Yazıma Engels’in bir sözüyle başlamak istiyorum; “İşkence, korku içinde bulunan insanların, kendi korkularını giderebilmek umudu ile yaptıkları gaddarlıklardır.” Evet faşist AKP-MHP bloğu anaların direnişinden duyduğu öldürücü korku ile dizginlenmemiş bir barbarlıkla saldırılarını geliştiriyor. Korkuları derinleştikçe de saldırıları da artıyor. Bir taraftan zindan direnişi, açlık grevinde olanların direnişi, diğer taraftan da anaların direnişi, faşizmi çaresizleştirerek büyük bir kan kaybı yaşatmaktadır. Bu kan kaybının hiçbir çaresi yoktur. Aynı zamanda korkunun da ecele faydası yoktur, çünkü faşizme karşı direnişin duruşu kazanacaktır.

Ne kadar güçlüler, iradeli ve direngen. Tüm erkek egemenliğine karşı başları dik bir şekilde meydan okumak… Aklın ve yüreğin gücüyle, büyük bir imanla yeniden yaratma gücü olan dayîkên laçik spî. Kendilerini, çocuklarının ve özgür bir yaşam için savunma gücü yapan analar. Erkek aklının şerine karşı umutlarını, inançlarını, bilinçlerini kalkan yaparak savaşan savaşçı analar. Tüm zulüm, işkence, haksızlık, ölüm ve inkara rağmen, "biz anayız kimsenin ölmesini istemiyoruz, askerler de ölmesin, askerlerin anaları da ağlamasın" diyecek kadar erdemli olan analar. O analar ki, yüreklerine tüm evreni sığdıran… Ve o analar ki dönemin vicdanı olan ve politik güçleriyle toplumunu ve değerlerini savunan yiğit analar. Evet anaların bilincini, gücünü ve savaşçılığını ortaya çıkaran ve hakkını doğru bir şekilde veren Önder Apo’dur. Kırk yılın en önemli başarılarından ve değişimlerinin en yalın hali. Analarımızın bu güçlü iradeleri ve inançları tüm herkesin vicdanına ses olduğu gibi hepimizde güçlü bir sorgulama ve bu sorgulamanın yanında büyük bir inanç ve umut da yaratmıştır. Onlar ki üç büyük kimliğin sahipleri, ana, kadın ve Kürt. İşte, bu üç önemli kimlik özbilinçle yoğrulunca karşımıza “dayîkên laçik spî” çıkıyor. Çünkü onlar direnişin öz kimliği ve asıl sahibiler. Ana, toprağımız, yurtseverlik, kültürümüz, dilimiz… Dönemin direniş ve mücadele duruşuna sahip olan dayîkên laçik spî. Analarımız erkeğin egemenliğine, aklına ve sistemine verilmesi gereken en doğru cevabı veriyorlar. Analarımızın olduğu yer de canlanma, cesaret, güçlenme ve inanç vardır. “Dayîkên laçik spî” bunu başararak dalga dalga yaydılar. Çünkü insanların umutlarına dokunarak can verdiler. Faşizme de can çekiştirdiler. Mücadelesi verilmeyen bir yaşamın, sevginin, değerin anlamı yoktur bilinciyle sarıldılar evladlarının mücadelesine. Aslında evlatlarının anaları için mücadele ettiklerini bilerek onlar da kendi evlatları için, tüm evlatları için güçlü bir mücadele veriyorlar. Analarımızın hakkını vermek için güçlü, başarılı, inançlı bir mücadele vermeliyiz. Bu mücadelemiz bizleri doğru militan kişiliğine ulaştırmalıdır. Analarımıza verdiğimiz değerin anlamı, özgür bir ülke, yaşam, gelecek olmadığı müddetçe verdiğimiz değer anlam yitimine uğrayacaktır. İşte, asıl o zaman yok olmaya mahkum olmuşuzdur. Dönemin ruhunu, direnişini ve mücadelesini doğru okumalı ve bu ruhla yaşamalıyız. Dönemin ruhunda kurtuluş olduğunu bilerek ve inanarak direnmeliyiz. Direnmenin kimliğimiz olduğunu da bilmeliyiz.   

Anaların direnişi ve mücadeleleri büyük bir başarının yüceliğini kendisiyle getirecektir. Evet, devrim ve devrimde kazanmak kadar önemli bir şey var mıdır?