Türkiye'de savaş giderek derinleşecek. Erdoğan ve hükümetinin tutumu bunun bütün işaretlerini veriyor. Özellikle Cizre gibi ilçelerin günlerce kuşatmaya alınması ve sokağa çıkma yasaklarının sürdürülmesi, şu ana kadar yirmiye ulaşan sivil insanın katledilmesi sıradan olaylardan sayılamaz. Bunların üzerine MİT ve yeşil Gladyonun organizesi ve faşist odakların harekete geçirilmesi, HDP binalarına saldırılar, Kürtlerin hedef alınması faşizmin egemen kılınmasının göstergeleridir.

Erdoğan bu ırkçı ve faşist saldırıları anlaşılan kendi çıkarına görüyor. Böylece HDP'yi ezecek ve devre dışı bırakarak seçimleri kazanacak! PKK'yi ezemeyeceğini ve teslim alamayacağını iyi biliyor. Tansu Çillerli ve Doğan Güreşli yılları unutmuş olamaz. Onların hiçbiri sonuç alamadı. Onun için hepsi tasfiye oldular. Erdoğan bu tasfiye olmuş güçlerin yarattığı boşluklardan öne çıktı ve iktidar olabildi. Bunu bilemeyecek kadar akıl yoksunu olamaz. Şimdi PKK'yi Kürt halkını ve devrimci güçleri ezme ve katliamdan geçirmeyle, tehdit etmeye çalışıyor.

PKK'yi halkı katliamdan geçirme tehditleriyle sınırlandıramazlar. PKK'nin siyasi deneyimleri ve birikimi AKP ve Erdoğan'dan daha fazladır. PKK kırk yıldır bu ülkede politika yapıyor ve güçlü bir direniş örgütleyebildi. Büyük tarihsel birikimlerini ve bu halkın kazanımlarını kimsenin çarçur etmesine izin vermeyecektir. Kürt halkı hala açık bir soykırım kıskancındadır. On binlerce insan yaşamından oldu, milyonlarcası yerinden edildi. Çocukları hala tek dil, Türkçe ile  eğitime zorlanıyor. Böylesine ağır bedel ödemiş ve açık bir asimilasyon ve soykırım kıskacındaki bir halkın direnmekten başka yapacağı ne olabilir? Varlığını Türk varlığına armağan etmesi beklenemez herhalde!

Erdoğan ve AKP şuna ikna olmuş; HDP ezilmeden, baraj altında bırakılmadan bir daha tek başına iktidar olamazlar. İktidar olmadıkları için de Erdoğan açık bir darbe düzenledi ve 7 Haziran seçimlerini geçersiz saydı. Yeniden seçimi kazanmak için de kaos ortamında, savaşı tırmandırarak, yükselen ırkçılık ve milliyetçilik ortamında HDP'yi ezmek gerekiyor. Bu stratejiye uygun olarak da faşitlerle, polis ve istihbarat güçleriyle Türkiye tarihinde görülmemiş bir yoğunlukta HDP binalarına saldırılar sürdürülüyor. Tansu Çiller zamanında DEP binası ve Özgür Ülke gazetesi bombalanmıştı ama HDP'ye yapıldığı gibi yaygın saldırılar yoktu. Erdoğan ve Davutoğlu, Tansulu ve Güreşli yılları aşmış, bir legal partiye ve sivil kurumlara saldırıda rekoru ele geçirmiş bulunmaktadırlar.

Faşist güruhların sokaklara salınması, HDP binalarının yakılıp yıkılması, Kürtlere yönelik linç girişimleri Erdoğan'a yeni bir seçim kazandıracak mı? Bu ırkçı ve faşist dalganın Erdoğan'ın istediği gibi kontrolunda kalacağı garantili midir? Bizce değildir. Davutoğlu, Ortadoğu ateş çemberindeyken Türkiye bir sükunet adası, bu bir "başarı öyküsü" diyordu. Bu başarı öyküsüne sahip çıkamadı. Erdoğan Dolmabahçe protokolünü tekmelerken, "Yapma, bu Türkiye'nin geleceğini ilgilendiriyor" diyemedi. Şimdi de yükselen ırkçı, faşist dalgaya umut bağlamış gibiler. İç savaş tırmandıkça, Türkiye yönetilemez hale geldikçe Erdoğan ve Davutoğlu da bu dalganın altında kalacaklar. Tırmanan savaş kesinlikle onları da silip süpürecektir.

24 Temmuz'da büyük hava saldırılarına başlayan, tonlarca bombayı Kürtlerin üstüne boca edenler şimdi yapılan misilleme eylemlerine ağıtlar yakıyorlar. Cizre'de, Silopi'de diğer yerleşim yerlerinde çocuklar, kadınlar, gençler öldürülürken sesini çıkarmayanlar, görmezden gelenler nasıl birlikten ve kardeşlikten sözedecekler? Tek yanlı yayınlar ve savaş kışkırtıcılığı Kürt halkını sizlere yakınlaştırmayacaktır. Tehditlerle, öldürme ve linçlerle bu halkı teslim alamazsınız. Bu halk bir daha sizin ırkçı, faşist ve sömürgeci politikalarınıza boyun eğmeyecektir.

Direnmek ve kendisini savunmak her halkın hakkı olduğu gibi Kürdistanlıların da hakkıdır. Savunma hakkı kutsaldır ve meşrudur. Bu hakkı kimse Kürtlerin elinden alamaz ve başka bir dayatmada bulunamaz. Bazı hain Kürtler AKP'nin kucağına oturmuş, yüzleri sömürgecilere dönük özgürlük hareketine ve bu halka televizyonlarda, gazetelerde düşmanlık ediyor ve halkı direnişten koparmaya çalışyorlar. Kürtlerin kendisini yönetmesine açıktan karşı olduklarını söyleme cüretini gösterebiliyorlar. "İstemiyorum, PKK'nin bizi yönetmesini istemiyorum" diyorlar. İstemeyebilirsiniz ama Kürt halkının yakasından düşeceksiniz. İhanetinizi bu halk unutmayacaktır. Kişisel ikbal ve önünüze atılan kemikleri bu halkın özgürlüğünden daha vazgeçilmez görebilirsiniz. Ama bu halkın içinde yerinizin ve beş paralık bir itibarınızın olmadığını da görüyorsunuz. 

Kürdistan'da bedeli ağır da olsa bu halk kendisini koruyacaktır. Ancak metropollere taşırılan ve rehin olarak tutulan, yeri geldiğinde katliamla terbiye edilmeye çalışılan halkımızın daha duyarlı ve dikkatli olması gerekiyor. Bu işin şakası yoktur. Bu işleri organize eden devlet ve hükümetin kendisidir. Yaşamını tehlikede görenler Kürdistan'a dönmeli ve direnişten kopmamalıdır. Direniş dışında bu katil ve faşist güruhlar karşında varolma imkanı yoktur. Direniş ve örgütlü savunma mutlaka sağlanmalıdır.k