Ankaralı genç kadınların bir araya gelerek oluşturduğu ‘Keçkê Gundê Me’ (Bizim köyün kızları) isimli müzik topluluğu, son dönemlerde performansları ve farklılıklarıyla dikkat çekiyor. Teşî Çand u Huner (Teşi Kültür ve Sanat Evi) bünyesinde çalışmalarını yürüten topluluk, sokakta ve halkla beraber söyledikleri şarkılarını, aynı zamanda 1 Kasım Dünya Kobanê Günü’nde ve Kobanê ile Dayanışma Konseri’nde ve bir çok muhalif etkinlikte seslendirdi. Kürtçe müzik tınısının tüm renklerini sahne performanslarına yansıtan ve 2014’ün sonlarına doğru kurulan ‘Keçkê Gundê Me’ öncelikli hedeflerini ise, “Kadın grubunu büyütmek ve müzikal anlamda daha da gelişerek, grubu ileriye taşımak” olarak ifade ediyor.  Müzik grubu hem taşıdığı yerel ögeler, hemde performansları ile dikkat çekiyor. Grup üyelerinin her birinin ayrı müzik aleti kullandığı “Keçkê Gundê Me” şarkıları da birlikte seslendiriyor. Halil Dağ’ın sanat anlayışını esas alan, Kobanê direnişi için bir araya gelerek etkinlikler düzenleyen, kadınların mücadelesini sürekli kılma fikri üzerinden kurulan grup, sokağın itirazını ve isyanını müzikle yansıtmaya çalışıyor. 


Direnişe ses için kuruldu

Bengin İnanç davul ve bas gitar, Dilan Erdoğan xiş xiş, Dilan Çiftçi telli çalgılar, Ruken Şen kahun ve erbane, İlayda Altınok ve Başak Karaçay erbane estrümanı çaldığı grupta, kadınlar şarkılarını genellikle koro halinde seslendiriyor. Grubun önemine işaret eden Ruken Şen, grubun oluşum fikrinin Kobanê direnişine destek vermek amacıyla kadınların Başbakanlığa düzenlediği bir etkinlikte ortaya çıktığını söyledi. Şen, eylemden sonra bir araya geldikleri Teşî Kültür Merkezinde tanımadığı insanlarla hemen bir araya gelip şarkı söylemeye ve çalışmaya başladıklarını söyledi. Grubun çalışmalarının sanal aleme yansımasıyla iyi tepkiler aldıklarını ve çalışmalarını hızlandırdıkları bilgisini verdi. Şarkı söylemeyi bir mücadele aracı olarak benimsediklerini, “Sokakta kadın olarak şarkı söyleyelim istedik. İsyanımızı dile getirelim istedik” sözleriyle ifade eden Şen, “Temel düşüncede politika yatıyor; sistem eleştirisi yatıyor, reddetme yatıyor, kabullenmeme vs. biraz da bu yüzden toplandık ve şarkılarımızla işleyelim istedik isyanımızı. Gruptaki arkadaşların birçoğu Tiyatroj’da etkinler, ama kadının her şeyi yapabileceğini göstermek istedik” dedi.

Kadının birçok alanda olduğu gibi sanatsal faaliyetler içerisinde de yalnızlaştırıldığını, bunun reddi olarak sadece kadınlardan oluşan bir müzik topluluğu oluşturmak istediklerini ifade eden Şen, grup olarak neden bu denli sanatla içiçe olduklarını şu sözlerle ifade ediyor: “Biz zaten sokaktaydık. En son Hrant Dink anmasında Sakarya Meydanı’nda bir oyun sergiledik” diye konuştu. 


‘Halil Dağ’ın sanat anlayışı’

Müzikal anlamda gerilla arkadaşların yorumladıkları şarkılar, kadın dengbêjler ve Kürdistan’ın gewherî (anonim) şarkılarını yorumladıklarını belirten Şen, “Şunu söyleyebilirim, sanattan bu kadar etkilenmemin sebebi Halil Uysal Dağ’dır. Küçükken onun bir yazısında, ‘Her Kürt genci sanatın herhangi bir alanıyla ilgilenmelidir’ yazıyordu. Küçüktüm ve bunu pek anlayamamıştım. Sanat deyince aklıma, medyanın içini boşaltıp özünden soyutlayarak yarattığı bir algı vardı.  Hani; çıkıp şarkı söyleyeceksin, dans edeceksin vs. yani ‘Kapitalist Modernite’nin önümüze sunduğu sanat anlayışı geliyordu. Yaşım çocukluktan gençliğe ilerledikçe ve aynı zamanda politikayla ilgilenmeye başladıkça, aslında sanat-edebiyat dediğimiz kavramların hiç de modernitenin, medyanın dayattığı gibi bir şey olmadığını ve Halil arkadaşın da bunun dışında bir şey söylediğini fark ettim. Sanata farklı, daha hassas ve daha duyarlı yaklaşabiliyoruz. Toplum üzerinde sanatsal açıdan daha etkin de olabiliyoruz. Yani her Kürt gencinin sanatsal faaliyetlerle uğraşması; kendini aşması, var etmesi, yoğunlaşması ve üretmesi demekti. Biraz da bu açıdan hem tiyatroya, hem entrümanlara ve kadın müzik grubu çalışmasına yöneldik” diyerek sanatın önemini vurguladı.

Sistemin yürüttüğü kirli savaşa rağmen kadınlar olarak sokakta müzik ve tiyatroyla kendilerini var ettiklerini ve aynı zamanda mücadelelerini de bu anlamda diri tutmaya, geliştirmeye çalıştıklarını ifade eden Şen, Foucault’nun ‘Bilmek değil yaşamak istiyoruz’ sözlerini hatırlatarak, “Bizim de hem müzik hem de tiyatro alanındaki çalışmalarımız biraz da buna denk düşen bir şey. Kişisel düşüncem, artık insanlar bırakalım da bilmesinler, yaşasınlar bazı şeyleri. Hissetmek önemli bir mesele. Sanat ise bunu çok güzel yansıtabilen bir olgu” ifadelerini kullandı. 


Mercimekten müzik aleti

Grubun sadece yerel kıyafetlerle sahne aldığını anımsatan Şen, grubun isminin hikayesinin bir espiriden türediğini ve zamanla bu ismi benimsediklerini söyledi. Şen, ‘xiş xiş’ diye adlandırdıkları ve kendi icatları olan müzik aletinin yapımını ise şöyle ifade ediyor: “Pet şişenin içine biraz mercimek koyduk ve adını da çıkardığı sesten esinlenerek belirledik.” Şen ilişkilerini de, “Bir söz var, ‘Yoldaş yoldaşın alnını yıldızlara değdiren kişidir’ diye, grup üyeleri olarak tam da böyle bir ilişkiyi diri tutmaya çalışıyoruz” dedi. 


 DİHA/ANKARA