
BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, partisinin grup toplantısında konuştu. Geçtiğimiz günlerde tahliye olan ve Türkiye'nin en uzun süre cezaevinde kalan kişisi olan Tahir Canan'ın grup toplantılarına katıldığını dile getiren Demirtaş, 'Mayıs Ayı Şehitleri'nden dolayı bu haftanın tarihi anlamlarla yüklü olduğuna dikkat çekti. Demirtaş, Kürt Özgürlük Hareketi'nin direniş tarihine Dörtler olarak geçen Ferhat Kurtay, Mahmut Zengin, Eşref Anyık ve Necmi Öner ile PKK'nin önder kadrolarından Haki Karer; Baas rejiminin katlettiği Leyla Qasım ve Türkiye devrimci hareketinin liderlerinden İbrahim Kaypakkaya'yı andı.
Siyasetten önce vicdan
Reyhanlı katliamını kınayarak konuşmasına devam eden Demirtaş, başsağlığı ve acil şifalar temennisinde bulundu. Türkiye'de böylesine bir dönemde sivil halkı açıkca hedef alan bir katliamın yapıldığının altını çizen Demirtaş, "Türkiye'deki her yurttaşın kendisine sorması gereken en önemli soru şudur: Biz Türkiye toplumu olarak bu katliamları kanıksıyor muyuz? Siyasetten önce vicdanlar harekete geçiyor mu geçmiyor mu? Herkesin bu soruyu kendisine sorması lazım. Çünkü böylesi katliamlar yaşandığında hep siyaset öne çıkıyor. Ve bu da ne yazık ki insanlığın öldüğünü ortaya koyuyor" dedi. Hükümetin dış politikasını sürekli eleştirdiklerini dile getiren Demirtaş, Suriye politikalarının olası sonuçlarını anlatmaya çalıştıklarını hatırlattı. Demirtaş, "Toplum olarak bu savaşa karşı çıkmazsak gün gelecek Şam'da Halep'te patlayan bombalar Türkiye'nin göbeğinde patlayacak, dedik. İşte o görüntüler malesef ortaya çıktı. Biz BDP olarak bu eleştiri ve uyarılarımızı dile getirdik. Ancak AKP hükümeti ısrarla Esad zulmünü durdurabilmenin tek yolunun oradaki çetelere destek vermek olduğunu iddia etti. Bunun dışında hiçbir seçenek yokmuş gibi yaklaştı. Türkiye gerçekten destek vermek istiyorsa ne Esat'a ne de Özgür Suriye Ordusu ve çetelere destek versin. Türkiye, bütün farklılıklarıyla Suriye halkına destek versin. Biz Suriye halkının desteklenmesinden bahsediyoruz. Suriye çok zengin bir topluma sahip. Ve sen bu toplumun içinde tek bir grubu destekleyerek sonuç alacağını sanıyorsan politikan boğulur" diye konuştu.
Sınır çetelere emanet
Hatay sınırının eleğe çevirdiğini ifade eden Demirtaş, kimin gidip geldiğinin belli olmadığını kaydetti. Milletvekilleri olarak Ceylanpınar ve Suruç'a girmekte zorlandıklarını belirten Demirtaş, hükümetin Hatay'daki sınırları tamamen 'çetelere' teslim ettiğini ifade etti. Hükümetin Esad'a karşı çeteleri destekleyerek aldığı bu riskin Türkiye'ye bir maliyeti olacağını düşünmediğini ifade eden Demirtaş, sınır hattında yaşayan yurttaşların güvenliği diye bir şeyin kalmadığını ve Reyhanlı halkının bu politikaların kurbanı olduğunu kaydetti. Getirilen yayın yasağına değinen Demirtaş, "Bir anda katliamın hükümete çıkaracağı siyasi faturanın hesaplarını yaptı. Derhal bundan geri dönmelidir. Çünkü orada olanlarla ilgili ciddi bilgi kirliliği vardır. Bunların hepsinin önünün alınması medyanın orada özgür hareket etmesi ile bağlantılıdır" dedi. Hükümetin yayın yasağı kararından derhal geri dönmesi gerektiğini ifade eden Demirtaş, "Gizlenmek istenen nedir? Bu medyaya sansür ile gizlenemez. İletişim çağında yaşıyoruz. Hükümetin yasakçı zihniyetten vazgeçmesi lazım" dedi.
