
Güçlü bir zindan direniş geleneğimiz ve mirasımız var. Bu gelenek ve miras Mahir Çayan’dan, Deniz Gezmiş’ten, Hüseyin İnan’dan, Yusuf Aslan’dan ve İbrahim Kaypakkaya’dan geliyor. Ülkemizin demokratik devrim önderlerinin çok güçlü bir zindan direniş mirası yaratmış oldukları tartışma götürmüyor. Tabi devrimciler direniş geleneği ve mirası yaratırken, döneklerin de ihanet ve tasfiyeye yol açtıkları biliniyor. Nasıl ki devrimcilerin direniş geleneği üzerinde kırk yılı aşan demokratik devrim mücadelesi gelişmişse, 1971 döneklerinin de kırk yılı aşkın süredir ihanet ve tasfiyeyi meslek edinmiş oldukları görülüyor.
Bu gerçeğin 12 Eylül 1980 faşist-askeri darbesi ardından yaşanan zindan mücadelesinde yeniden ve daha açık bir biçimde ortaya çıktığı biliniyor. 12 Eylül cuntasının zindanlarda uyguladığı eşi az bulunur faşist zulüm ve katliamlara karşı başta Diyarbakır zindanı olmak üzere Mamak, Metris ve diğer zindanlarda gerçekleştirilen tarihi direnişin canlı etkisi hala taptaze yaşıyor.
Özellikle Diyarbakır zindanında PKK önder kadrolarının sergilediği destansı direniş Kürt Özgürlük Mücadelesi için ilham ve çekim gücü olmaya devam ediyor. 1982 Newroz’unda Mazlum Doğan’ın direnişi, 17 Mayıs’ta Ferhat Kurtay ve arkadaşlarının kendilerini yakması, 14 Temmuz’da ise Mehmet Hayri Durmuş ve Kemal Pir öncülüğünde başlatılan Büyük Ölüm Orucu Direnişinin ideolojik zafer kazanması taze etkisini hala koruyor.
12 Eylül zindanlarında gösterilen tutum bireyler ve örgütler açısından tam bir turnusol kağıdı işlevi görmüş bulunuyor. Direnmiş olan bireyler bugün tarihi kahramanlar olarak halkımızın kalbinde ve bilincinde canlı gerçekler olarak yaşıyor. 12 Eylül zindanlarında direnmiş ve zindan sınavından başarıyla geçmiş olan devrimci örgütler de bugün halklaşmış devrimci hareketler olarak devrim yolunda yürümeye devam ediyor. PKK’yi PKK yapanın Diyarbakır zindan direnişi olduğu tartışma götürmüyor.
Tabi bunun karşıtı olarak direnmeyen birey ve örgütler ise eriyip yok olarak tarih sahnesinden adeta silinmiş bulunuyor. Dönen ve faşizme teslim olan birey ve örgütler ise bugün özel savaşın hizmetinde kontra gücü olarak demokratik halk devrimlerine karşı çok çeşitli biçimlerde kullanılıyor. Faşizmin en büyük silahı işte bu dönekler oluyor. Tabi 1980’li ve 1990’lı yıllarda zindanlarda sayısız direniş gerçekleşti. Bu direnişler hemen hemen ülkemizin bütün cezaevlerinde yaşandı. Söz konusu direnişlerde onlarca devrimci şehit düştü. Faşist zulme karşı gelişen tüm bu zindan direnişleri halkımızın özgürlük ve demokrasi mücadelesinin hep en güçlü kolu oldu.
Zindanlar 12 yıllık AKP iktidarı döneminde de güçlü direniş alanları olmaya devam etti. Çünkü AKP iktidarı hukuk alanını kendinden önceki iktidarlardan çok daha yaygın ve etkili kullandı. 12 Eylül faşizmine göre neredeyse daha fazla sayıda toplu siyasal davalar açtı. Türk olsun Kürt olsun, asker olsun sivil olsun tüm siyasal karşıtlarını uyduruk belgelerle tutuklayarak zindanlara doldurdu. Dolayısıyla siyasal tutukluların yürüttüğü zindan direnişleri AKP iktidarına karşı da devam etti. F-tiplerinden İmralı’ya kadar bütün cezaevlerinde devrimci direniş geleneği günümüze kadar sürdü. Özellikle “KCK Davaları” adı altında yapılan ve Kürt demokratik siyasetini tasfiye amacını güden tutuklamalardan oluşan davalardaki “Anadilde savunma hakkı direnişi” son dönemdeki zindan direnişlerinin en anlamlı olanlarındandı. Yine 2012 yılının Eylül ayında başlayan ve yetmiş güne yakın devam eden son ölüm orucu eylemi 2013 yılındaki yeni demokratik çözüm sürecinin geliştirilmesi üzerinde son derece etkili oldu. Yaşanan savaşta başarısız kalan AKP Hükümeti bir de böylesi zindan direnişiyle karşılaşınca bilinen politika değişikliğini yapmak zorunda kaldı.
