Türkiye’de beklendiği gibi referandum sonuçları itibarıyla yoğun tartışmalara yolaçtı. Birçok çevre referandumda hile yapıldığını ve meşru olmadığını dile getiriyor. Sorun sadece referandumla sınırlandırılırsa yanlış olur. Bu hükümetin kendisi de meşru değil. Özellikle hile ve darbe süreci 7 Haziran seçimlerinden sonra açık seçik yapıldı.
Erdoğan ve AKP 7 Haziran’da seçimi kaybettiler. AKP hükümeti düştü. Tek başına hükümet kurma şansları yoktu. Bu durumda koalisyona gitmeleri gerekiyordu. Ayrıca HDP büyük bir başarı elde etmiş, yüz milletvekili çıkarmıştı. Türkiye’de demokratik bir alternatif ve umut ortaya çıkmıştı. Halkın bu seçimine saygı göstermek yerine Erdoğan hemen Bahçeli ile anlaşarak seçimleri geçersiz saydı. 1 Kasım seçimleri bu darbe tertibi sonrası ve kanlı saldırılarla yapıldı.
Savaş ve kitle katliamları eşliğinde 1 Kasım’da iktidar AKP tarafından gasp edildi. En büyük propaganda argümanları da güvenlik olmuştu. İstikrar ve güvenliği sağlayacaklardı. Sonuçta ortada ne güvenlik ne de istikrar kaldı. Kısmi “normal ortam” da ortadan kaldırıldı. Türkiye’de savaş ve yıkım giderek derinleşti ve yaygınlaştı. Şehirler yerle bir edildi, binlerce cenaze kaldırıldı.
Erdoğan ve AKP’nin normal demokratik bir ortamda seçim kazanma ve iktidarı elde tutma şansları kalmamıştır. 15 yıldır iktidardalar. Artık söyleyecekleri yalanları ve kimseyi kandıracakları malzemeleri yoktur. Mağdur edebiyatının da bir gerekçesi kalmadı. AKP diye bir parti de kalmamıştır. Tüm kurucuları tasfiye edilmişler. Ortada Erdoğan’ın elinde kalmış, onun talimatlarını uygulayan bir şebeke var.
Erdoğan yasal yollardan iktidarı bırakıp gitmez. Her türlü kanlı oyunu tertiplemekten geri durmaz. Bunu yapıyor. Anneler ağlamasın diye meydanlarda boy gösteren Erdoğan şimdi kaç bin Kürt öldürdüğünü övünerek anlatıyor. Orduyu Suriye’ye sokmuş. Güney’e sokmak için orduya ve KDP’ye baskı yapıyor. 15 Temmuz darbesini tertiplediler. Bu darbe oyunları üzerine asıl darbeyi kendisi yaptı. Yüzbinlerce insan işten atıldı, hapislere dolduruldu. Ardı arkası gelmeyen operasyonlar devam ediyor.
Basını kapatıp aykırı seslere izin vermez oldular. Türk tarihinde bu kadar işlevsiz bırakılmış bir basın olmamıştı. Var olan gazete ve televizyonlar da tamamen Erdoğan’ın borazanlığını yapıyor. OHAL ortamında ve KHK’larla ülke yönetiliyor. 12 Eylül anayasası ve yasalarlarıyla bile ülkeyi yönetemiyorlar. Onun için daha faşist ve tüm yetkilerin elinde toplandığı bir diktatörlüğe ihtiyaç duyuldu. Halkın ihtiyaçlarına, demokrasi güçlerinin taleplerine uygun bir anayasa yerine kendisini güvenceye alan bir anayasayı halka dayattı. Bunu da önce Bahçeli’yle yaptığı gizli, karanlık pazarlıklarla meclisten geçirdi.
