
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, Kuzey’de tasfiyeyi öngören Türk devletinin Rojava’yı da kabullenmeyeceğini söyledi. AKP yönetimindeki Türk devletinin, hem Kuzey Kürdistan’da ve hem de Rojava Kürdistan’ın da Kürtlere karşı savaşı tırmandıracağını; 2-3 cepheden birden savaşı derinleştireceğini ifade eden Hozat, bunda sonuç almasının mümkün olmadığını ve Türkiye’nin Suriyelileşeceğini belirtti.
Besê Hozat, seçim süreci ve sonuçları ile bundan sonraki yansımaları; savaşın seyri ve ne yapacaklarını ANF’ye anlattı.
Seçim sonuçlarının gerçek eğilimi göstermediğini ifade eden açıklamanızın nedenlerini biraz açar mısınız?
Erdoğan ve hükümetten düşen AKP, 7 Haziran seçimi sonuçlarını kabul etmedi, ‘tekrar seçim’ kararı alarak 7 Haziran’da ortaya çıkan demokratik iradeye darbe yaptı. 1 Kasım seçimlerinin meşruiyeti yoktur. Darbeci Erdoğan’ın aldığı tekrar seçim kararının normal bir durummuş gibi görülmesi sessiz ve çaresiz bir kabullenişle seçime gidilmesi belki de Türkiye tarihindeki en büyük utançlardan biridir. İlk günden 1 Kasım seçim kararı meşru görülmeyip güçlü bir toplumsal muhalefetle 7 Haziran iradesine sahip çıkılmış olunsaydı gelişmeler çok daha olumlu bir seyir izleyebilirdi. Bu yapılmayınca AKP çok büyük bir güç aldı. Karşısında ciddi bir muhalefet görmeyince ve önüne büyük bir alan açılınca istediği siyaseti yürütme imkanı yakaladı. AKP’nin gökte aradığı şey adeta altın tepside AKP’ye sunuldu. İktidardan düşmüş fakat darbe yaparak zorla iktidarı gasp etmiş bir darbe hükümeti topyekün savaş, kaos ve korku siyasetiyle bir seçim kampanyası yürüttü, birçok hile ve komplo ile hiçte hak etmediği bir sonuç aldı.
Baskıyla, katliamla toplumu korkutup sindirerek kendisini zorla topluma dayattı. Bu konuda IŞİD’i etkili bir savaş-katliam aygıtı olarak kullandı; Suruç ve Ankara katliamını gerçekleştirdi. Kürdistan kentlerinde korkunç katliamlar yaptı; mezarlıkları, ibadet yerlerini bombaladı; katlettiği sivillere ve gerilla cenazelerine çok alçakça bir biçimde işkenceler yaptı. JİTEM’i IŞİD’vari yeniden yapılandırdı ve savaşı bu yeni gladio gücüyle yürüttü. Yürütmeye de devam ediyor.
MHP, bütün bunların neresinde yer aldı?
AKP, bu savaş konseptini MHP ile anlaşarak geliştirdi. AKP’nin topyekün savaşı yürütmesi karşılığında MHP 1 Kasım seçimlerinde AKP’yi destekleme kararı aldı. Aldığı bu kararı kamuoyundan gizledi. Devlet Bahçeli’nin 8 Haziran sabahı ‘‘erken seçim’’ demesi, Meclis Başkanlığı’nda açıktan AKP adayına destek vermesi MHP-AKP işbirliğinin sonucuydu. MHP, BBP, Perinçek vb siyasi partiler AKP’nin topyekün savaş konseptini uygulaması, Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmesi ve Kürtleri katletmesi karşılığında kendi tabanlarını AKP’ye yönlendirdiler. CHP ulus-devletçi refleksle hareket etti, AKP’nin savaş konseptine destek vererek sınır ötesi operasyon teskeresine ‘evet’ deyip AKP’nin iktidarına oy taşıdı. Yine Hüda-Par seçime girmeyerek doğrudan AKP’ye destek verdi.
Bütün bu ortaklaşma neden 7 Haziran’dan sonra oldu?
