Kürtler tarihlerinin en önemli direniş dönemlerinden birini yaşıyorlar. Afrin ve Kobanê’den Maxmur ve Kerkük’e kadar geniş bir savaş cephesi oluşmuş bulunuyor. Bu cephenin daha ne kadar uzayacağı da belli değil. Çünkü Türkiye ve İran askeri güçleriyle Kürt gerillaları arasında da çatışma haberleri geliyor. Giderek savaşın çok daha geniş bir alana yayılma olasılığı var. Ortadoğu’da yaşanan Üçüncü Dünya Savaşının Kürdistan’da odaklanacağı anlaşılıyor.
Dört cepheden gelen vahşi saldırılara karşı Kürtlerin gösterdiği kahramanca direnişin tüm insanlığı ilgilendirdiği tartışma götürmüyor. Aslında Kobanê’de, Hasekê’de, Şengal’de, Maxmur’da yükselen Kürt direnişi gerçek anlamda bir insanlık direnişi oluyor. Irak Şam İslam Devleti adlı barbar ve vahşi gücün saldırılarına karşı direnen Kürt oğulları ve kızları özgür insanlığı temsil ediyor. Şengal dağlarında ve dünyanın gözü önünde günlerdir aç ve susuz yürüyen Êzidi Kürt çocukları ve kadınları insanlığın yaşam umudu oluyor.
Kuyuya bir delinin taş atıp kırk akıllının çıkaramaması misali, şimdi ortalığa bir IŞİD canavarı sürmüşler tüm insanlığın baş belası oluyor. Peki kim bu IŞİD? Nasıl bu hale geldi? Kimler tarafından beslenip bu hale getirildi? Hala arkasında hangi güçler var? Bunları ve benzer soruları herkesin kendisine sorması ve cevaplaması gerekiyor. Çünkü IŞİD adlı bu canavar gök yüzünden yere düşmedi. Kendini halife ilan eden teçcal Bağdadi’nin gücüyle ortaya çıkmadı.
Tam on üç aydır Rojava’da Kürtler söz konusu bu canavara karşı yiğitçe direniyorlar. IŞİD adlı bu oluşumun insanlık düşmanı bir vahşi canavar ve bir çete olduğunu, başta Güney Kürdistan olmak üzere herkes için, tüm insanlık için ciddi bir tehlike oluşturduğunu tüm dünyaya haykırıyorlar. Fakat nafile! Kimse bu insanlık çığlığını duymak istemedi. Dahası hemen herkes IŞİD’in bu vahşi saldırılarından çıkar sağlama hesapları yaptı.
Kimler yok ki böyle hesap yapanlar arasında? Suudi ve Ürdün gibi Arap Krallıkları zaten açıkça destekliyor. İsrail ve ABD’nin destek verdiğini son Irak saldırısından dolayı herkes biliyor. AKP’nin Türkiye’yi IŞİD için bir askeri üs ve karargah haline getirmiş olduğu artık bir sır değil. İran Devleti ile Esad Yönetiminin bile IŞİD’e destek verdiği her yerde söyleniyor. Tabi bir de KDP var. “IŞİD PYD’yi yenecek ve Rojava bana kalacak” diye ne kadar da çok hesap yaptı? Peki ne oldu şimdi bu tür hesapların sonuçları?
Biz aylardır adeta feryat ettik. Tüm bu kesimlerin yanlış yaptıklarını ve bunun bedelini ağır ödeyeceklerini açıkça söyledik. Fakat kimse bu görüşleri dikkate almadı. Söz konusu çağrı ve uyarılara doğru ve yeterli cevap vermedi. Herkes sadece “Biz destek vermiyoruz” demekle yetindi. Ortaya açık belgeler konulmasına rağmen, eldeki medya gücüne dayanılarak bu safsatada ısrar edildi. Peki dünyanın dört bir yanından devşirilip Rojava Kürdistan’a gelen IŞİD çeteleri buraya nasıl ulaşıyordu? Eğer destek verilmeseydi bu çeteler vahşet için Rojava’ya nasıl getirilecekti?
Derler ya, bu dünya etme bulma dünyasıymış! IŞİD çeteleri Rojava Kürt halkına saldırırken el oğuşturanların bazıları şimdi sıkışmış görünüyorlar. Dahası Rojava halkından ve özgürlük savaşçılarından destek istiyor ve alıyorlar. Daha IŞİD güçlerinin tozu bile görünmeden cepheyi bırakıp kaçıyorlar. Ne diyelim, gerçeği ve insanlığı herhalde böyle öğreniyorlar. IŞİD’in herkes için tehlikeli bir canavar olduğunun farkına nihayet varıyorlar.
Şimdi hamaset edebiyatını bir yana bırakarak, herkesin ciddi olması ve şimdiye kadar ki pratiğinin ve tutumunun ne olduğunu ortaya koyması gerekiyor. Bu temelde de ciddi özeleştirilerin verilmesi gerekiyor. Herkes daha yeni mi anlıyor IŞİD’in insanlık düşmanı bir çete olduğunu? Böyle olmadığı açık. Dolayısıyla ABD kısmi hava desteği diyerek IŞİD’in böyle bir canavar haline gelmesindeki rolünü gizleyemez. Türkiye “Yılanı azdırmayalım” diyerek durumu izah edemez. Tersine bu sözler bizzat suç ortaklığını ortaya koymaktadır. Yine KDP Yönetimi “Savaş ilan ediyorum” diyerek IŞİD’in bu hale gelmesindeki rolünün üstünü örtemez.