24 Temmuz 2015’te savaşı başlatan AKP başka bir yere gidemezdi. Savaş ve kaos ortamını yaratanlar barış ve demokrasi getiremezler. Erdoğan sürekli gerilim yarattı. Halkı korku ve güvenlik endişesi içinde tutarak sağlıklı düşünemez, tercih yapamaz hale getirmek istedi. Devleti gerçek anlamda çeteleştirdi. Resmi güçler bile çete olarak kullanılıyor. Ordu, polis teşkilatı Erdoğan’ın özel teşkilatı haline getirilmiş durumda. PKK’ye karşı sürekli ırkçılığı ve şovenizmi kışkırttı. Referandumda bile CHP, HDP, Kandil hayır, diyor diye muhalefeti baskı altına almaya çalıştı.
Sanki PKK şimdiye kadar Türkiye’de faşizme karşı durmamış da, demokrat Erdoğan’a karşı durarak büyük bir yanlış yapmış gibi lanse ediliyor. Halbuki Erdoğan dahil Türkiye’de siyaset yapanların tümü varlığını büyük oranda PKK’ye borçludurlar. 12 Eylül faşist darbesine karşı duran ve direnen sadece PKK idi. PKK direnip savaştığında Erdoğan ve yalakaları deredeydi? Erdoğan hangi direnişe öncülük yapıyordu?
Özcesi Erdoğan halkın ve demokrasi güçlerinin tahmin ettiği ve beklediği gibi referandumu çaldı, gasp etti. Kimse Erdoğan’ın tek yanlı yürüttüğü kampanyayı başka türlü sonuçlandıracağını beklemiyordu zaten. Erdoğan halkın tercihine saygılı olacaksa eşit şartlarda kampanya yürütürdü. Olmadığına göre gözü çalmakta, hilede. Nitekim referandum sonuçlarını AGİT heyeti de kabul etmedi. Adil ve eşit şartlarda referandum olmadı, şeffaflık uygulanmadı diye açıklama yaptı. CHP ve HDP, birçok çevre görülmemiş boyutlarda itirazlarda bulundular.
Erdoğan bütün itirazlara „atı alan Üsküdar’ı geçti” biçiminde cevap verdi. Yani fırsatçılık yaptığını, hile de olsa alıp götürdüğünü, söylüyor. Erdoğan ne derse desin, AKP artık sonun başlangıcındadır. Bu haliyle AKP bir secimi daha çıkaramaz. Kaçınılmaz sonu görünmüştür. Bu kadar tek yanlı, baskıcı bir ortama rağmen referandumu kazanamadılar. Kürt halki katliamlar ortamında kararlı durmuş ve faşizme geçit vermeyeceğini göstermiştir. Türkiye halkları da 12 Eylül’de olduğu gibi boyun eğmemiştir. Güçlü bir direniş geleneği oluştuğu ortada.
Bundan sonra sağlam bir demokrasi projesi etrafında Kürtler ve demokrasi güçleri birlikte direnişi sürdürmek zorundadır. Erdoğan’ın sürekli baskı ve kara propagandayla bu birliği hedefleyeceği açıktır. Korktuğu anti-faşist bir demokrasi cephesidir. Faşizme karşı dindar çevrelerden, milliyetçilere, devrimcilerden Kürt Özgürlük Hareketine kadar geniş bir yelpazenin ortaklaştığı görüldü. Bunu gözeterek Türkiye’nin geleceğine müdahale edilmelidir. Erdoğan’ın devletin güçleri dışında silahlı çeteler örgütlediği, gözü kara bir iç savaşa bile hazırlık yaptığı bilinmiyor değil. Bu kadar iktidar hastası olmuş, ve faşizmi bir yönetim biçimi olarak dayatan güce demokratik bir alternatifle ancak cevap olunabilir. Demokrasi güçleri şimdi referandumdan öncesine göre daha güçlüdürler. Sonuçlar herkese moral verdi. Kazanılacağı görüldü. Daha güçlü bir özgüvenle görevlerin başına gitmek zamanıdır.