7 Haziran seçimleri tekçi, inkarcı ve imhacı Türk ulus devlet sisteminin çöküşü anlamına geliyor. 90 yılı aşan bir süreçten sonra ilk defa Türkiye’nin bütün etnik, dini, inanç, sosyal ve kültürel kimlikleri HDP çatısı altında Meclis’e ve aktif siyasete taşınıyordu. Tekçi-retçi ulus-devlet formu yerine, demokratik ulus formu, hakim bir toplumsal doku ve demokratik devlet sisteminin temel yapı taşı olarak ortaya çıkıyordu. Demokratik cumhuriyet bir hayal değil, gerçekleşmesi mümkün bir hakikat oluyordu. Kürt sorununun demokratik çözümü, Türkiye’nin demokratikleşmesi umut olmaktan çıkıp gerçeklik kazanıyordu. Böylelikle sömürgeciye, rantçıya, hırsıza, işgalciye, savaşla-kanla iktidar yaratana alan daralıyor, yer kalmıyordu. 7 Haziran seçimleriyle çok belirgin bir hal alan bu toplumsal ve sistemsel dönüşüm inkarcı ve imhacı ulus devletçi yapıları harekete geçirdi ve AKP’nin etrafında ittifaka yöneltti. Bu ittifak sivil darbeyi meşrulaştırdı, 1 Kasım seçimlerinde AKP’yi tek parti olarak iktidara taşıdı.
AKP seçim sonuçlarına dayanarak size karşı başlatmış olduğu operasyon ve saldırıları devam mı ettirecek yoksa bunu bir çözüm atmosferi için mi değerlendirecek?
AKP bu savaşı tırmandırarak ve derinleştirerek sürdürecek. AKP’nin tekrardan iktidara getirilmesinin nedeni de tekçi-inkârcı ve imhacı ulus devletçi güçlerin, savaşın sürdürülmesine olan talepleridir. 1 Kasım seçimlerinde AKP’ye bunun için destek verildi. Milliyetçi-mezhepçi faşist bir parti olan AKP, varlığını, iktidarının devamlılığını bu savaşın sürdürülmesinde ve başarısında görüyor.
Başarabilir mi?
Bu savaş, AKP’nin öngördüğü gibi gitmeyecek; sonunu getirecek. 1 Kasım seçim sonuçlarına aldanmamak lazım. Klasik ulus devlet refleksi, güncel uluslararası çıkarlar bu sonucu doğurdu. Fakat bu durum her an alabora olmaya müsaittir. Alabora da olacaktır. AKP’nin gerileyişi ve çözülüşü durmamıştır. 1 Kasım seçimleri, AKP’nin yalancı baharıdır.
AKP nasıl ki darbeyle 1 Kasım’da iktidara ‘muhteşem’ geldiyse gidişi de muhteşem olacak. Çünkü muhteşem bir direnişle karşı karşıya kalacaktır.
Seçim sonuçlarını HDP projesinin gerilemesi olarak değerlendirenler var, buna katılıyor musunuz?
AKP’nin yürüttüğü özel savaşın etkisinde kalarak HDP’yi başarısız olarak değerlendirmek son derece yanlış, gerçeklerden kopuk bir değerlendirme tarzıdır. HDP, Türkiye siyaset tarihinde ortaya çıkan en gerçek en doğru ve en güçlü projedir. Hedefleri, HDP’yi barajın altında bırakmaktı.
Barajın altında bırakmak için neler yaptı?
* Suruç ve Ankara katliamı da dâhil en kirli, en korkunç ve en vahşi yöntemleri devreye koydu.
* HDP’nin saldırıya uğramayan tek bir binası kalmadı.
* Siyasetçileri tutuklandı, çalışanları katledildi.
* Eşbaşkanları, yöneticileri, vekil adayları ölümle tehdit edildi.
* AKP, devletin bütün gücünü ve imkanlarını seferber etti.
* Kürdistan’da sıkı yönetim ilan etti.
* Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı savaşını yürüttü.
* AKP-IŞİD ittifakının vahşi saldırıları karşısında HDP tek bir seçim kampanyası ve çalışması yürütemedi.
Fakat tüm bunlara rağmen HDP karşısında başarısız kaldı. HDP, dünyanın en anti demokratik seçim barajını aştı, Meclis’e girdi.
HDP projesi dünyanın en kirli ve en vahşi saldırıları karşısında bu başarıyı yakaladıysa artık bu noktadan sonra HDP’nin önü sonuna kadar açıktır. HDP, Türkiye’nin tek gerçek ana muhalefet gücüdür, demokratik çözüm ve barış şansıdır.
AKP hükümeti ve çevresi, PKK’nin HDP projesine zarar verdiğini ileri sürüyorlar. Bu yargıyı giderek yaygınlaştırıyorlar. Neden?
