KCK (Koma Civakên Kurdîstan) Yürütme Konseyi Mayıs ayının ilk haftasında yaptığı toplantının sonuçlarını açıkladı. Mücadelenin özyönetim şehitlerinin iradesi ve kararlılığıyla kesintisiz sürdürüleceği ilan edildi. Mücadelenin özyönetim temelinde yerel demokrasinin sağlanıp Türkiye'nin demokratikleşmesine kadar sürdürüleceği ilanı tarihi bir karar olmuştur. Çünkü Türkiye yerel demokrasinin varlığı temelinde demokratikleşmedikçe ne Türkiye'de ne de Ortadoğu'da sorunları çözmek mümkündür. Sorun ne Suriye’dir, ne de Irak’tır. Bölgedeki tüm gerici ve despot iktidarlar Türkiye'nin varlığından güç alarak ayakta kalmaktadırlar. Türkiye demokratikleştiğinde bölgedeki tüm demokratik olmayan iktidarlar yaprak dökümü gibi döküleceklerdir. 

Türkiye'de savaş bölücülerle, bölücülüğe karşı olanların savaşı değildir. Türkiye'de savaş demokrasi getirmek isteyenlerle demokrasi düşmanı faşist AKP ve ittifakları arasında geçmektedir. Eğer bir bölücülükten söz edilecekse, o da Türk devleti ve AKP'nin izlediği politikaların Türkiye ve bölgede halkları bölmesi ve birbirine karşı savaşır hale getirmesidir. Tayyip Erdoğan kendinde bulunan tüm kötü vasıfları başkalarına yükleyerek kendi gerçeğini gizlemek istiyor. Tayyip Erdoğan 14 yıllık AKP iktidarı boyunca hep böyle yapmıştır. Kendisindeki tüm olumsuzlukları başkalarına yükleyerek dikkatleri kendi üzerinden uzaklaştırmaya çalışmıştır. Şimdi de böyle yapıyor. Irkçılığı da, milliyetçiliği de, bölücülüğü de Tayyip Erdoğan yapmaktadır. Eğer bir terörden söz edilecekse o da AKP faşizminin halklara ve demokrasi güçlerine uyguladığı devlet terörüdür. 

Bölgede Türk devleti ve AKP iktidarı kadar milliyetçilik yapan, milliyetçiliği kışkırtan başka bir devlet ve iktidar yoktur. Herhalde Ortadoğu'da her gün tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak diyen başka bir siyasi lider bulunamaz. Ortadoğu'da mezhepçiliği de Erdoğan kadar yapan yoktur. Bu konuda liderliği Suudi Arabistan’dan devralmıştır. Suriye’de savaşın mezhep savaşı haline gelmesinin birinci derecede sorumlusu AKP iktidarıdır. Bölgede mevcut Irak ve Suriye rejimlerine karşı mezhepçi temelde ittifaklar ve bloklar kuran Türkiye’dir. Şu anda Türkiye Suudi Arabistan ve Katar’la birlikte bölgedeki faşist çetelerin hamisi olmuşlardır. IŞİD de, El Nusra da, Ahrar El Şam da vd. faşist çeteler de bu ittifakın varlığından beslenmekte ve desteğini bunlardan almaktadır. KDP ile de PKK karşıtlığında birleşerek Sünni cepheyi genişletmişlerdir. Tayyip Erdoğan’ın böyle bir Sünni cephe ile ittifak yapmasına rağmen dünyanın gözünün içine bakarak “ben mezhepçiliğe karşıyım” demesine kim inanır? Kılıçdaroğlu’nu bile Alevi olduğu için meydanlarda yuhalatmıştır. 


