Minbiç zaferi tüm insanlığa mübarek olsun. Ebu Leyla savaşçılarını tüm dünya selamlasın. Çünkü bu çok büyük bir gelişmenin habercisidir; İslam dinini vahşet ve terör bayrağına nakşedip kirletenlerin yok olma saati çalmaya başladı.

New York’ta, Paris’te, İstanbul’da Moskova’da, dünyanın nice kentlerinde, meydanlarında kan döken “terörist çete” Minbiç’te diz çöktü. Önce Suriye, sonra Irak, arkasından tüm Ortadoğu, Balkanlar ve dünya bu illetten kurtulma ışığını sevinçle gördü.

İnsanlığa bu sevinci yaratan Kürdistan özgürlük hareketidir. Vaktiyle Suriye’de, Kürdistan’ın bölüşülmüş parçalarından Rojava’da “insanlık için kurtuluş” idealini etrafındaki bir avuç Kürde anlatan Öcalan’ın düşünceleri yalnız Kürtlerin değil, tüm insanlığın hayrına olduğu Minbiç’te gözler önüne serildi.

Zavallılar…

Bu büyük zaferde Kürdistan özgürlük hareketinin, onunla omuz omuza savaşan Arapların, Türkmenlerin, Êzîdîlerin, Süryanilerin rolünü küçümsemek için ABD’nin rolünü abartanlar gerçeklerden habersizler…

Şu sıralar kendi elleriyle hazırladıkları darbe ortamını, Türkiye’yi bir darbenin yapamayacağı kadar kaosa sürükleyerek daha da derinleştirenler, başlarına gelen belanın arkasında ABD’yi aramaktan, önlerinde gittikçe derinleşen uçurumu göremez oldular.

Onlar ABD’nin PYD ile ilişkisini, PYD’yi “küçültücü” bir olgu gibi kullanırken gülünç oluyorlar.

Ortadoğu gerçeği nedir?

Hangi güçler savaş alanlarında?

Bir tarafta Sünni nüfusu ifsad ederek onun üzerinde hegemonya kuran DAİŞ… Ve onun arkasında Türkiye… Diğer tarafta Şii nüfusun üzerinde hegemonya kuran İran…

Ve üçüncü dünya savaşına Lazkiye ile ittifak kurarak katılan Rusya…

Bu denklemde ABD’nin “yeri” ne?

Yeri yok… Suudilerle, Mısır’la ittifakı onu Suriye krizinden çıkarmaya yetmiyor. Şiilere de sünni Araplara da güvenemiyor.

Tıpkı İkinci Dünya Savaşında meydana gelen hadiseye benzer gelişmeler oluyor: Wilson Nazi canavarına karşı nasıl can düşmanı saydığı Sovyetlerle “koalisyona” kurmak zorunda kaldıysa, şimdiki USA da dünyanın başına bela olan İslamcı terörizme karşı, bir uluslararası komployla yok etmek istediği Öcalan’ın düşüncelerini benimseyen Kürt Özgürlük Hareketi’yle, PYD ile koalisyon kurmak zorunda kaldı.

Demokratik dünya, solundan, sağına kadar, nasıl İkinci Dünya Harbinde saflarında “Kızıl Ordunun” da bulunduğu “Müttefik Kuvvetleri” desteklediyse, bizler de şimdi saflarında YPG-YPJ “gerilla” güçlerinin bulunduğu “koalisyon” güçlerini destekliyoruz.

Üçüncü Dünya Savaşının Normandiyası Mimbiç’tir… Savaşın sonu görünmüştür.

Türkiye ne yapacak?

Onun da hali İkinci Dünya Savaşı esnasındaki “tek partili Türkiye’nin” tıpa tıp aynısı. CHP hükümeti, “güçsüzlüğünün” çaresi olarak Nazilerle anlaşmıştı. Onları “yenilmez” sanıyordu.  Alman silah endüstrisine krom sattı, pamuk sattı. Boğazları Nazi denizaltılarına açtı. Faşizmi destekledi. Türk genelkurmayının unsurları, şimdi nasıl DAİŞ’le birlikte Rojava devrimini ezmek istediyse, öyle yaptılar, Hitler’le sığınağında görüştüler, Erkilet paşalar Kırım’da Nazilerin önünde iki büklüm oldular.

Savaşın sonu gelince, Türkiye her şeyini kaybedeceğini anladı, kendini ABD’nin kucağına attı ve Almanya’ya Hitler ininde can çekişirken “savaş ilan etti.”

Ne kadar benziyor değil mi?

Minbiç zaferinden sonra ve yol yakınken, şu “darbeden” de ders alarak, Saray’ın ve Hükümetin yapacağı iş, HDP’yi Anayasa komisyonu dışında bırakmak değil, başını beladan korumak için Minbiç zaferini tanımak, Rojava’yla derhal ikili ilişkiler kurmak…

Yoksa, bu defa “üçüncü dünya savaşında” DAİŞ’le kurduğunuz ittifak boynunuza bir kement gibi dolanacaktır.

“O zaman biz de Rusya’ya yanaşıp, paçayı kurtarırız” mı diyorsunuz?

Suriye’de ve Ortadoğu’da sizin çizginizin karşısında yalnız ABD yok, AB var, Rusya var. Yani İnönü Türkiye’sinden de zayıf bir durumdasınız.

İçeride bir saat bile beklemeden ateşkes ilan etmelisiniz. Suriye’de kaybettiğiniz savaşı Türkiye içinde kazanamazsınız. Dışarıda “Rojava kantonlarının da içinde bulunduğu, ve Esad rejiminin geleceğine yalnızca halkın karar vereceği” Suriye devletine elinizi uzatınız…Bu herkesi kurtarır…