AKP, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en korkunç ve en tehlikeli özel savaş hükümetidir. Erdoğan ve partisi özel savaş politikalarında Kenan Evren’i, Çiller’i on kat aştı. Karşımızda böyle bir AKP gerçeği var. Yani gerçekleri bu denli ters yüz eden, yalanı gerçek, kötüyü iyi, çirkini güzel gösteren ve bu anlayışa dayalı algı operasyonlarıyla siyasi iklimi değiştirebilen bu özel savaş hükümetine karşı çok duyarlı ve dikkatli olmak lazım. Özel savaş hükümeti AKP’nin, oluşturduğu her gündemin içine balıklama dalmamak, AKP’nin oluşturduğu gündemleri sönümlendirecek, boşa çıkaracak siyasetler üretmek çok önemlidir. Yoksa AKP’nin oyununa gelinmiş olunur.
AKP kendi gündemini oluşturuyor, muhalefeti kendi gündemine çekerek siyasetsiz bırakıyor. Muhalefet dediğin toplumun ihtiyaçlarına ve önceliklerine göre kendi gündemini güçlü oluşturur ve bu gündem üzerinden mücadele yürütür, çalışır. İktidarın kuyruğuna takılan, iktidarın oluşturduğu gündemler içerisinde debelenip duran muhalefet gerçek bir muhalefet olamaz. Türkiye’nin şu anda acil yerel demokrasiye, demokratik özerklik modeli temelinde oluşturulacak çoğulcu, demokratik, özgürlükçü bir anayasaya ihtiyacı vardır. Bunun için de Önder Apo ile demokratik özerkliğin müzakeresi açil biçimde gündeme alınması gereken bir durumdur.
Erdoğan yönetimi, çözüm sürecinin buzdolabında olduğunda söylüyor ve devamı için şartlar öne sürüyor…
Erdoğan’ın, ‘‘çözüm süreci buzdolabındadır’’ söylemi, bir özel savaş argümanıydı. AKP’nin ne buzdolabına koyduğu bir çözüm var ne de gelecek açısından böyle bir fikri ve öngörüsü var. AKP’nin düşündüğü tek şey tasfiyedir. Çözümden kastettiği şey de tasfiyedir. AKP’ye göre PKK’yi tasfiye etmek, direnen Kürtleri teslim almak bir çözümdür. Çözümden anladığı şey savaştır, katliamdır, teslimiyettir.
KCK önümüzdeki dönemde nasıl bir mücadele yöntemi belirleyecek?
Hareket ve halk olarak topyekun bir savaş ile karşı karşıyayız. Buna karşı çok güçlü direniş geliştirip aktif bir öz savunma savaşı içerisinde olacağız. Direnişi her yere yayacağız. Bu dönemde hem toplumsal direniş, hem demokratik inşa ve hem de öz savunma iç içe gelişecektir. n ANF / BEHDİNAN
Türkiye Suriyelileşecek
Seçim sonuçlarının Rojava’ya yansıması nasıl olur?
AKP’nin Rojava düşmanlığı artarak sürecektir. Farklı gerekçeler ve argümanlar üreterek ileri düzeyde ve açıktan Roava’ya karşı savaşa girişebilir. Erdoğan devleti ve AKP son derece pragmatiktir. Bu defa da IŞİD’i uluslararası güçlere pazarlayarak Suriye’ye girme, Kürtlere katliam uygulama, PKK’yi tasfiye politikasını rahatlıkla yürütme temelinde pazarlık gücü haline getirebilir. Bu öyle çok uzak bir ihtimal değildir.
AKP’nin böyle bir çılgınlık içerisine girmesi AKP’ye ve Türkiye’ye ne kazandıracak?
Can alıcı soru budur. Böyle bir şey, Türkiye’yi tamamen Suriyelileştirecektir. Bu kaçınılmaz bir sonuçtur. Zaten AKP’nin Kürt düşmanlığı endeksli iç ve dış politikası Türkiye’yi Suriyelileşmeye doğru götürmektedir. AKP’nin bu politikasıyla 6 ay 1 yıl sonraki Türkiye gerçeğinin nasıl bir hal alacağını hayal etmek zor olmasa gerek. Şu anda yaşananlar gelecekte yaşanacakların sadece birer küçük tezahürü ve yansımalarıdır. AKP hem Kuzey Kürdistan’da ve hem de Rojava Kürdistan’ın da Kürtlere karşı savaşı tırmandıracak; 2-3 cepheden birden savaşı derinleştirecektir. Sonuçta da Türkiye’nin sonunu getirecektir.
