Strasbourg’a 14 direnişçi, tecridin son bulması için tam 71 gündür açlık grevinde. Sağlık sorunları her geçen gün daha da artan eylemciler, her fırsatta kararlılık mesajı veriyor. Eylemcilerden Deniz Sürgüt ise annesinin gazetemizde çıkan röportajının kendilerine güç verdiğini söyledi.

BARIŞ BALSEÇER / STRASBOURG

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridin kırılması amacıyla Leyla Güven öncülüğünde başlayan ve cezaevleri başta olmak üzere birçok merkezde devam eden süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemine, Strasbourg’dan ses veren Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi üyesi 14 direnişçinin eylemi bugün 71. gününde.

Eylemcilerin sağlık durumu ise ciddiyetini koruyor. Ortaya çıkan komplikasyonlar, eylemcilerin gündelik yaşamına devam etmesinde çeşitli zorlukları beraberinde getiriyor. Uykusuzluk, kas erimesi, yüksek-düşük tansiyon, kan şekerindeki düşüş ve yükselişler, solunum yetmezliği sorunlarının yol açtığı  konsantrasyon bozukluğu, dikkat dağınıklığı, bir çok riskin işareti olarak karşımıza çıkıyor. Bütün bu olumsuz durumlara rağmen eylemciler, talepleri karşılanıncaya kadar eylemlerine devam etmekte kararlı. Moral ve motivasyon düzeyleri oldukça yüksek.

Ziyaretler artarak sürüyor

Açlık grevinin ilk gününden itibaren, Avrupa‘da yaşayan Kürt halkı ve dostları, eylemcileri ziyaret etmeye devam ediyor. Ziyaretler ilk günkü gibi yoğun. Bir çok siyasi parti yöneticisi, AP parlamenteri, senatörler, sivil toplum kuruluşları da ziyaretlerde bulundu.

Avrupa’nın bir nevi başkenti olması dolayısıyla bir çok Avrupa Birliği kurumu Strasbourg’da bulunuyor. CPT (İşkenceyi Önleme Komitesi), AP ve AK’nin bu kentte olması dolayısıyla, diplomasi çalışmalarının da yürütüldüğü bir yer. Şu ana kadar Avrupa Parlamentosu’nda yer alan bazı gruplar, eylemcilerin taleplerinin yerine getirilmesi ve Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmelerine uyması için bir çok açıklamada bulundu. AP içerisinde ayrıca iki eylem düzenlendi. Parlamento’da yapılan eylemlerde Öcalan üzerindeki tecride sessiz kalınması protesto edildi. Aralarında sol, sosyalist partilerin ve yeşiller grubundan parlamenterlerin de bulunduğu AP grupları ayrıca çeşitli imza kampanyaları düzenledi.

16 Şubat‘ta ise binler, Strasbourg‘da bir araya geldi. Uluslararası komplonun 20.yılında Avrupa’da yaşayan binlerce Kürdistanlı hem komployu lanetledi hem de tecridi kınadı.

Herşeyi göze aldık

Açlık grevi eylemcilerinden Deniz Sürgüt açlık grevinin 70 günü (Dün itibariyle) geride bırakmasına ilişkin gazetemize açıklamalarda bulundu. Direnişi sonuna kadar götüreceklerini belirten Sürgüt,  şunları belirtti:”Süreci kritik eşiğin aşıldığı günler olarak değerlendirebiliriz. Biz 70 günü geride bıraktık ama ama Leyla Güven arkadaşımızın eylemi 109. (Bugün 110) ve Nasır Yağız arkadaşımızın eylemi 96. gününde. (Bugün 97.gününde) Cezaevleri başta olmak üzere bir çok yerde devam eden eylemlerde, kritik dönemlere girildi. Sağlık açısından her an her şeyin olabileceği bir riskli dönemdeyiz. Buradaki arkadaşlarda da bu kritik sürecin yansımalarını görebiliyoruz. Bir anda çökmeler olabiliyor. Bir anda kritik eşik kendini hissettirebiliyor. Keza süreç içerisinde durumu ciddileşip hastaneye kaldırılan arkadaşların durumundan bu rahatlıkla anlaşılabilir. Bu saatten sonra her an istenmeyen haberler alınabilir. Şunu tekrar belirteyim. Eylemciler olarak bu eyleme başladığımızda bunu göze aldığımızın altını çizmiştik. Bunu bir çok defa belirttik. Böyle bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Bedenlerimizdeki değişimler ve oluşan riskli durumların etkisini gündelik yaşamımızda artık hissediyoruz. Çabuk yorulmalar, bitkinlik, halsizlik, mide bulantıları, şiddetli baş ağrıları, kas erimeleri, nörolojik bazı rahatsızlıklar kendini hissettiriyor.

