
Lekeli kara tarihin akışını değiştiren, kahramanları doğuran ve onlara can/kan veren analardan biri daha geçip gitti bu zulmetli dünyadan! Gülizar Ana! Ülkede Gülizar Kaytan Ana’nın ekmeğini, yağını, peynirini çok yedik ama ilk kucaklaşmamız ancak Almanya’da oldu!
1960 yıllarıydı. Bingöl’den Dêrsim’e tayin olmuştum. Dêrsim’de ilk tayinim Nazımiye kasabasının en büyük köyü Hakis’e çıktı. 3 öğretmendik. Bir arkadaşımız o köyün yerlisiydi. Bir arkadaşımız Rum’du. Askerlik hizmetini tamamlıyordu.
Ermenilerin yoğun olduğu o köyde Ermeni Soykırımı sırasında yerli halktan komşuları tarafından korunarak/saklanarak hayatta kalabilmiş ve epeyce genişlemiş bir Ermeni sülale kalmıştı. Yerli halk kendi arasında onlara köken ismiyle Serko’lar dese de, Serko’ya alamet hiç birşey kalmamıştı! Kurtulabilmişlik anlamıyla Gündoğdu ismini almışlardı.
Köy muhtarı Mehmet Gündoğdu bir Ermeni’ydi. Okula gelen bir erkek çocuğu vardı. Onun ismi de Mehmet’ti. Bir gün okula o köyden olmayan kısa boylu, tıknaz bir çocukla geldi. Onu okula kaydetmek istediğini söyledi. İdare odasına geçtik ve karşılıklı oturduk.
Hengervan’dan bir çocuk!
Saygıdeğer bir insan olan Mehmet Ağabey, “Hocam getirdiğim bu çocuk bu köyden değildir. Akrabam filan da değil, ama bu aileyi en az akrabalarım kadar severim. Bu aile Munzur Çayı’nın diğer tarafında bir dağ köyü olan Hengervan’da oturuyor. 1938’de o büyük katliamla birlikte zulüm görerek sürgün edilen ailelerdendir. Ancak bir müddet sonra sürgüne isyan ederek geri gelip kendi viranelerine yerleştiler.
Köylerinde okul olmadığı için tüm çocuklar okula gidemiyor! Ben, kurtuluşumuzda büyük emeği olan bu köye sık sık giderim ve en çok da bu ailede kalırım. Her gidişimde bana sürgün yollarında çektiklerini, daha doğrusu çektirilenleri anlatırlar! Esir köleler gibi bırakıldıkları o bozkırlarda gördükleri insanlık dışı acımasızlıklar yürek parçalayıcıdır! Sürgün yollarında fiziki şiddet yanında kendilerine yapılan alçak hakaretlere karşın dil yetersizliğinden cevap verememenin sıkıntısını tekrarlamaktadırlar! Ayni felaketin tekrarlanabileceği gelecek günlerde o alçak zalimlere gereken cevabı vermeleri için kendi çocukları dahil tüm çocukların okumasını çok ama çok istiyorlar” dedi.
Kemalizm şırıngasıyla uyuşturulmuş beynim oldukça etkilendi! Yaşlılarımızın korku duvarlarından sızdırdıklarını da hatırladım. Bu büyük/ağır acının tazelenmesi beni devrimciliğim yanında bu yöne çekmeğe başladı. Ama üstünde buldozer geçmiş beyin Mustafa Kemal’in emperyalizme/gericiliğe karşı sahte kahramanlığı(!) hemen bir anda sökülüp atılamıyordu! Ancak 78 Kuşağı’nın devrimci dalgası yalanlarla örülü resmi ideolojinin maskesini düşürdüğünde biz de kendimizi sorgulamaya başladık!
Çökeleğini, ekmeğini çok yedik
Mehmet Ağabey’in bana getirdiği çocuk bugün KCK Genelbaşkanlık Konseyi Üyesi olan Ali Haydar Kaytan’dı. O kısacık bedenin içine gömülü büyük deha kısa zamanda kendisini gösterdi. Aslında sınıf atlatmak gerekiyordu ama o dönemin yasaları ve onun küçük yaşı bunu engelliyordu! Ve nitekim birleştirilmiş 4. ve 5’inci sınıfta bir öğrencimden ziyade bir yardımcımdı. Oldukça mütevazı ve yardımseverdi. Sadece sınıfın değil okulun bir yıldızıydı.
Bayramlarda ve okulun kültürel etkinliklerinde coşturmadığı yürek yaşartmadığı göz kalmazdı. Ben de bu heyecan ve gururumu ona ‘Atakürt olacaksın!’ diyerek açığa veriyordum. Ve bunu Kürtlük kimliği için büyük acı çekmiş ailesine, özellikle annesine Mehmet Ağabey aracılığıyla ulaştırıyordum.
Mehmet Ağabey o köye ne zaman uğrasa Gülizar Ana’dan bize taze yağ, yağlı Dêrsim (serto) çökeleği getirirdi. Gülizar Ana’nın ara tatilini evinde geçirdikten sonra okula dönen Ali Haydar’la gönderdiği tava ekmeğin lezzetine ise doyulmazdı.
Bir özgürlük bayrağıydı!
Ne yazik ki o dönemde ve o topraklarda Gülizar Ana ile yüz yüze gelemedik. Onunla ilk olarak Almanya’da alanlarda ve salonlarda kucaklaştık! İlerlemiş yaşına ve pek de rahat vermeyen sağlığına karşın her eylemin ön saflarından biri ve bir özgürlük bayrağıydı! Sara’nın ciltler dolusu ‘Hep Kavga’ olan yaşamı gibi onunki de kitaplara sığmayan sürgün, zindan ve işkenceli büyük çilesiydi. Özgürlük Hareketine yüreğinden parçalar veren kahraman analardan biriydi. Onlara bağlılığın sarsılmaz yeminiydi! Tüm özgürlük analarının çektiklerini birlikte yaşadı. Gün geldi o temiz yüreği bunca acıyı kaldıramadı. Bir fani olarak büyük acılarıyla aramızdan ayrıldı, ama özgürlük kavgasının ölümsüzler kervanına karışarak yüreğimize yerleşti.
Huzur içinde olun Gülizar Analar! Sizin can ve kan verdiğiniz Özgürlük Ordusu artık Kürdistan dahil tüm Ortadoğu canavarlarından hesap soruyor! Ve haberiniz olsun ölümsüz Analar ha! Özlemini toprak altına getirdiğiniz o güneşli güzel günler yakındır! Ruh gibi bedeninizden ayırmadığınız o Özgürlük Bayrağınız toprak altındaki ölümsüz bedeniniz üstünde yükselen mezar taşlarınıza muhakkak ama muhakkak sarılacaktır! Serok’unuz o anıtları kucaklayarak vefa borcunu mutlaka ödeyecektir!
Önünüzde büyük saygıyla eğilerek hepinizi bir kez daha bağrımıza basıyoruz!
ALİ DAÐDEVİREN