AKP’nin Alevi düşmanlığı

Faşist şef Tayyip Erdoğan mezhepçiliğini İslam maskesi takarak örtmeye çalışsa da, Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar bir mezhepleşme ayırımı, inanç ayırımı ortaya çıkarmıştır. Öyle ki, yürüttüğü açık Kürt düşmanlığını açık Alevi düşmanlığına kadar vardırmıştır. Yakın zamanda tüm Alevileri ve Alevi örgütlerini teröre destek veriyor diye açıkça karşısına alıp saldırıya geçerse hiç kimse şaşırmasın. Nitekim yandaş basın ve yalakaları bunu her fırsatta söylüyorlar. Bu açıdan Aleviler ve Alevi örgütleri AKP faşizminin Alevi düşmanlığına ve saldırılarına hazır olmalıdırlar. Terolar’daki kamp bir adımdır. Eğer daha başlangıçta geriletilemezse Alevilere yönelik saldırılar artarak devam edecektir. Ya Tayyip Erdoğan ve Saray Gladyosunun Alevi anlayışı, yorumu kabul edilip asimilasyon değirmeni içine girilecek ya da AKP faşizmine karşı tüm demokrasi güçleriyle birlikte direnilecektir. 

Bölücülük yapan da AKP ve Tayyip Erdoğan’dır. Kürt Halk Önderi ve KCK defalarca nasıl bir Türkiye istediklerini ortaya koymuşlardır. Kürt Özgürlük Hareketi demokratik özerklik temelinde yerel demokrasiye dayalı Kürt sorununun çözümünü istediklerini sürekli vurgulamıştır. Kürt Halk Önderi ve Özgürlük Hareketi kategorik olarak tüm devletlere karşıdır. Devletlerin özgürlük ve demokrasi karşıtı olduğunu söylemektedir. Ancak devlet+demokrasi olarak Kürtler başta olmak üzere tüm halklar ve demokrasi güçlerinin mevcut devletle yan yana yaşayabileceklerini söylemişlerdir. Bu durumda halklar, emekçiler, kadınlar, gençler, farklı inançtan topluluklar tam demokrasiye ulaşmak için devlete karşı mücadelelerini demokratik kurallar içinde sürdüreceklerdir. Kürt Halk Önderi bu demokrasi anlayışını 60 sayfalık Kürt sorununun çözümünde Yol Haritası belgesinde Türk devletine sunmuştur. Bu yol haritasında KCK’nin ne olduğunu da, ne olması gerektiğini de ifade etmiştir. Türkiye'nin birliği içinde demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü politikasını ve projesini sunmuştur. Bu birlik projesini reddeden, ısrarla inkarcılığı sürdürerek bölücülük yapan AKP iktidarıdır. AKP ne Kürtlerin ne de Alevilerin varlığını kabul ediyor. Kürtler için öngördüğü, zaman içinde Türkleştirmek, Aleviler için öngördüğü ise zaman içinde Sünni Hanefi haline getirmektir. 


Halkları birleştirecek tek çizgi

Bu yaklaşımlar dikkate alındığında kim birleştirici, kim bölücüdür? Ortada bölücülük diye bir şey yoktur. Kürtler demokratik birlikte ısrarlıdır. Ancak AKP ve tüm faşist müttefikleri bölücülük yaygarası altında uyguladıkları devlet terörüyle başta Kürtler olmak üzere tüm demokrasi güçlerini ve Alevileri, yani muhaliflerini saf dışı etmek istemektedir. Öyle ki bölücülük yaygarasıyla CHP’yi bile kuyruğuna takıp saf dışı etmektedir. CHP “senin yaptığın ırkçılık, mezhepçilik, bölücülüktür; sen bölücülük ve Kürt düşmanlığı yaparak bu temelde tüm muhaliflerini devlet terörü ve imkanlarıyla saf dışı etmek istiyorsun” diyemiyor. Bölücü olmadığını ispatlamak için AKP'nin kuyruğunda hizaya geçiyor. Dokunulmazlık konusunda AKP'ye en büyük desteği MHP değil CHP vermektedir. MHP zaten her zaman Kürt düşmanıdır. Bu açıdan MHP’nin Kürt düşmanlığı ve HDP düşmanlığının ne bir değeri vardır, ne de yeniliği! Aksine AKP'nin gerçek yüzünü açığa çıkarmada MHP’nin desteği önemli bir rol oynamaktadır. 