‘Tecrit kalkana kadar devam edeceğiz’

Ama şöyle bir durumda var. Bütün bunlara karşı sürekli yükselen bir motivasyon söz konusu. 70 gün direnmiş olmanın verdiği bir güven de var. Başlarken bir irade koymuştuk ortaya. Demiştik ki “Ne olursa olsun vazgeçmeyeceğiz” İlk andan daha da kararlı bir şekilde eylemimize devam ediyoruz. Bunun altını çizerek belirteyim. Tek bir talebimiz vardı. O da Önderliğimizin üzerindeki tecridin kaldırılmasıdır. Talebimiz karşılanıncaya kadar eylemimize devam edeceğiz. Önemli bir eylem tecrübesini yaşıyoruz. Halka çok iç içe ilerleyen bir süreç. Tecrit hepimizin özgürlüğüne darbe vuruyor. Avrupa’daki halkımızın daha bir görkemlilikle bu eylemleri sahiplenmesi gerekiyor. Daha dinamik, nicelikten çok nitelikli eylemler yapması gerekiyor.”

‘Annemin açıklaması bize güç verdi’

Direnişçi Deniz Sürgüt, annesi Enise Sürgüt’ün gazetemizde çıkan röportajına ilişkin de konuştu. 60 yaşında Batman’da yaşayan Enise Sürgüt özetle “Bir anne olarak çocuğunun aç kaldığını bilmek çok zor benim için. Ben sonuna kadar oğlumun arkasındayım. İnandığı değerleri sonuna kadar savunuyorum. Herkes artık bu zulme karşı ses çıkarmalı. Çocuklarımız ölmeden sorunların çözülmesini istiyorum” demişti.

Deniz Sürgüt annesinin röportajı ile ilgili şunları söyledi:”Annemin mesajı bize direnç verdi. Gerçekten bunu hissettim. Yani Kürdistanlı olmanın hikayesi benzerdir. Trajik hikayelerimiz var. Hepimizin anneleri aslında aynı cümleleri kullanıyor. Cezaevlerinde olan arkadaşların aileleri de öyle. Bu halkımızın karakteristik bir özelliği haline geldi. Yani atalarımız, anne babalarımız belki bize özgür bir ülke, özgür bir yaşam bırakmadılar ama biz en azından çocuklarımıza özgür bir ülke verebiliriz. Dolayısıyla şu an da direnmenin ne kadar elzem olduğunu hissediyoruz. Anlıyorum, bir annedir. O çocuğunun açlık grevinde olmasına dayanamıyordur ama Kürdistan‘ı özgürleştirmek boynumuzun borcu. Bu borcu ödemek lazım. Bu mücadelenin yiğit kadınları ve oğulları var. Bu mücadeleyi sürdürüyorlar. Biz de onlardan biri olursak ne mutlu bize. Tarihe böyle bir not düşürürsek, bizim için şereftir. Bu halkımıza borcumuzdur.

‘Başarı dışında başka bir yol yok’

Arkadaşlar bu eylemi değerlendirirken, Heval Kemal Pir‘in, Heval Hayri Durmuş‘un eylemiyle özdeş tutuyor. Bizim için ağır bir sorumluluktur. İstiyoruz ki, heval Hayri‘nin halkına olan borcunu da ödeyelim. Heval Kemal Pir‘in var etmek istediği o yaşamı da yaratalım. Bizim onlara layık olmamız ise bu eylemin başarıya ulaşması ile mümkün olacaktır. Biz bu eylemi başarıya ulaştıracak kararlılıktayız. Bu da halkımızın desteği ile mümkün olacaktır. Özellikle Kürdistan gençliği bunu hissetmeli. Gençlik bu tecridi kendi üzerinde hissetmeli. En sert karşı koyuşu da gençlik yapmalı. Gençliğin öncülüğü ancak öyle olur. Öncülük gençliğe verilen bir misyon değildir. Gençlik, dinamizmi üzerinde en yoğun biçimde yaşadığı için öncülüğü yapmalı. Tecridi kırmaya çokça uğraş vermeli. Başaracağız, başka yolu yok.”