Rojava’da ve Suriye’deki gelişmeler netleşmeden, orada Kürt statüsü kabul edilmeden Kuzey’de Kürt sorunu konusunda bir gelişme olur mu?
Kürt sorunu bütündür; Kürdistan’ın genelini kapsıyor ve ilgilendiriyor. Bir parçadaki olumlu veya olumsuz bir gelişme mutlaka diğer parçaları etkiliyor. Bu anlamda Kürt sorunu çok içiçe ve girift bir özellik taşıyor. Kuzey Kürdistan’da demokratik çözüm ile Rojava Kürtlerinin oluşturduğu statünün dünyaca kabulü birbirini ilgilendiriyor. Türk devleti Kürt sorununa yaklaşımını değiştirmeden, sorunu demokratik müzakere ile çözmeyi esas almadan Rojava politikasını da değiştirmez. Kuzey Kürdistan’da Kürtlere karşı savaşan Türk devleti Rojava’da da Kürtlere karşı savaşır.
ABD ve Avrupa’ya şantajın etkisi
ABD ve Avrupa’nın tavrı nedir?
Türkiye’de, Kuzey Kürdistan’da Kürtlerin tasfiyesine evet diyen, Türk devletinin/AKP’nin yaptığı Kürt katliamlarını görmezden gelen ABD ve Avrupa, Rojava politikasını da doğru geliştiremez. Kürt sorunu demokratik temelde çözülmeden ve Kürtler özgürlüklerine kavuşmadan Türkiye başta olmak Ortadoğu’nun hiçbir ülkesinde demokrasiden, istikrardan bahsetmek mümkün değildir.
AKP göçmenleri de Batı’ya karşı kullanarak sonuç devşirmeye başlamadı mı?
Ahlaksızca göçmen pazarlığı üzerinden iç ve dış politikasına ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin desteğini almaya çalışıyor. Halbuki AKP Suriye’deki savaşın doğrudan içindedir, savaş mağduru bu milyonlarca göçmenin de sebebidir. AKP bir süre daha bu siyaseti ABD ve Avrupa’ya karşı yürütecek ve onlardan da çeşitli tavizler koparmaya çalışacak. Tıpkı seçim sürecinde olduğu gibi.
Seçim sürecinde ne oldu?
* 1 Kasım seçimlerinden önce Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye’ye gelmesi, AKP’nin göçmen ve Kürt politikası karşısında NATO’nun birinci gücü olan Almanya’nın ikiyüzlü bir tutumuydu.
* Avrupa Birliği’nin Türkiye ilerleme raporunu seçim öncesi açıklamaması yine bu konuda Avrupa’nın içine girdiği ikiyüzlülüğü ve pragmatik politikasını yansıtıyor.
* Seçim sürecinde devlete ve PKK’ye eylemsizlik çağrısı yapan Batı devletleri, AKP’ye baskı kuracağını dile getirdiler fakat hiçbir pozitif adım atmadılar.
Kıyametin koparılacağı nokta
Öcalan’a tecrit devam ediyor, ne olacak bundan sonra?
AKP, Önder Apo’nun toplumu ve siyaseti etkileme gücünü çok iyi biliyor. Tecritle bunu engellemeye çalışıyor. Artık hiçbir biçimde Önder Apo üzerinde uygulanan bu zulme ve şiddete sessiz kalınamaz. Tam da kıyametin koparılacağı nokta burasıdır. Tarihi bir sorumluluktur. Önder Apo özgürleşmeden Kürtler, kadınlar, halklar özgürleşemez. Demokrasinin, eşitliğin, özgürlüğün ve gerçek barışın yolu Önder Apo’nun özgürlüğünden geçiyor. Bu sağlanmadan ne gerçek bir çözüm ne de Türkiye’ye ve bölgeye barış gelir.
İmralı’da uygulanan bu hukuksuzluk ve zulüm son bulmadan Türkiye asla bir hukuk devleti ve demokratik bir ülke olamaz. Bağırıp çağırmakla, şikayet edip çırpınmakla hukuk ve demokrasi gelmez; eşitlik ve özgürlük sağlanmaz. Hukuk da demokrasi de eşitlik de özgürlük de cesurca yürütülecek amansız büyük bir mücadele ile sağlanır. Hukuksuzluğun, adaletsizliğin, köleliğin panzeri her yerde ve her alanda mücadele etmektir; direnmek, örgütlenmek ve birlik olmaktır.
ANF/BEHDİNAN