AKP uzun bir süre özel savaş ve psikolojik savaşla Kürt sorununun çözümünü dayatmasından kendini kurtarmaya çalıştı. Psikolojik savaşçı karakteri açığa çıkarılıp maskesi düşünce ya çözüm için adımlar atacaktı ya da klasik inkar ve imha sisteminin politikalarına yönelecekti. Ya Dolmabahçe mutabakatı üzerinden Kürt sorununun çözümünü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi yoluna girecekti ya da bunu reddederek savaş yoluna! Tayyip Erdoğan Dolmabahçe Mutabakatını tanımıyorum, Kürt sorunu da, muhatap da, masa da yoktur diyerek tercihini yapmıştır. Bu tercih de klasik inkar ve imha politikasını savaşla sürdürmek olmuştur. Bu çerçevede yeni dostlarını ve ittifaklarını bulmuştur. Tayyip Erdoğan’ın Dolmabahçe Mutabakatını yok saydığı günden bugüne yaşanan gelişmeleri tamamen bu çerçevede ele almak, değerlendirmek ve yorumlamak gerekir. Ortada anlaşılmayacak, muğlak bir süreç yoktur. 

Çözüm süreci olacakmış, ama adı kardeşlik ve milli beraberlik süreci olacakmış! Bu sürecin muhatapları da, aktörleri de farklı olacakmış! Tayyip Erdoğan Dolmabahçe Mutabakatını hangi anlayışla reddetmişse, yeni çözüm sürecinin adı da, muhataplar da ona göre olacak. Yani Dolmabahçe Mutabakatı reddedilerek içine girilen inkar ve imha politikasının adı artık milli birlik ve kardeşlik politikası olacakmış. Buna, Kürtlüğü bitirip Türk uluslaşması içinde eritme politikası demek gerekiyor. Yani Kürt’ün iradesini kırarak teslim alıp bitirilmesinin adı artık kardeşlik, milli birlik ve beraberlik süreci olacak. Tayyip Erdoğan ve Saray Gladyosu o kadar pervasız ki, Kürtlerin gözünün içine baka baka "sizi bitireceğim" diyor. Bu düzeyde Kürt düşmanlığını da bazı hain ve işbirlikçi Kürtlere dayandırarak yapıyor. Bunu da açık ve net söylemek gerekir. Tayyip Erdoğan ve Saray Gladyosu tam da 1990’lı yıllar gibi safları netleştirmiş bulunuyor.

Şimdi tam da 1990’lı yılların terminolojisi AKP'nin ve yandaş basının dili haline gelmiştir. Kürdistan'da devlet otoritesi gösterilip teröristlerle halk ayrılacakmış! Halka şefkat gösterilecekmiş, teröristlere de acımasızca yaklaşılacakmış! Şu andaki politikaların esası buna dayanıyormuş. Biz bu zihniyet ve politikaların 1990’lı yıllarda halka ne yaptığını biliyoruz. Zaten bu söylem şimdiden pratiğini Cizre ve Silvan’da olduğu gibi ortaya koymaktadır. Bunun adı, halk üzerinde baskı ve zulüm demektir. Bu terminolojinin bu anlama geldiğini görmeyenler ve böyle ifade etmeyenler AKP Hükümetinin savaş ve baskı politikasının uzantısı ya da hizmetçisi olmaktan başka bir şey yapmamış olurlar. 

Şu anda AKP yandaşı basın halka saldırının düşünsel ve toplumsal temelini oluşturmak için yoğun bir propaganda ve algı yaratma çalışması yürütmektedir. Bu konuda bir kısım ulusalcı da, eski kontrgerilla ortakları da, Doğu Perinçek gibi neo-faşistler de bu kirli savaşın ve ittifakın içindedirler. Bu yeni ittifakları AKP'nin kendi çizgilerine gelerek terörizmle mücadelede karar kıldığını söylemektedirler. Kim kimin çizgisine geldi, bu konuda bir şey diyemeyiz, ama halklarımıza ve Türkiye'ye düşmanlıkta birleştiklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Tarihi gerçekler şunu açıkça göstermektedir; Kürt’e düşmanlık Türk’e düşmanlıktır. 

PKK ayrı, halk ayrıymış! Bunun böyle olmadığını en iyi kendileri biliyorlar. Bu nedenle zor, şiddet uygulayarak halkı PKK’den koparacaklarmış. Bu halk on yıllardır "PKK halktır, halk burada" diyor. Kürt halkı şimdi sadece Kuzey Kürdistan ve Türkiye'de değil, Kürdistan'ın tüm parçalarında en fazla da PKK'ye saygı duyuyor, itibar ediyor. Dolayısıyla PKK ayrı, halk ayrı demek, açıkça halka karşı savaş açmaktır. Nitekim şimdi Kürt halkına savaş açılmıştır. Bunu Kürt çocukları bile görmektedir. 

PKK bir iki yılda ortaya çıkmış bir hareket değildir; bir konjonktürel hareket de değildir. 43 yıldır iğneyle kuyu kazar gibi halk içinde çalışan, her günü bedeller ödenerek yürütülen mücadeleyle var olan ve gelişen bir harekettir. Dünyada hiçbir siyasi parti bu kadar halklaşmamış, halkla iç içe geçmemiştir. Kürt Halk Önderinin bu halk içindeki sevgisi bunun en somut kanıtıdır. PKK ayrı, halk ayrı diyenler şimdi de PKK ayrı, Önderliği ayrıdır diyerek PKK'ye karşı savaşın gerekçelerini arttırma çabası içindedirler. 

Kürt sorununda PKK ve Önderliği dışında muhatap aramak demek, ben Kürt halkını tanımıyorum demektir. PKK dışında muhatap arıyorum demek, benim çözüm politikam yoktur demektir. Zaten çözüm değil de Kürt halkının iradesini kırma amaçlandığından farklı muhataplardan söz etmektedirler. Kuşkusuz PKK dışında başka küçük siyasi gruplar vardır. Ancak Kürt halkının ana gövdesini temsil eden PKK ve Önderliğidir. 

PKK 43 yıldır meşe ağacı gibi köklerini çok derinlere salmıştır. PKK halklaşmış, halk PKK’lileşmiştir. Halk tümden ortadan kaldırılmadan artık PKK'yi tasfiye etmek ve etkisizleştirmek mümkün değildir. AKP'nin politikası, Türkiye halklarına ve Kürt halkına ekstra acılar çektirmekten başka bir sonuç vermeyecektir. Sonuçta burnu sürten ve kaybeden AKP olacaktır. Kuşkusuz AKP varlığını bu savaşı kazanmaya bağlamıştır. Bu nedenle zalim olacaktır; önceki dönemlerden daha fazla suç işleyecektir; ama başaramayacağı bir işe giriştiğinden kaybetmeye mahkumdur. 

PKK öyle bir hareket haline gelmiştir ki, AKP saldırdıkça büyüyecektir. Çünkü direnişi kırılamayacak, bu direniş PKK'yi daha da büyütecektir. PKK ve Önder Apo'nun yeniden yarattığı Kürt halkını hiçbir güç teslim alamayacaktır. 

Bu hareketin ve halkın yaşam ilkesi vardır: "Teslimiyet ihanete, direniş zafere götürür."