Her dönem kendi kahramanını yarattığı gibi, kendi sloganını da ortaya çıkarır. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi tarihi aynı zamanda bu kahramanlar öncülüğünde ortaya konulan dönem şiarıyla büyüme tarihidir.
12 Eylül karanlığına karşı „Direnmek Yaşamaktır“ şiarıyla Amed Zindanında Mazlum Doğanların, Kemal Pirlerin, Hayri Durmuşların direnişleri faşist cuntayı yenilgiye uğratarak hem özgürlük mücadelesinin çıkış yapmasına yol açmış, hem de Türkiye halklarına nefes aldırmıştır. İtirafçılaştırma politikalarına karşı „Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür“ diyerek direnişe öncülük eden Mazlum Doğan, „itirafçılaşma dışında başka yaşamanın yolu yoktur“ diyen faşist diktatörlüğe, direniş dışında yaşamanın, anlamlı yaşamanın yolunun olmadığını pratiğiyle ortaya koymuş ve kahramanlaşmıştır.
15 Şubat karanlığına karşıda M.Halit Oral öncülüğünde „Güneşimizi Karartamazsınız“ şiarıyla gelişen fedai eylemleri, uluslararası komployu boşa çıkardı. Onlarca tutsak bedenini ateşe vererek Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan etrafında ateşten bir çember oluşturdu. Bir kez daha kazanan fedai çizgisindeki direniş oldu.
2014 yılının Ekim ayında faşist AKP yönetimi tarafından hazırlanan ve 2015 seçimlerinden sonra pratikleştirilen „Çöktürme Planı“na karşı „sonu nasıl olursa olsun muhteşem olacak“ diyerek Özyönetim Direnişinin sembolü olan Komutan Çiyager, aslında yaşanan direnişin yüceliğini ve neleri ortaya çıkaracağını bu sözüyle netçe ortaya koyuyordu. Bu direniş büyük bir kahramanlık temelinde, büyük bedellerle aslında „Çöktürme Planı“nın sahiplerini daha başında çöktürmeyi başarmıştı.
Bugün de Leyla Güven öncülüğünde başlayan „Tecridi Kıralım, Faşizmi Yıkalım“ hamlesi aynı zamanda Özyönetim Direniş Hamlesinin devamı ve tamamlayanı niteliğindedir. Özyönetim Direnişleriyle önemli oranda boşa çıkan „Çöktürme Planı“, bu hamleyle tümden boşa çıkarılacak, AKP-MHP faşizminin çöküşünü beraberinde getirecektir. Bu hamlenin sembol ismi olan Leyla Güven’in, „Direniş büyütür, pasifizm öldürür“ şiarı da aslında dönem perspektifi niteliğindedir.
Çünkü AKP-MHP faşizmi tüm toplumu teslim almak istiyor. Kendilerine karşı, muhalif tek bir ses istemiyor. Uyguladığı baskı yöntemleriyle tüm toplumu tepkisiz ve pasif kılarak faşizmi kurumsallaştırmak istiyor. Leyla Güven’in pasifizme vurgu yapması bundandır. Ya pasif kalarak, mücadelesiz kalarak geleceğimizi karartmak isteyen bu güçlerin suç ortakları olacağız, ya da bedeli ne olursa olsun direniş temelinde bu gidişe dur diyeceğiz. Çünkü kazandıran, büyüten, yücelten, anlamlı yaşamı ifade eden ve aydınlık yarınları yaratacak olan direniştir.
İşte bugün her birimiz böylesine önemli bir kararı verme günlerindeyiz. Ya onur, özgürlük, demokrasi, adalet adına direnişten yana olacağız, ya da kaygılarımızın, korkularımızın, basit yaşam arayışlarımızın kölesi olarak pasifizmi tercih edeceğiz. Leyla Güven ve Süresiz Açlık Grevi direnişçileri bedenini ölüme yatırarak aslında böylesine önemli bir karar aşamasında bizlere yol gösteriyorlar. Direnişin anlamlı ve kazandıran tek yol olduğunu bize gösteriyorlar ve büyüyorlar. Eğer biz hala net değilsek, hala kararsız ve ikircikliysek demek ki vicdanımızda sorun var. Hiç dışarıda sorunu aramayalım, faşizmin baskısıyla izah edip duruşumuzu meşrulaştırmayalım. Baskıysa en alasını zindandaki direnişçiler yaşıyor. Sorun şu aşamada, direnişçilerin ölüm sınırına geldiği bu günlerde artık tamamen içseldir ve tek kelimeyle vicdan sorunudur.
Kendimizi kandırma, dış etkenlerle pasifizmi izah edip, meşrulaştırma yaklaşımlarını bırakma zamanıdır. Bu durumun vahametini en iyi gören Leyla Güven o yüzden „pasifizm öldürür“ demektedir. Faşizm her gün insani yanlarımızdan birini öldürüyor, bizden alıp götürüyor. Bu gidişe dur dememek yavaş yavaş insanlığımızı kaybetmek demektir. O yüzden gün vicdan günüdür. Gün insan kalmakta ısrar etme, bunun bedelini göze alarak kavgasına girişme günüdür. Ve gün direnişle büyüme günüdür.