiyorum:
1919'da Çewlik/Karêr’de doğdu.
Kendisi Şeyh asılmadan üç yıl önce dünyaya geldiğini söylerdi (1922).
13’ünde annesi ve babasını kaybetti.
Muhtemelen 13/14’ünde, Karêr’i terkederek, Varto’nun Kasıman köyünde yaşayan babamla evlendi.
Anne ve babasını ondan alıp götüren Karêr’e bir daha hiç geri dönmedi. Ve kendisinin ifadesine göre, tek kardeşi "Fikriye’yi" bir daha hiç görmedi.
İkinci dünya savaşı esnasında, Kürdistan’daki tahılların tümüne yakınının Türkiye tarafından Hitler Almanya’sına hibe edildiği dönemde, Xela (kıtlık)'ın hüküm sürdüğü yıllarda, anlatılanlara göre, 1943-45 yılları arasındaki bir haftada beş çocuğunu, öldürücü bir "kızamık"dan dolayı kaybetti.
Dünyaya küstü ve sabretmek, güç edinmek için tabiata sığındı. Gece gündüz tarlalarda, bayırlarda çalışarak, yerden, gökten, topraktan umut diledi.
İntihar etmedi. Cinnet geçirmedi.
Cesareti kırılmadı, inatçıydı, kimseye eyvallah etmedi.
Kaybettiği üç kızı, iki oğlu yerine, yeniden üç kız ve iki erkek çocuğu doğurup, yaşama yeniden sarıldı.
Onlarca yıl, dağ taş dolaşarak, ağladı. Anne ve babasının yasını tutmak için bir dünya yaratmak istedi. Olmadı…
80’lı yıllarla birlikte, politikleşen çocuklarının yanında yer aldı.
Genç olsaydı, bizim çekirdek aileden dağa çıkacak tek kişi olurdu.
Ben Kürdistan’ı terkedip Almanya’ya geldikten sonra, 5 yıl önce yaptığımız telefon konuşmasında bana: "Hepiniz ihanet ettiniz ve doğduğunuz diyarı terkedip gittiniz, ancak ben burada kaldım ve evimi terketmeyeceğim" demişti.
73 yaşındayken, 1992 yılında, 78 yaşındaki babamı kaybetti.
Kendisine mal, mülk, para vermek isteyenleri, benden ne istiyorlar kuşkusuyla karşıladı.
Dikkafalı, kimseye eyvallah etmeyen dik yapısıyla tam bir "Zaza" duruşu vardı.
Bana göre 2000’li yılların ortalarında, tüm çocuklarını, yalnız başına, tutmak için zaman bulmadığı "yas"ı tutmak için, sürgün etti.
Kardeşlerimin üçü İstanbul’da, ablam İzmir’de, ben ise Almanya’daydık.
Tüm ısrarlarıma rağmen, Almanya‘ya gelip beni görmeyi reddetti. Evine tank topuyla saldırdılar, yuvasını terketmedi.
Kütüğe göre, 91’inde, evdeki yaşamını yürütemeyecek kadar bitap düştü ve kızkardeşim Fazo tarafından İstanbul’a getirildi. Ve biz onu kaybedinceye kadar da orada yaşadı.
81 yaşındayken, 2010’da kendisinden 32 yaş genç olan ablam Leyla bizi terketti.
Ve bu yılın ocak ayında, kendisinden 41 yaş genç olan en küçüğümüz Fidan’ı yitirdik.
Ben gidemedim/gitmedim. Bir yolunu bulup gitmedim ve "entelektüel nedenler" bulmak istediysem de, bunu başaramadım. Ve annemi görememenin ezikliğini o kadar derinden hissettim ki.
Dostojewski yazmış: "Korku yalan doğurur".
Eğer Kainat, benim gibi suni nedenlere başvuran çocukları, yaşamı tüm acılara rağmen, bir dik duruş ve dirilişle tablolaştıran annelere nasip etmezse, eksik birşey olur muydu?  
Sonuçta, onu beni temsilen eşim ile kardeşi ziyaret ettiler. Onlara minnettarım.
Ve sonuçta, kızkardeşim Fazo onu ninnilerle, şarkılarla, yaşam sevinci ve dinmek bilmeyen bir sabırla kucakladı, sarmaladı ve onun bir çocuk heyecanıyla, huzur içinde yaşama veda etmesine refakat etti. Fazo’nun ellerinden, ayaklarından öpüyorum. Beni bağışlasın, yanında olmadım.
Fazo’ya eşlik eden yeğenim Eylem’in ışık dolu gözlerini,  gülüşünü, ninesine sevgisini ve yıkılmayan gururunu seviyorum.
Kardeşim Ekber Anneme hikayeler anlattı. O’nu eskilere götürdü ve O’nunla son yolculukta birlikteydi. Onun da ellerinden öpüyor ve kendisini yalnız bıraktığım için affına sığınıyorum.
Bana gelince, tarifimi, öylesine bir Anneyi hak etmeyen, "basiretsiz çocuk”la noktalıyorum.
*
Not: Başta annemi kaybedişimizi duyuran kirvem/kardeşim Günay Aslan’a ve beni mesajlarıyla ve ziyaretleriyle yalnız bırakmayan tüm dostlarıma saygıyla.