“Nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa bıraktığı acının yanına resmini asacağım” diyen şair gibi… Nerde bir acı olsa orada ilk akla gelen ve o acıyla bütünleşen “Berfo Ana” muktedirlerin adını koyamadıkları ve bilinmeyen bir dil diye tutanaklara geçen Kürtçe’de anlamı “kar”dır. Aslında eril ve dişilde farklı kullanılır. Berfo değil, Berfê’dir doğrusu, ama Berfo demişler. Berfo Ana’nın hemşehrisi Kürt bir edebiyat öğretmeninden öğrendim, Kürtçeye ilişkin ayrıntıyı. Kar, insana beyazı çağrıştırıyor. Beyaz, tüm renklerin bileşeni, renklerin gücü; saflığı, temizliği, serinkanlılığı, asaleti, masumiyeti, istikrarı ve sürekliliğin göstergesi. Tüm insanlığın ortak acıları gibi, en önemlisi de yeni başlangıçların simgesi… Tıpkı Berfo Ana gibi.

Öyküsü: Dönemin diktatörlerinin, kararlı, demokrat, devrimci delikanlılar için verdikleri acımasız buyrukları sonucu, işkence ve ölüm kuyrukları oluşturmuşlar, adeta sürek avına çıkmışlardı. Önceden belirledikleri isimleri tek tek evlerinden alıyorlar analarından, yoldaşlarından, yakınlarından koparıyorlardı. 12 Eylül’ün hemen ertesinde, Berfo Ana’nın oğlu Cemil Kırbayır da onlardan biriydi. Oğulu anasından koparılırken, “oğlum” dedi, “ana” diye yanıt verdi oğul “Döneceğim merak etme”, dönmedi, dönemedi. O günden sonra, “Berfo Ana”, adının anlamına uygun bir biçimde davrandı hep, ne oğlunu aramaktan vazgeçti ne de katillerinden hesap sormaktan. Acılarla yoğruldu, kendisi gibi kayıp çocukların analarıyla buluştu, diğer kayıp analarıyla birlik olup her Cumartesi sokakları işgal etti hesap sordu, hiç pes etmedi, devlete kafa tuttu. “Oğlumun dirisini, yoksa ölüsünü istiyorum” dedi, diğer acılarla acısını birleştirdi tüm acılara çevirmen oldu.
O, yıllarca oğlu Cemil’in kendisinden koparılmasına ve katledilmesine alışmayı reddetti. Binlerce faili meçhulü, yüzlerce kayıp insanı olan bu ülkede, başkaları gibi davranmadı. Boyun eğmedi. “Mantıklı” ve “makul” olanı seçip yaşamına, yoluna evlatsız devam etmedi. Sayısız eylemlere katıldı, hırpalandı, soğuk demedi, sıcak demedi katillerin peşini bırakmadı. Ayakları onu taşıyamazken bile 12 Eylül davasının görüldüğü mahkemeye gitti. Kırık Türkçesi ile Kenan Evren’e haykırdı “Utanmadın mı? Çocuğumu aldın niye getirmedin namussuz herif!” Hakime seslendi, “o namussuzu niye buraya getirmedin?” “Ula Kenan Evren, nerdeysen çık karşıma oğlumun hesabını ver” dedi, kimse hesap vermedi, veremedi. Soysuz bir senaryoyla Cemil’i katlettiler ve daha nicelerini...
Anası oğlunu bulmaya ant içse de, hiç bir biçimde pes etmese de, oğlu gelecek diye kapısını açık tutsa da, evini boyamasa da, içindeki umudu hep canlı tutsa da oğlunu geri getiremedi. Çünkü cellatlar onu işkence ede ede katletmişlerdi. Ancak,  devletin faili olduğu, meçhul olmayan onlarca cinayetten biri olan bu cinayeti, Berfo Ana’nın, oğlunu bulma inadını, ısrarını kıramadılar, yıllar sonra yetkili makamlarca cinayetlerini doğrulamak zorunda kaldılar. Doğrulandı doğrulanmasına ama, hesap veremediler, vermediler. Ne acıdır ki bu ülkede cellatlar hesap vermekten hep kurtuldular. Ya zaman aşımı, ya iz kaybettirerek ellerinin kanlarıyla toplumun içine karıştılar...  Annelere ise hep ağıtlar kaldı. Berfo Ana gibi anaların dalları, kolları kırıldı.
Berfo Ana, devletle, muktedirlerle, katillerle inatlaştı. Kızını oğlunu yitiren acılı anaların yüzü oldu. Yıllara direndi, insan vücudunun yaşama dayanma sınırlarını zorladı ve 105 yaşına geldi. Onu yaşama bağlayan oğluna yapılan haksızlığın hesabını sormak bir, bir de duyduğu özlemdi onu ayakta tutan. Evlat acısı yaşayan tüm analardan iz taşıyarak, adeta onların yükünü de omuzlayarak, öfke ile inat ile acı ile uzun uzun yaşadı. İşlediği acımasız suçları gizleyen devlet karşısındaki duruşuyla bir “efsane”ye dönüştü, direnişiyle sembol oldu. Ve inadıyla, inancıyla, öfkesi ile muktedirlerin yaptıkları katliamları ikrara zorlamasıyla zafer kazandı “Berfo Ana”…
Devlet, cinayetini kabul ettikten sonra da vazgeçmedi, kimseleri dinlemedi, bu sefer oğlunun kemiklerini istedi, muktedirlerle görüştü, söz aldı. Diğer sözler gibi Berfo Ana’ya verilen sözler de tutulmadı… Berfo Ana, acıların yükü ile gitti. Arkasında sağlam bir direnme ruhu bırakarak gitti.
Üzerine “ölü toprağı” serpilmiş gibi suskun duran bu toplum, ne zaman vicdan yapar, diğer kayıpların ve Cemil’in kemiklerinin bulunmasını sağlarsa, Berfo Ana’nın zaferi de zafer olacak, toprağında rahat uyuyacak. Ve de analar, zalimlere karşı zafer kazanacak…