İHD Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan, yargının İmralı’daki yasağı kaldırmasını, Adalet Bakanı’nın fiili engelin kaldırıldığını söylemesinin, 2 Mayıs’taki avukat görüşmesinin ve CPT’nin gelmesinin devam eden direniş sayesinde olduğunu söyledi.
İHD Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan, “Adalet Bakanı’nın ‘yasağı kaldırdık’ demesi ile mahkemenin yasağı kaldırması aynı şey değil. 2011-2016 arasında mahkeme kararı yok, fiili bir engelleme vardı. Adalet Bakanı’nın sözleri ‘fiili engelleri de kaldırdık demek’ anlamı taşımalı” dedi.
Bursa Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kaldırılan yasağın Adalet Bakanlığı tarafından da açıklanmasına rağmen 2 Mayıs sonrası avukatların yaptığı görüşme başvurularına olumlu ya da olumsuz herhangi bir yanıt verilmedi. İHD Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan, gelişmeleri Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi.
CPT ile görüşüldü
Hem avukat görüşünün hem de Adalet Bakanlığı tarafından yapılan açıklamanın önemli olduğunu kaydeden Türkdoğan, İşkence ve Kötü Muameleyi Önleme Komitesi’nin (CPT) 5 Mayıs’ta Türkiye’ye geldiğini, 6 Mayıs’ta İHD ve TİHV yetkilileri ile görüştüğünü paylaştı. Türkdoğan, görüşmeye dair şunları söyledi: “Görüşmede hem açlık grevini, tecrit sorununu ifade ettik hem de işkence kötü ve muamele yasağına aykırı uygulamalar konusunda raporlarımızı paylaştık; İmralı’ya gitmeleri gerektiğini ifade ettik. İmralı’ya gidileceğini biliyorduk. Bakanın açıklaması sonrasında anladık ki İmralı’ya bir gün sonra gitmişler. 2017’de yaptığı tespitleri gözlemlemek için Türkiye’ye geldiler. Tabi ki zamanlama önemli; açlık grevlerinin olduğu bir dönemde geldi. İmralı’ya gitmeleri oldukça önemliydi. CPT’nin tavsiyelerimize uyacağını beyan etmesi de son derece önemli.”
Avukatlar gidebilmeli
Adalet Bakanı Gül’ün açıklamasıyla birlikte bu hafta İmralı’da bir avukat görüşmesinin olmasını beklediklerini kaydeden Türkdoğan, şöyle devam etti: “Bu açıklama sonrasında gerekiyor. Olası bir avukat görüşünde İmralı’dan devam eden açlık grevlerine ilişkin düşüncesi biraz daha net olarak kamuoyuna yansımasını bekliyoruz. İmralı’da avukat görüşmelerinin başlayacak olması tecridin kırıldığını gösterecek. Yapılacak avukat görüşmesi ve oradan çıkacak sonuçları beklemek gerekiyor. Sonuçta açlık grevindekilerin bir iradesi var. Onlar değerlendirip karar vereceklerdir.”
Engeli kaldırdık, diyor
Adalet Bakanı’nın açıklamasının “taahhüt” anlamı taşıdığını belirten Türkdoğan, şöyle izah etti: “Adalet Bakanı’nın ‘yasağı kaldırdık’ demesi ile mahkemenin yasağı kaldırması aynı şey değil. Mahkeme teknik karar alır. 2011-2016 arasında mahkeme kararı yok, fiili bir engelleme vardı. Bir Adalet Bakanı’nın televizyonlarda İmralı’daki ‘yasakları kaldırdık’ demesi ‘fiili engelleri de kaldırdık’ anlamı taşımalı. Ben en azından böyle yorumluyorum. Mahkeme kararı ile aynı şey değildir. Eğer olsa avukatların zaten 22 Nisan’dan bu yana düzenli görüşme yapması gerekirdi ama sadece bir kere görüştüler. Bakan böyle bir şey söylüyorsa bunun taahhüt olarak alınması gerekiyor. Tereddütlerin giderilmesi bakımından avukat görüşmesinin sağlanması gerekiyor. Görüşme sağlandığı ve Öcalan’ın mesajı getirildiği takdirde tecridin sona erdiği yorumlanabilir.”
Direniş belirleyici oldu
Türkdoğan, özellikle Kürt tarafının ısrarlı olarak Öcalan’ın yasal haklarını hatırlatmasının, avukatlarıyla, aile bireyleriyle görüştürülmesini vurgulamasın önemli olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti: “Çünkü daha önceki süreçlere baktığımız zaman çeşitli bazı heyetler gidiyordu. Özellikle 2013-2015 arasında İmralı heyetiyle görüşmeleri söz konusu iken de avukatlarıyla görüştürülmemişti. O zaman da eleştirmiştik. Çünkü bir kişi yasal hakları neyse onlardan yararlandırılmalı. Heyet ziyaretlerini ve başka görüşmeler yapmalı. Avukatlarıyla görüşmesinin sağlanmasının birinci etkisi açlık grevleri olduğunu düşünüyorum. 8 Kasım’da Leyla Güven’in başlattığı ve 16 Aralık’ta cezaevlerinde açlık grevleri başlaması ve yaygınlaştırılması, 1 Mart itibariyle 90 hapishanede 2 bin 983 tutuklunun süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olması, 30 tutuklunun ölüm orucuna başlaması ve kararlı duruşların etkisi olduğunu düşünüyorum. Tüm bunlar devlet yetkililerine artık yasal haklar yönünden adım atmaya zorlamıştır.”