KCK Yürütme Konseyi yaptığı açıklamada bölgede mezhepçilik ve milliyetçilik yaparak halkları bölen, birbirine karşı savaştıran, bu temelde bölgeye dış müdahalenin gerekçesini yapan AKP ve tüm despot iktidarlar karşısında halkların özgür ve demokratik yaşam seçeneği olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bugün Ortadoğu'da halkları birleştirecek tek çizgi Kürt Halk Önderi ve PKK'nin çizgisidir. KCK bir toplumsal sistem olarak özyönetimi, demokratik özerkliği ve yerel demokrasiyi ifade etmektedir. Zaten “özyönetim ve yerel demokrasiye dayalı Türkiye'yi demokratikleştirene kadar mücadeleyi sürdüreceğiz” denilmesi bu anlama gelmektedir. KCK’nin esas siyasi amacı, Kürt demokrasisine dayalı Türkiye'yi demokratikleştirmektir. Kürtler kendilerini demokratik toplum ve demokratik sistem haline getirmeden Türkiye demokratikleştirilemez. Türkiye demokratikleştirilmeden de hiçbir hak kalıcılaştırılamaz; Kürt sorunu çözülemez. Bu açıdan bu iki mücadele iç içedir. Kürt halkı AKP iktidarı Türkiye'de demokratikleşme ve Kürt sorununun çözüm kapısını kapattığı için; kendi yaşadıkları topraklarda özyönetim hamlesi yaparak Türkiye'nin demokratikleşmesine bir kapı açmışlar ve demokratikleşmenin Kürdistan'daki ayağını koruyup güçlendirmeyi hedeflemişlerdir. Türkiye'de milliyetçiliğe, mezhepçiliğe ve bu temelde geliştirilen devlet terörüne karşı mücadele etmek için özyönetim ilan etmişlerdir. 

Açıklamada ifade edildiği gibi 7 Haziran sonrasında yapılan faşist darbe karşısında ya boyun eğilecekti ya da direnilecekti. AKP iktidarı 7 Haziran sonrası yaptığı darbe ve topyekün savaşla Kürt halkına ve demokrasi güçlerine kırk katır mı, kırk satır mı politikasını dayatmıştır. Direnmeden teslim olmak, ölümü ve tasfiyeyi baştan kabul etmektir. Direnmek iste bedelleri olsa bile özgür ve demokratik yaşamı canlı tutacak tek şey olduğundan direnme kararı alınmış ve tarihi bir direniş ortaya konulmuştur. 


Direniş yükseltilmeli

12 Eylül iktidara geldiğinde devrimci güçlerin direnecek halde olmaması ve direnmemesi, daha sonra emekçilerin ve halkların özgür ve demokratik yaşamını ne kadar olumsuz etkilediği bilinmektedir. Eğer tüm devrimci ve demokrasi güçleri 12 Eylül karşısında direnmeye hazır olsalardı tabii ki 12 Eylül faşizmi çok sert saldırılar yaparak ölümler daha fazla olurdu; ama 12 Eylül faşizmi direnişle yenilgiye uğratılırdı. Ancak Türkiye'de devrimci örgütler direnişe hazır olmadığından 12 Eylül faşizmi karşısında ciddi bir direniş gösterememişler, bu da büyük demokratikleşme birikimlerinin ezilmesine yol açmıştır. İşte Kürt Özgürlük Hareketi 7 Haziran darbesi karşısında onlarca yılın birikimi, tecrübesi, Türkiye, dünya ve bölgenin siyasi durumunu dikkate alarak direnişe geçmiş, AKP iktidarının kısa sürede ulaşacağını düşündüğü hedeflerine ulaşmasını engellemiştir. Bu direniş AKP'yi tarihin en büyük açmazıyla karşı karşıya getirmiş, bir başbakanın saf dışı edilmesiyle sonuçlanmıştır. Kürt Özgürlük Hareketi'nin direnişi karşısında Erdoğan başarısızlığını Ahmet Davutoğlu’nun üstüne yükleyerek kendini kurtarmaya çalışmaktadır. Ancak AKP'de yenilgi ve çözülüş başlamıştır. KCK Yürütme Konseyi’nin direnişi yükseltme kararıyla birlikte AKP faşizminin yenilgisi daha da yakınlaşacaktır. AKP faşizmi başta Kürtler olmak üzere halkların özgürlük kayasına çarpıp dağılacaktır. 

