Şuna inanıyorum: "İnsanım, devrimciyim, onurlu Kürd’üm" diyen hiç kimse Cizre’den-Sur’dan, Nusaybin ve Şırnak’tan sonra aynı olamaz, olamayacak! Hatta insanlığının ve Kürtlüğünün farkında olamayan gafiller, cahiller, katiller bile aynı kalamaz, kalamayacak. Çünkü evrenin sonsuz çeşitteki enerjileri içinde DİRENİŞ, çok yönlü değiştirme gücüne sahiptir. Direnmek değiştirir, direneni de karşısında direnileni de.

Direniş tarih boyunca yaratıcı enerjisi ile dokunduğu her şeyi değiştirmiştir, bugün olduğu gibi. Özyönetim ilanları temelinde yaşanan görkemli direnişler, Türkiye’nin, Kürdistan’ın, Ortadoğu’nun direniş geleneğini yaşatan güçlü ifadelerden biri oldu. Bu bölgelerin yakın ve uzak geleceğine damgasını vurdu. Emperyalist işgalin ve sömürgeciliğin DAİŞ başta olmak üzere bin bir türlü saldırganlığına karşı direnen tüm toplumsal kesimleri etkiledi. Cizre bodrumlarındaki yaralı insanların çığlıklarına vicdanlarını ısrarla kapatmalarına rağmen demokrasi ve özgürlüğü kendi tekellerinde gören ABD ve Avrupa’yı dünyanın gözünde değiştirdi. Bir bütün tüm direniş, özgürlük ve demokrasi dinamiklerine ve bunlara karşıt dinamiklere dokundu, değiştirdi.

Cizre bodrumlarında direnen, vahşice katledilen, yıkılan binaların enkazı ile birlikte vücut parçaları suya atılan insanlar, direnişin değerlerini, sınırlarını yükseltti!. Onlar Sur’da, Nusaybin’de, Gever’de, Şırnak’ta ve daha onlarca il ve ilçede uğruna ölümlerin en acılı şekillerini göze aldıkları özyönetim haklarını savundular. Faşizan bir devletin sınırsız ve koşulsuz biat isteyen pervasızlığını durdurmanın tek yolunun direniş olduğunu bilecek kadar tarihin çocuklarıydılar, günümüzü değiştirdiler. Paris Komünü, İspanya iç savaşı, Stalingrad, çok daha öncelerde kent özyönetimlerinde yaşanan direnişleri unutmayan toplumsal hafızayı tanıyacak kadar toplumsallığın çocuklarıydılar, toplumu değiştirdiler. Toplumsal doğanın her an’ının ve her dokusunun faşizme "no pasaran" dediğine inanacak kadar umudun çocuklarıydılar, umudu değiştirdiler, büyüttüler. Ve onlar korkuyu yüreklerimize, ruhlarımıza böylelikle yaşamlarımızın her anına yerleştirmek isteyen AKP’nin ve her türlü çetesinin yüreğine korku salacak kadar cesaretin çocuklarıydılar, korkuyu yıktılar. Onlar her gününe bir kadın cesedi fırlatan Türkiye’nin özgür geleceğini kadının özgürlüğünde görecek kadar kadın aşığıydılar, erkeği-kadını-aşkı-sevdayı değiştirdiler…

Özyönetim direnişine öncülük eden bu güzel insanların birçoğunun bir mezarı yok. Bazıları yakıldı, enkazın, moloz yığınlarının içine gömüldü. Faşizm binlerce yıldır sonsuz biat isteyen hastalıklı ruhu ile kendisine karşı direnen her kaleyi yıktı. Direnen halkları kiliselerde, camilerde toplu kıyımlardan geçirdi. Uçurumlardan, uçaklardan denizlere, okyanuslara atıp balıklara yem etti. Ama ne unutturabildi, ne kaybettirebildi, ne de bitirebildi. Karlar altındaki toprakta uyuyan tohumları; bahar yağmurları, rüzgar, güneş ışınları bulur, çiçeğe ve meyveye dönüştürür onları. Yaşamın direnen tüm damarları da bu insanları, halkları öyle çekip alıyor, onlarla besleniyor ve onlara yeniden can veriyor.

Asıl öldüren ölüyor her zaman. Zapata’yı anlatan filmi birçoğumuz izlemişizdir. Zapata vurulduktan sonra direnişçi köylüler onun cenazesini hemen kaldırırlar. Onun vurulduğunu söyleyenlere de ‘‘Hayır, az önce ben gördüm, şuradaydı, buradaydı’’ diye onlarca farklı ağızdan farklı cevaplar verirler. Mesaj anlaşılmıştır, Zapata bir ruhtur, ölmez, o yaşıyor. Pir Sultan’ı zalim vali Hızır Paşa ipe gönderir, halk onun sır olduğuna ve idam ipinde bir güle dönüştüğüne inanır. Mesaj aynıdır, ‘‘Bir gideriz, bin geliriz.’’ Direniş, değiştirir! Ölümü yaşama, ölüyü diriye döndürür. 

AKP, ölendir şimdi, her an ve her gün. Öldürdükçe ölendir, direnenle ölendir, direneni katlettikçe ölendir. Zulümle ölendir. Moloz yığınlarıyla atıp yok ettiği aslında kendisidir. Yaşamın direngen damarlarını; yanarak, parçalanarak ve molozlar altında kalarak, alnından vurularak, ‘‘muhteşem direnip, muhteşem şehit düşerek’’ besleyen öz yönetim direnişçileridir. 

Bugün özyönetim ilanı yapan, bu konuda aktivite içinde olan neredeyse herkes tutuklu. Ağır cezai yaptırım talebiyle haklarında açılan sayısız dava var. Tutuklanmayanlar pişman ettirilmeye çalışılıyor. Geçen her gün gösteriyor ki faşizmi ancak direniş çözebilir. Sınırsız biat istemeye programlanmış ölüm makinesine dönen AKP’yi sadece ve sadece Türkiyeli halkların öz yönetim hakları için ortak ve bilinçli temelde yükseltecekleri direniş durdurabilir. Demokrasi ve özgürlük özyönetim direnişçilerinin açtığı onurlu yoldan yürümekle kazanılabilir. 

Fransa’da çıkan Le Peuple Breton dergisinin “Şimdi Türk Cumhurbaşkanı’nın bu siyasi partiye ve genel anlamda Kürtlere yönelik kini daha iyi anlaşılıyor. Kürtler, Ortadoğu’nun anahtarıdır. Bir tek onlar, birinin diğerine karşı savaşması değil, ortak bir yaşam projesi öneriyor” sözleri ile dillendirdiği hakikati tüm Türkiyelilerin daha fazla geç olmadan, Türkiye tümden kaybedilmeden anlaması lazım. 

Türkiye’de onlarca yıldır direnen ekolojik özyönetim bilinci, Artvin-Cerattepe direniş ruhu, Gezi Direniş ruhu ve Kürdistan özgürlük Hareketi öncülüğünde gelişen öz yönetim ruhunu birleştirecek bir halk öncülüğü Türkiye’ye kan kusturan faşizmin panzehiridir. Faşizm zehrine karşı büyük acıları göze alarak bu panzehiri içen ve bizi içmeye çağıran tüm öz yönetim direnişçilerini saygı ile anıyoruz. Bize onurlu ve özgür insanlar olarak yaşama mücadelesinde açtıkları yeni ufuklar ve mevziler için onlara minnettarız.