Barış görüşmeleri olamazdı
Türkdoğan, asıl meselinin Öcalan’ın siyasal pozisyonu ve yapılması gereken barış görüşmeleri olduğunu belirterek, şunları hatırlattı: “Türkiye’de 2015’ten bu yana silahlı çatışmalar yaşanıyor ve siyasi iktidar, Kürt sorununun çözümünde yeniden şiddet ve savaş politikalarına dönmüş durumda. Bunu çok sert bir şekilde yapmasının yanı sıra sadece Türkiye coğrafyasında değil; Suriye’de, Irak’ta hatta İran coğrafyasında da yapmak istiyor. Suriye ve Irak’ta bunu bir açık savaş boyutunda sürdürüyor. Şiddet politikalarının sürdüğü bir noktada siz barış görüşmelerini sürdürmezsiniz. Öcalan ile yapılan son heyet görüşmesinin tarihi 5 Nisan 2015, İç Güvenlik Paketi’nin Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihtir. Sonradan görüşme notlarından öğrendiğimiz kadarıyla Öcalan o gün İmralı heyetine bir daha benimle görüşmeye gelmeyebilirsiniz sözlerini sarf etmiştir. Her şey birbirine ne kadar paralel gidiyor. Dolayısıyla bunu bu şekilde okumak gerekiyor.”
Yeniden barış görüşmeleri
Türkiye’nin yeniden barış görüşmelerine yönelmesi gerektiğine işaret eden Türkdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü: “O halde yeniden Abdullah Öcalan ile görüşmelerin başlaması gerekiyor. Bu görüşmeler başlamadan da Abdullah Öcalan’ın mutlaka haklarını kullanabilmesi, avukatları vasıtasıyla dış kamuoyuyla iletişim halinde olması, her türlü gazetenin kendisine iletilmesi, diğer mahpuslara tanınan haklar tanınması gerekiyor. Dış dünya ile iletişimi kesilen bir insanla siz diğer bazı siyasi konuları ne kadar sağlıklı görüşüp müzakere yapacaksınız. Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizin, siyasi krizin, anayasasızlık halinin aslında bir bütün olarak siyaseten ve hukuken bir çıkmaz içerisinde olduğu bu dönemde yeniden barış görüşmelerinin başlaması gerekir.”
Öcalan duruşunu koruyor
Türkdoğan, Öcalan ve İmralı’daki diğer 3 tutsağın 6 Mayıs’ta kamuoyuna deklare ettiği mesajda “demokratik müzakere” ve “toplumsal uzlaşı” çağrısının üzerinde önemle durulması gerektiğini belirterek, şöyle devam etti: “Öcalan’ın Kürt sorunundaki barış arayışları çok öncelere dayanır. 1993’te kamuoyuna ateşkes ile deklare edilmiş ve bu yıllar boyu hep sürmüştür. Nitekim 2013’teki 8. ateşkes, tarihiydi ve ilk defa her iki tarafın fiilen uyduğu ve aslında mutabakatın sağlandığı önemli bir aşama olarak değerlendirmiştik. Bu fırsatın kaçırılmaması gerektiğini söylemiştik. Bu bağlamda Abdullah Öcalan’dan farklı bir mesaj geleceğini düşünmüyorduk. Öcalan bütün bu süreçleri 1970’ten beri yaşayan biri olarak özellikle 1990’lı yıllarda Kürt sorunundaki çözüm iradesini defalarca kamuoyuna deklare etti. Mesajında 2013 Newroz Bildirgesi’ne ve toplumsal uzlaşmaya atıf yapması, demokratik müzakereden bahsetmesi çok önemli. Bu mektuptan hareketle Türkiye’nin 28 Şubat 2015’te Dolmabahçe’de kamuoyuna açıklanan 10 maddelik Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözümüne dair açıklanan esasları dikkate alınması gerektiğine işaret ediyor. Abdullah Öcalan’ın barış politikasındaki kararlılığını net olarak görmekteyiz.
İmralı’da masa oluşturulmalı
Müzakereye geçilmesi için diyalogların sağlanması gerekiyor. Diyalog ve uzlaşı sağlandıktan sonra tarafların asgari eşit ortamlarda fikirlerini tartışabilecekleri, görüşebilecekleri ortamların yaratılması gerekiyor. Bu da İmralı’da masanın yeniden oluşturulması demektir. Demokratik müzakereden kasıt demokratik kesimlerin bu süreçlere katılımının öngörülen şekilde yapılması anlamı taşır. Türkiye’de Kürt sorununun çözümünde tüm toplumsal kesimlerin bu süreçlere aktif olarak katılması gerekiyor ki sürece sahip çıkılabilsin.”
ANKARA