Sünni-Alevi kışkırtması
Konuşmasında AKP ve CHP arasındaki çelişkilere de değinen Demirtaş, "CHP bir kanatta. AKP bir kanatta. AKP-CHP gerilimi üzerinden Sünni-Alevi gerilimi çıkarılmaya çalışılıyor. Mezhep çatışmalarından, gerilimden medet umanlar, bunun cevabının verilmesi gerektiğini söyleyenler mezhep savaşının nasıl bir sonuç verdiğini bilmiyorlar mı?" diye sordu. Etnik ve mezhep çatışmasının durması imkansız olan bir bela olduğunu dile getiren Demirtaş, bundan herkesin uzak durması gerektiğini kaydetti. Vicdanların birliği çağrısının belirleyici olduğunu dile getiren Demirtaş, "Suriye'deki mezhep çatışmalarından kimin faydalandığını iyi görmek lazım. Öyle intikamımızı alırız naralarıyla bu sorun çözülmez. Birlikte kardeşlik hukuku temelinde yaşamaktan başka çaremiz yoktur" diye konuştu.
Politikanı revize et
Reyhanlı'yı yaratanların bu katliamla yetinmeyeceğine dikkat çeken Demirtaş, "Başka hesaplar içine de gireceklerdir. Hükümetin bu konuda sorumluluğu alma görevi vardır. Kimse hükümetin bu politikası nedeniyle kendini güvende hissetmiyor" dedi. "Türkiye kendi içinde hak ve özgürlüklerden yeni bir anayasadan bahsedecekse aynı şeyi komşuları için de istemesi gerekir" diyen Demirtaş, şöyle devam etti: "Bu hükümetin iç politikadaki tutarlılığının ve dış politikadaki istikrarının teminatı olacaktır. Hükümet bunda ısrar ederse korkumuz odur ki Suriye'deki savaş yavaş yavaş Türkiye'ye gelecek. Burada gerçek failin kim olduğunun önemi yok. O ikinci derecede bir husustur. Kim bu katliam üzerinden kendisine siyasi rant elde etmeye çalışıyor? sorusu daha önde gidiyor. Bize yıllardır kan üzerinden siyaset yapıyor diyenler daha cenazeler yerdeyken fırsat kolladılar. Reyhanlı'da takke düştü kel göründü. Biz bölgesel istikrar açısından hükümetin dış politika vizyonunu revize etmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bölge dengelerini doğru okuyan bir yerden bakmak yerine dış politikada Suriye ile defacto bir savaş yaşayan bir ülkenin yurttaşlarının Türkiye'ye güvenmesi mümkün değildir. Bu güveni oluşturmasının ve arttırmasının tek yolu kendi ülkesinde barışı sağlamaktır."
Barışı tesis etmek için
Türkiye'nin çözüm ve barış arayışlarının devam ettiği süreçte geri çekilmenin devam ettiğini belirten Demirtaş, "İlk gruplar Medya Savunma Alanları'na ulaşmış bulunuyor. Şu aşamaya kadar bunun gerçekleşmiş olması bizim için bir şanstır. Yıllardan bu yana silahlar sussun sınır dışına çekilsin diyenlerin sesinin en gür çıkması gereken döneme giriyoruz. Sadece bizim derdimiz olan bir sorunu konuşmuyoruz. Bütün Türkiye toplumu fazlasıyla bunun bedelini faturasını ödedi. Bunun için hepsinin destek sunması boyun borcudur. Bu saatten sonra hakkını, hukukunu anayasal yasal güvenceye alma konusunda sesini yükseltmesidir. Artık silahların sustuğu sözün diyaloğun öne çıktığı bir döneme girmişsek Türkiye toplumu bunların hepsini yapıp iktidarın önüne koyarsa barışı tesisi edecektir" dedi.