Kaldı ki AKP’nin hala IŞİD’e destek verdiği yönünde bilgiler var. Maliki Yönetimine saldırırken IŞİD’e destek veren KDP’nin, şimdi neden IŞİD’le savaşır hale geldiği ise hala anlaşılmış değil. Geçmişteki IŞİD-KDP kirli ilişkisinin neden ve nasıl bozulduğunu herkes merak ediyor. Bu durumlar netleşmeden ve geçmişin özeleştirisi verilip doğru bir siyasal tutum içine girilmeden IŞİD’e karşı birlikte ve başarılı bir mücadele verilemeyeceği anlaşılıyor. Şimdi kamuoyu ilgili güçlerden böyle bir açıklayıcı tutum bekliyor.
Kürtlere gelince, tabi onların durumu iyi anlaması ve doğru tutum takınması her şeyden daha çok önem taşıyor. Çünkü zamanın teccalı IŞİD’e karşı insanlığı koruma görevinin Kürtlere düştüğü açıkça görülüyor. Bu durum aynı zamanda Kürtler için de bir varlık ve özgürlük mücadelesi anlamına geliyor. Peki Kürtler bu tarihi görevi başarıyla yerine getirebilecek mi? İyice şımartılmış ve bir öcü haline getirilmiş olan IŞİD adlı gücün saldırılarını kırıp onları yenilgiye uğratacak gücü gösterebilecek mi? İnsanlık ve kendisi için yeni bir özgürlük tarihi yazmayı başarabilecek mi?
Kuşkusuz bu durum Kürtler açısından çok önemli bir konum ve Kürtlerin de bu tarihi görevi başarmak için yeterli güçleri var. Fakat başarılı olmak için dikkatli olmaları ve akıllı bir mücadele yürütmeleri gerekiyor. Çünkü insanlık düşmanı ve insanlığın baş belası olan IŞİD canavarlığına son vermek görevi tümden Kürtlerin üzerine kalmış bulunuyor. Bunu bazı güçler özellikle bu hale getiriyor. Kürtlerin böyle bir insanlık görevinden kaçmayacaklarını bildikleri için, bu ağır yükü özenle Kürtlerin üzerine yüklemek istiyor.
Her şeyden önce Kürtlerin bu gerçeği görmesi ve doğru anlaması gerekiyor. Burada IŞİD belasından kurtulma arayışı yanında, bir de otuz yıllık direnişle Kürtlerin sağladığı birikimin tüketilmesi hesabı var. İşte buna karşı uyanık olmak çok büyük önem arz ediyor. Kuşkusuz Kürtler üzerlerine yüklenen bu onur ve insanlık mücadelesini omuzlayacaklardır. Kendi varlıkları ve özgürlükleri de bunu gerektiriyor. Bu nedenle mücadele etmeliler, ama son derece dikkatli ve planlı bir mücadele yürütmeliler. Öyle ki, verdikleri savaş otuz yıllık birikimlerini tüketmemeli, tersine onlara yeni ve daha güçlü kazanımlar eklemeli.
Bununla birlikte başarı için Kürtlerin kendi aralarında birlik sağlamaya ihtiyaçlarının olduğu da açık. Söz konusu tarihi insanlık rolünü oynayabilmeleri için buna da ihtiyaçları var. Bu noktada ise KDP’nin tutumu ve onun birliğe çekilebilmesi çok önemli. Çünkü çok kaypak ve Kürt halkının gücüne değil de dış güçlerin desteğine güveniyor. Bu temelde çok sayıda gücü Kürdistan’a davet ediyor. Bunun önemli bir tehlike içerdiği ortada. Çünkü destek için gelecek gücün ne yapacağı ve nasıl gideceği hiç belli olmaz. KDP’yi bu noktada kontrol etmek ve Kürt birliğinin gücüne inandırmak önem taşıyor.
Ne olursa olsun, Kürtler tarihi ve anlamlı bir direniş süreci içine girmiş durumdalar. Mevcut haliyle direnen insanlık konumundalar. IŞİD vahşeti karşısında özgür insanlığı temsil ediyorlar. Söz konusu direnişi başardıklarında Kürt varlığını ve özgürlüğünü garanti altına alacakları gibi, Kürtleri demokratik Ortadoğu’nun merkezi haline getirmeyi de başarmış olacaklar. Bu nedenle mevcut direnişi başarıyla yürütmek için her türlü zorluğa katlanmak ve her türlü bedeli ödemek yerindedir.
Besbelli ki Kürtler için gün direniş günü, onur günü, namus günüdür. Akıllı ve bilimsel bir temelde savaşma günüdür. İnsanlığın IŞİD belasından kurtulması için, Kürdistan’ın özgür ve Kürt halkının başı dik hale gelmesi için başarıyla direnmek günüdür. Tam bir seferberlik ruhuyla ve yaratıcı tarzla IŞİD çetelerine hadlerini bildirme günüdür. Apocu bilinç, cesaret ve fedakarlıkla donanan Kürt halkının günün görevini başaracağı da kesindir. O halde haydin cepheye, haydin direnişe, haydin onur ve özgürlük mücadelesine!