En büyük bitiş, varlık gerekçelerinden kopmaktır. Hala AKP kuruluş sırasındaki söylem ve değerlerden söz etse de, bunlar boştur. Ontolojik temellerinden kopmuştur. Varlığını yaratan değerlerden uzaklaşmıştır. Amiyane deyimle eksen kayması yaşamıştır. Kurduğu ittifaklar ve pratiği ortadadır. AKP'de İslam sadece bir maskedir. Ortadoğu'daki bütün iktidarların ve despotların İslam’ı maske olarak kullanması gibi, AKP de bu maskeyle kendi ömrünü uzatmaya çalışmaktadır. Ancak direniş onun maskesini bir daha takamayacak düzeyde düşürmüştür. Şu anda AKP-MHP ittifakı vardır. AKP MHP’yi de içine almıştır. Artık hangisi MHP, hangisi AKP bilmek mümkün değildir. Bu duruma gelmiş AKP'nin bitişi yakındır. Çünkü varlık temellerinden kopmuş, başkalaşıma uğramıştır. Özde yaşanan bu çöküş yakında biçimde de gerçekleşecektir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin direnişi AKP'yi kesinlikle bitirecektir. Erdoğan, bin bir gece masallarındaki gibi bin bir odalı saraylar yaparak II. Yavuz Sultan Selim olmak isterken, bu sarayda yaşadığı sefahat Kürtlere karşı başlattığı savaşın birinci yılında, olmadı ikinci yılında son bulacaktır. 


AKP kirli savaşı kazanamaz

KCK, saldırı ne kadar sert olursa olsun bu direnişi sonuna kadar sürdüreceğini ilan etmiştir. Son ferdine kadar bitireceğim diyenlere tarihin en büyük direnişiyle cevap verilecektir. Çünkü bu savaş Türkiye halklarının savaşı değildir. Hatta bir bütün olarak devletin savaşı da değildir. Devleti ele geçirme ve hegemon olmak isteyen yeni otoriter bir kliğin savaşıdır. Eski hegemonya yerine yeni hegemonya peşinde koşanların savaşıdır. Erdoğan şu anda ittifak kurdukları dahil kendi önündeki tüm engelleri bu savaşla aşıp hegemonik iktidar gücü olmayı hedeflemiştir. Ancak Tayyip Erdoğan’ın yönetim anlayışı ve öngördüğü dünya yüzyıllar öncesinde kaldığından, bu politik tarzı ve iktidar anlayışıyla Kürt Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçlerinin direnişine toslayıp dağılacaktır. İçeride ve dışarıda kuyruğu dik tutarak yaşadığı sıkışıklıktan kurtulmak istese de kuyruğunu kediler gibi bacakları arasına alacağı günler uzak değildir. 

Erdoğan istediği kadar bağırıp çağırsın, genelkurmay başkanıyla şu kadar özgürlük savaşçısı öldürdükleri yarışına girsin; bu propagandalar onları kurtaramayacaktır. Savaş öyle bir yakıcı gerçekliktir ki, sonunda tüm propagandaları ve sanal algıları yerle bir eder ve kendi gerçeğini dayatır. Tayyip Erdoğan Donkişot gibi gerçeklikle savaşıyor. 

Tayyip Erdoğan ve AKP bu kirli savaşla Kürdistan'da kendini bitirmiştir. Kürdistan'da biten bir siyasi hareketin yürüttüğü savaşı kazanması mümkün değildir. Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı savaşanların Kürt düşmanı yüzleri tamamen açığa çıkar, bu da o iktidarın kaybetmesiyle sonuçlanır. KCK’nin toplantı sonuçları AKP'nin sonunun daha da yakınlaşacağının ilanı olmuştur.