Öcalan’ın avukatlarından HDP Mardin Milletvekili Ebru Günay, tecridin yasal dayanağının kalmadığını belirterek, 8 yıl aradan sonra 2 Mayıs’ta gerçekleştirilen avukat görüşmesinin de direnişin kazanımı olduğunu söyledi.Günay, 8 yıldır uygulanan yasaklama kararı ve bu yasaklamanın OHAL döneminde yasal kılıfa büründürülmesi, 2 Mayıs’ta gerçekleştirilen görüşme ve Öcalan’ın mesajına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Yasal gerekçe yok 

Avukat görüş yasağının başladığı 27 Temmuz 2011’den 20 Temmuz 2016’ya kadar hiçbir somut gerekçe gösterilmediğini hatırlatan Günay, 20 Temmuz 2016’da Olağanüstü Hal (OHAL) ilan edilmesiyle birlikte Bursa İnfaz Hakimliği tarafından alınan kararla birlikte ilk kez yasaklamaya dair karar alındığını söyledi. 20 Temmuz 2016’da alınan kararı, İmralı Adası’ndaki yasaklamalar açısından “Milat” değerlendirmesinde bulunan Günay, bununla birlikte 4 kez ayrı ayrı 6’şar aylık yasaklama sürecinin başladığını hatırlattı. Avukat ve aile görüş yasağıyla ilgili hukuki dayanak olmadığını ifade eden Günay, “‘Hava muhalefeti’ ve ‘Koster bozuk’ gerekçeleriyle politik saikleri olan engelleme hali vardı. AKP hükümeti hukuku kendi çıkarları doğrultusunda kullandığı için, bunun hukuki kılıfını uydurarak işi kendince yasallaştırmakla meşrulaştırdığını bir algı yaratıyor. Ancak yasallaştırmış olması tecridi meşrulaştırmıyor” dedi.

 Teklik üzerine inşa eder 

Öcalan ile devlet arasında yürütülen diyalog sürecinde de “Koster bozuk” ve “Hava muhalefeti” gerekçeleriyle görüşme başvurularının reddedilmesini, “İmralı Adası’nın ayrı bir yönetim biçimi var” diye değerlendiren Günay, “Bir kriz yönetim biçimi var. İmralı tecrit sistemi kendisini tümden teklik üzerine inşa eder. Aile gittiğinde avukatlar gidemedi, avukatlar gittiğinde aile gidemedi. HDP’nin İmralı Heyeti’nin yaptığı görüşmeler sırasında da avukatlar gidemedi. Adanın dış dünyasını tek kanal üzerinden kurmayla ilgili bir durum. Tek olanı kontrol etmek, tek olanı hızlıca kesmek, engellemek daha kolay olduğu için, adadaki sesi dışarı çıkaran kanalı teklik üzerinden tutuyor. Bu tamamen İmralı tecrit sisteminin teklik üzerinden inşa edilmesiyle ilgili bir durum” şeklinde konuştu.

Türkiye 2016’da İmralılaştı 

İmralı Adası’nda uygulanan hukuk sisteminin Türkiye hukuk sistemine etkisine de dikkat çeken Günay, şöyle devam etti: “İmralı tecrit sistemi negatif olarak bir hukuk kuran bir alan. Bir yasal düzenleme yapıldığında, iktidar tecrit uygulanan alan üzerinden bir hesap yapıyor. 2016’ya kadar yasaklama süreci sürekli ‘Hava muhalefeti’ gibi gerekçeler gösterildi. 2016’daki özgünlük mahkeme kararından geliyor. Hukuk kuruculuk kendini orada da gösteriyor. OHAL’in uygulandığı ilk yer İmralı Adası oldu. Oradan hukuk kurarak, bütün Türkiye’ye yayıldı. ‘Türkiye İmralılaştı’ tespiti buradan geliyor. Negatif anlamda hukukun uygulandığı ve bunun zaman içerisinde bütün ülkeye yayıldığını gördük.”

Mahkeme kararı da yok 

“Yasal” olarak gösterilen engelin kaldırılmasının ardından 2 Mayıs’ta İmralı Adası’nda gerçekleştirilen avukat görüşmesinin ardından engellin kalmadığını ifade eden Günay, şunları söyledi: “Artık mahkeme kararı yok. Bugüne kadar sudan bahaneler ve gerekçeler kalmadı. Bundan sonra yapılan başvuruları görmezden gelerek yürütülen bir hal başladı. Tecridin ana mantıklarından biri, yok saymaktır, görmezden gelmektir. Savcılık makamının yazılı başvuruya olumlu ya da olumsuz cevap verme zorunluluğu varken, buna bile ihtiyaç duyulmuyor. Günün sonunda başvurumuz reddedilmiş anlamına geliyor.”

Yasal dayanı kalmadı 

Engellemenin yasal dayanağının kalmadığını vurgulayan Günay, sözlerini şöyle sürdürdü: “Yasaların bu kadar güvence altına aldığı bir talep için insanlar bedenlerini ölüme yatırdı. 30 mahpus bugün ölüm orucunda. Dakikaların çok büyük önem arz ettiği bir yerde bu sorunu görmezden gelmek, bu soruna dair söz söylememek, Kürt sorununa yaklaşımla ilintili bir durum. Bir lideri tecrit ettiğinizde, görüşlerini, ideolojik ve felsefik hattını daha önemlisi ona destek veren toplumsal yapının tamamını yok sayarsınız. Bir haliyle onları da tecrit edersiniz. Hükümetin yaptığı tamda budur. Tecridin bir başka halini beyaz tülbentli anneler için uyguluyor. Cezaevlerinde aylardır direnen açlık grevi eylemcileri için uygulanıyor. Bir direniş alanı yokmuş gibi davranan bir hükümet var. Bu tecrit mantığıdır.”

3 mevsim direniş 

2 Mayıs’ta yapılan görüşmenin açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerinin sonucu olduğunu dile getiren Günay, devamla şunları ifade etti: “İmralı Adası’ndaki kazanımlar birilerinin lütfu, birilerinin ihsanı değil. İmralı Adası’ndaki bütün kazanımlar direnişin kazanımıdır. Bu görüşme açlık grevi ve ölüm orucu direnişinin bir sonucudur. Görüşme 3 mevsim devam eden direnişin bir kazanımıdır. İmralı Adası’nda asıl kazandıran, İmralı tecrit sistemini asıl gerileten ve çatlaklar oluşturan direniştir. 20 yıllık deneyimimizde bunu çok açık ve net gördük. Sayın Öcalan 2009 yılında ‘Ben nefes alamıyorum’ dediğinde, sokağa çıkan Kürtler o pencerenin açılmasına neden oldular. Adaya ilk getirildiğinde adanın etrafında oluşturulan direniş hanesi Uluslararası Komplo’yu boşa çıkarttı. İmralı Adası’nda direniş kazandı. Kürt halkı dışarıda, Sayın Öcalan içeride direniyor. Tecrit sistemi kırıldığı andan itibaren barışın mimarı daha aktif rol almaya başlayacaktır. Bu coğrafyada aslında özlemini duyduğu barışçıl hamleler başlayacaktır. Türkiye daha demokratikleşme sürecine, Ortadoğu içinde topyekün barışçıl bir süreç başlayacaktır. Direnişin kendisi nasıl topyekün ise kazanımlarında topyekün etkisi olacaktır.”