'Ölüm nereden gelirse gelsin...’ diye başlıyordu Che Guevara’nın ünlü sözleri. Gençlik yıllarımda, yüreğimi tutuştururdu bu sözler; hani neredeyse özenirdim, öylesi bir ölümün beni bulması için, aranırdım açıkçası… ‘Hoş geldi, sefa geldi ölüm!’ diye bitiriyordu Che. Sonra yıllar geçti... Sömürüye, zulme karşı direnişin anlamını öğrendikçe, yaşamın anlamını keşfettik yeniden. Yenilmek önemli değildi, direnmek aslıydı işin. Direnmek, insan olduğunun bilincini yaşamak demekti yani. Yani yaşamak, direnmek demekti.
İnadına yaşamak sloganını çok sevmiştim bu yüzden. Her ölüme ‘hoş geldi’ denilemeyeceğini, ölümlerden öğrendim.
Bazı ölümler var, geç kalmıştır. ‘Daha önce neredeydin tırpancı başı!’ dedirtir insana. Bazı ölümler var, erken bulunur. ‘Ölüm var git işine’ diye hayıflanırız. Herkesin erkeni geçi kendisindedir oysa. Yaşamın anlamındadır ölüme biçilen paha. Kim der ki Taylan’ın Sinan’ın Deniz’in, İbo’nun Mahir’in Kemal’in Mazlum’un ölümleri erkendir. Zilan erken mi öldü, ya da Sema ya da Viyan. Beritan genç yaşında doldurdu yüzlerce yıllık bir bilge yaşamı, onuru ve ilkeyi bırakarak geleceğe.”
2006 Şubat’ında Özgür Politika’da yazmıştım bu satırları.
***
Birileri geçen haftaki yazımı "ölümü güzelleme” olarak anlamlandırarak eleştirmiş. Evet, elbette ölümün de güzelleştiği haller vardır yaşamda. Yaşamı yeniden üretebilmek için sürdürülen bir kavga değil midir uğruna ölünen şey dağda, ovada, meydanda ya da mapusda. Hani ‘o en güzel yüz metreyi’ önde bitirmek. Yani bir şeyler bırakmak geriye onurla bezenmiş, emekle yoğrulmuş.
Grup Ekin’in o büyülü şarkısının aktardığı ustalık:
"ötekilere bıraktık / güneşi karşılamayı / nasıl ama nasıl isterdik / isterdik biz de yaşamayı / erken öleceğiz seninle biz / şafaktan önce öleceğiz / madem ki biz partizanız / zincirin ilk halkasıyız / erken öleceğiz seninle biz.”
Buna rağmen dünyaya çağrım, "Onların, uğruna ölümü göze aldıkları istemlerin gerçekleştirilmesine destek vererek, bu ölümleri engelleyin. Engelleyin ki çocuklarınıza bırakacağınız gelecekler aydınlık olsun.”
***
"Çatal dilli” denilir Türkçede, söylediği sözün altında şekere batırılmış zehir saklayanlara. "Canım benim” derken canını almaya kast edildiğini anlarsın bu tiplerin. "Bin yıllık kardeşlik” ya da "etle tırnak gibiyiz” sözleriyle sürdürülür sömürgeciliğin kanlı katliamları. "Barış Hareketi” değil midir Kuzey Kıbrıs’ın askeri işgal altına alınması operasyonunun adı. ‘Hayata Dönüş Operasyonu’dur 19 Aralık Bayrampaşa cezaevinde devrimcilere yönelik kanlı katliam; Türkiye’nin başı çektiği "Suriye’nin Dostları” düzenlemektedir Suriye’deki katliamların bütününü; İleri Demokrasi’dir sömürgeci faşizmin resmi adı.
Sınıflı toplumlarda adalet yalan olduğu için adalet bakanlarının da bütünü usta yalancılardan oluşur ve kesinlikle çatal dillidir.
***
Türk Adalet Bakanı ölüm oruçlarının 43. Gününde nihayet konuştu. Bir başka katilin, eski adalet bakanlarından Hikmet Sami Türk’ün ağzı gibi kan kokuyordu ağzı, iğrençti. Gerçekleri saptıran, direnişi tehdit eden 19 Aralık Bayrampaşa ‘müjdesi’ vardı katilin dilinde. Cumhuriyet’in ilk Adalet Bakanlarından "Türk olmayanın tek hakkı ve görevi Türk’e kölelik yapmaktır” ırkçılığının mimarlarından faşist Mahmut Esat Bozkurt’un geleneğini gülümseyerek aktarıyordu. Bir baba şefkatiyle: "Kendi bedenleriniz, kendi sağlığınız, sizi sevenler ve sevdikleriniz için bu bayram arefesinde bu eylemden vazgeçin” diyor adaletin bakanı. Ve devam ediyor: "Cezaevlerinde bulunan her kişi devlete emanet edilmiştir. Sağlıkları devletin sorumluluğu altındadır… Bir tek kişinin burnunun kanaması bizim razı olacağımız bir sonuç değil.” Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Sefa Mermerci müjdeyi veriyor: "Yaşamsal tehlike olduğu zaman devletin müdahale hakkı var, müdahale edilir.”
Hikmet Sami Türk konuşuyor sanki: Bir tek kişinin burnunun kanamasına razı olmazsınız elbette. Siz herkesin burnunu kanatmayı, canını almayı hedeflersiniz. Katliamlar, soy kırımlar üzerine oturtulmuş kanlı bir ulus kimlik ve devlet anlayışı başka türlü yaşatılamaz, biliriz.
***
Yapılmak istenenler ayan beyan ortada. Devlet, ölüm orucu ya da açlık grevi direnişindeki PKK ve PJKA tutsakları için kanlı bir katliamın hazırlığı içindedir. Tutsakların canlarını bedel olarak ortaya koyarak dillendirdikleri taleplerle ilgilenmek yerine, bildik bütün Türk adalet bakanlarının yani sömürgeci adaletle tanımlanan devlet erkinin geleneksel yaklaşımını sürdürmekte kararlı gibi gözüküyorlar. Yeni bir 19 Aralık Katliamının gerçekleştirilme olasılığı gerçeklikten hiç de uzak değildir.
Ama böyle bir yaklaşımın Türkiye’yi ulaştıracağı noktanın artık barış sözcüklerini asla içermeyecek intikam hesaplaşmaları olacağını bilmek gerekir. Böylesi bir girişim, Türkiye’nin toplu intiharından başka bir şey olamaz. Kürt halkı çoktandır istemlerinin gerçekleşmemesi halinde sonuna kadar direneceklerine ilişkin iradesini açık olarak ilan etmişti. Artık gerçekleşebilecek her ölümün ya da sağlığa yönelik zararın tek müsebbibi Türk devleti ve savaşı görmezlikten gelen Türkiye toplumunun büyük çoğunluğu olacaktır.
Direnişe Güzelleme