Şimdi KCK Davaları tutukluları özel mahkemeleri tanımayarak duruşmalara çıkmıyorlar. Zindan direniş geleneğini böyle bir protesto eylemiyle devam ettiriyorlar. Kuşkusuz “Anadilde savunma hakkı” direnişi gibi, özel mahkemeleri tanımama direnişi de yerindedir ve önemlidir. Bu tür direnişlerin mümkün olduğunca tüm zindanlara yayılması daha anlamlı ve sonuç alıcı olur. Kuşkusuz zindanlarda sadece eylem yapmak direniş değildir. Zindanlardaki yaşamın tamamı bir direniştir. Özellikle AKP iktidarı altında daha çok geliştirilmiş olan maddi ve psikolojik yıpratma karşısındaki yaşamın kendisi zaten en büyük direniş olmaktadır. Nitekim söz konusu koşullar nedeniyle yüzlerce tutuklunun ağır hasta haline gelmiş olduğu ortadadır.
Öyle anlaşılıyor ki zindanlarda hasta tutuklu sayısı çok daha fazladır. Hasta tutsaklar konusu siyasetin ve toplumun en önemli gündemi haline gelmiş durumdadır. Zindanlardan yaşamını yitiren siyasal tutukluların cenazeleri çıkmaktadır. Neredeyse bütün cezaevlerinden hasta tutuklu feryatları yükselmektedir.
Bunun bir politika olduğu ve AKP Hükümeti tarafından planlı olarak yürütüldüğü açığa çıkmaktadır. Cezaevlerinin neredeyse iki kata ulaşan doluluğu, F-tiplerinin oluşturduğu psikolojik baskı ve maddi bakım zayıflığı gibi nedenler bu duruma yol açmaktadır. AKP iktidarının hukuku ve adaleti günlük siyaset haline getirmesi bu sonucu ortaya çıkartmıştır.
Elbette bu duruma karşı mücadele etmek gerekir. AKP’nin zindan politikalarının teşhiri mutlaka yapılmalıdır. Zindanlardaki insanlık dışı uygulamalara, ölüm sınırındaki hasta tutukluların bırakılmamasına, yaşanan hak ihlallerine karşı çıkılmalıdır. İnsani konularda duyarlılık yaratılmalı ve insan haklarının korunması savunulmalıdır. Fakat bütün bunları yaparken sadece insani konuları öne çıkartma olmamalıdır. Böyle olunca insanların niçin tutuklanmış oldukları, yani siyasal nedenlerle tutuklanma durumları ve tutukluların siyasal kimlikleri kaybolmaktadır. Sanki zindanlardaki sorunlar sadece insani durumlarmış gibi yansımaktadır. Bu da insanların siyasal görüşleri nedeniyle tutuklanmış oldukları gerçeğinin üstünü örtmektedir. Oysa insani sorunlardan önce siyasal görüşler nedeniyle tutuklanmış olma gerçeği vardır. Elbette demokratik hukuk açısından bu suçtur ve AKP Hükümeti hukuku bu denli siyasete alet ederek suç işlemektedir. Yine binlerce insan siyasal amaçları nedeniyle tutuklanmıştır ve siyasal amaçlarının başarısı için tüm baskılara karşı direnmektedir. İnsani sorunları çok aşırı düzeyde öne çıkarmak bu direnişleri ve onların tarihi önemini gölgelemektedir. Unutulmamalıdır ki, tüm demokratik güçler özel psikolojik savaşla yüz yüzedir. Bu da propagandada çok dikkatli olmayı gerektirir. Karşı tarafı teşhir edeyim derken, bunun dozunu ve zamanını doğru ve yeterli ayarlamamak karşı tarafa hizmet eder. Eğer dikkat edilmezse hasta tutsaklar konusu böyle bir duruma dönüşebilir. Bir insani durumu teşhir edelim derken, binlerce insanın siyasi direnişini gölgeleyen bir durum ortaya çıkabilir. Bu da kırk yıllık zindan direniş geleneğimizden bizi kopartır.