Hükümetin üslubuna eleştiri
Hükümetin kullandığı dil ve üslubu da eleştiren Demirtaş, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Hükümetin önce dilini ve üslubunu değiştirmesi ve ciddiyetle yaklaşması gerekiyor. Hükümet sözcülüğünün yaptığı tahripkar açıklamalar neredeyse 'çekilmeyi durdurun niye çekiliyorsunuz" şeklindeydi. Bu açıklamalar neden yapılıyor biz de anlamıyoruz. Bu sürecin muhatabı olan hükümetin sözcüsü, 'Cehennemin dibine kadar gitsinler' diyor. Bu dil olur mu? En çok bu konuda uyarı yapan kişi bunu söylüyor. Sık sık kendisi ağlayan kişi bunu söylüyor. Cennete gidişin şartlarını da kendisi de belirliyor. Bakanlar Kurulu kararı almış gibi. Cennete kimin gideceğini Bakanlar Kurulu mu belirliyor?."
'Güvence halkın kendisidir'
Çekilme sürecinin kalıcı bir barışa dönüşmesinin yapılacak toplantı ve konferanslarla sağlanacağını ifade eden Demirtaş, HDK'nin Ankara'da 25-26 Mayıs'ta yapacağı konferansın bu anlamda önemli olduğuna işaret etti. Demirtaş, "Çözüm ve Barış Konferansı işte tam da bu dönemin beklentilerine uygun bir ruh ortaya çıkaracaktır. Bu konferansa öncülük yapan değerli aydınlara teşekkürlerimizi sunuyorum" dedi. Demirtaş, "Demokrasi olmadan barış olmaz diyenler ile biz de aynı düşüncedeyiz. El birliğiyle bu konferanslarda güçlü bir sonuç ortaya çıkarsa biz barış gibi önemli bir süreci kimsenin eline bırakmayız. HDK'nin Ankara'da ve DTK'nin Amed'de yapacağı konferanslar barış sürecinin en büyük güvencesi olacaktır. Güvence halkın kendisidir. Halk toplantıları da göstermiştir ki halkımız her zaman barışa hazırdır" diye konuştu.
CHP belirsizlikte sallanıyor
CHP'nin Meclis'te kurulan Çözüm Komisyonu'nu reddeden bir tutum içinde olduğunu dile getiren Demirtaş, "Neresi sosyal demokrat bilemiyoruz, ama düşünceleri bu. Böylesi bir anlayış Türkiye'ye öncülük edebilir mi? Çözüm sürecinin neresinde olduğu belli değil. CHP'nin içindeki bazı kesimlerde bundan rahatsızlar ki il başkanları açıkca barış diyor. Taban istiyor. Parti direniyor. Bunu gözden geçirmeleri gerekiyor" dedi.
BDP'ye yönelik eleştirileri hatırlatan Demirtaş, "Biz sürecin öncüsüyüz. Bırakın AKP'nin yanında olmayı biz AKP'nin önündeyiz. İki yüzyıllık bir geçmişi olan bu soruna samimi yaklaşılırsa kısa zamanda sonuç alınacağına inanıyoruz" dedi. Demirtaş, bu konuda herkesin sağlıklı yaklaşmasının önemine işaret etti. Komisyonda hangi partinin kaç üyesinin olduğunun önemsiz olduğunu dile getiren Demirtaş, "Çözüm komisyonu Hakikatleri Araştırma Komisyonu gibi Roboski'den başlayarak önüne ciddi bir çalışma koyması gerekiyor. Suçlu zihniyeti ortaya çıkarmak için bunu yapması gerekiyor. Meselelere nasıl bir ahlak ile yaklaşacağı işte hükümetin nasıl yaklaştığını gösterecek" şeklinde konuştu.
Alevilere teşekkür
Geçen hafta sonunda Avrupa'da FEDA'nın kongresinin yapıldığını, Ankara'da ise Alevi Kurultayı'nın gerçekleştirildiğini anımsatan Demirtaş, "Barışa ve demokrasiye bu sürecin doğrudan öncüsü olmak istediklerini belirttiler. Kendi taleplerini net bir şekilde ortaya koydular. Bu bizi sevindirmiştir. Özgürlük cephesinde olan toplumun yanındayız demeleri önemlidir. Yine kaygıları, eleştiri ve önerileri bize ulaşmıştır. Teşekkür ederiz" ifadesini kullandı.
ANKARA