
Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB), Almanya’da dini çalışmalar yürütemeyeceği çünkü bu kurumun Türk devleti ve Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda DAİŞ’in bir örgütlenmesi duruma geldiği kamuoyunda yoğun şekilde tartışılıyor.
Uzun yıllardan beri DİTİB konusunu yakından takip eden Almanya Kürt Toplumu Derneği Başkanı ve ZDF televizyonu üst kurul üyesi Ali Ertan Toprak gazetemize verdiği demeçte DİTİB’in faaliyetlerinin Türk İslam Sentezi’ne hizmet ettiği, Almanya’daki Türkleri kışkırtığını, bu kurumun yetiştirdiği insan tipinin Alman toplumuna da düşman olduğunu vurguladı.
SPD’nin eski Federal Parlamento Milletvekili Dr.Lale Akgün de, daha önceki yıllarda Almanya devletinin organizasyonu yapılan uyum zirvelerinin baş köşesinde yer alan DİTİB’in sanıldığı gibi dini bir kurum olmadığının artık anlaşıldığını belirtti.
Türk İslam Sentezi ile paralel
Ali Ertan Toprak eyaletlerde din derslerinin DİTİB’in kontrolünde verilmesinin Türk İslam Sentizi’ne hizmet ettiğini vurguladı. Devamla, DİTİB’in geç olmasına rağmen Alman kamuoyunda tartışılmasının da önemli olduğunu belirten Toprak, DİTİB öncülüğünde verilecek İslam derslerinin Türk İslam Sentezi ile paralel gideceğini ifade etti.
Toprak “Bugün DİTİB imamlarının Türk memuru gibi çalıştığını herkes biliyor. Erdoğan Almanya’daki Türkleri kışkırtabileceğini Alman toplumuna gösterdi. Bunun kontrolünü de DİTİB tarafından yapıyor.”
Toprak, Almanya Federal Hükümeti tarafından başlatılan İslam zirvesi ya da uyum zirvesi denilen konferansın, bugün 10’uncu yılına girdiğini ve artık anlamını yitirdiğine işaret etti.
Toprak, “Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu yönetiminde yer aldığım dönemden şu ana kadar yani yaklaşık 10 yıldır, DİTİB’in Türkiye bağlantısını başta İslam konferanslarında olmak şartıyla hep eleştirmişimdir. DİTİB’in Türkiye tarafından yönetildiğinin kabul edilmesi ne yazik ki uzun sürdü. Bugün Türkiye’deki gelişmeler ile birlikte DİTİB’in ne kadar tehlikeli bir kurum olduğu Alman kamuoyu tarafından görülüyor ve tartışılıyor. Bizim gibi insanlar bunu yıllardır hep dile getirdi. Bu yıl iç işleri bakanlığı tarafından İslam Zirvesi’nin 10’uncu yılı kutlanacak. Bu konferanslar başarızlık ile sonuçlandı. Alman devletinin on yıl önce diyalog başlattığı kurumların bugün gelinen nokta itibariyle Almanya’dan ne kadar uzak oldukları ortaya çıktı. Bunu son aylarda yaşayarak gördük” dedi.
DİTİB Almanya düşmanı yetiştiriyor
Almanya’daki dini cemaatler ve kurumların daha çok Almanya dışından yönlendirildiğini sözlerine ekleyen Toprak “10 yıl önce İslam konferansları entegrasyon adıyla başlatılmıştı. Şunu artık söyleyebiliriz, DİTİB gibi bir kurum Almanya’da bırakalım uyumu burada yaşayan Türklerin Alman devletine düşmanca yaklaşmasına vesile oluyor. Bu açıkça görülüyor.
DİTİB’e bağlı 900 caminin Anayasayı Koruma Dairesi tarafından denetlenmesi gerektiğinide ifade eden Toprak son olarak şunları söyledi: “Bir çok camide DAİŞ’e sempati ile bakıldığı kamuoyuna yansıdı. Almanya’dan DAİŞ’e katılım oranlarına bakıldığında çoğunluğu Türkiye kökenlilerden oluşuyor. DİTİB ile bağlantılı olmaması mümkün değil. Demek ki DİTİB başta olmak diğer kurumla dini görevlerini yerine getirme yerine siyasal İslamı oluşturma görevini üstleniyor. Devlet bu kurumlarla diyalogu yeniden gözden geçirmeli. Avusturya örnek alınmalı. Avusturya dışarıdan yönlendirilen bir dini oluşumu muhatap almayacaklarını açıkladı. DİTİB eskiden Kemalistlerin kontrolündeydi. Şimdi ise siyasal İslamın. Ermeni Soykırımı tasarısında DİTİB’in Türkiye kökenli vekillere karşı başlattığı kampanyaları gördük. DİTİB cemaat değil siyasal bir kurum olarak çalışıyor. AKP’nin sözcülüğünü yapıyor. Almanya’daki din dersinin bu tür kurumların himayesiyle olmaz. Ankara’dan yönetilen bir kurumun kontrolüne bırakamayız.
Dini kurum olmadığı ortaya çıktı
DİTİB’in AKP’nin denetimde olduğunu ve bundan dolayı da İslam dini derslerinde DİTİB’in danışmanlığını doğru bulmadığını vurgulayan Dr.Lale Akgün de gazetemize verdiği demeçte şunları söyledi: “Almanya’daki DİTİB tartışmaları geç kalan bir tartışma. DİTİB gibi etnik kökenen dayanan dini kurum dini kurumlar devletin muhatabı olmaması gerekiyor. Almanya’da uzun yıllar DİTİB’e devlete bağlı olduğu için daha ciddi bir kurum gözüyle yaklaşıldı. DİTİB’in uyum politikasında büyük bir rol oynadığı, Türkiye’den gelen insanların hepsinin DİTİP üyesi olduğu fikri oluştu. Bugün Türkiye’nin politikası değiştiği için DİTİB’e bakış açısı da değişti. Almanya Federal Parlamentosu’nda Ermeni Soykırımı tasarısının geçmesinden sonra oluşan tepkilerde, yine Erdoğan için yapılan yürüyüşlerde DİTİB’in ön plana çıktığı ve en önde yürüdüğü görülünce bunun sadece dini bir kurum olmadığı anlaşıldı. DİTİB her zaman Diyanet’e ve böylece Türkiye politikasına bağlıydu ama bu gerçek ancak bu olaylardan sonra kafalarda netleşti. DİTİB, Türkiye’den gelen insanların, Türk ve Müslüman kimliğinin ön plana çıkmasına özen gösteren kurumdur. Aslında etnik dini kurumların zamanı dolmuştur. Etnik olmayan dini kurumlar oluşturulmalı. Bugün yaşanan bu tartışmalar herkesi bir bekleyişe soktu. Önemli olan Almanya’nın yeniden İslami kurumlaşmayı düşünmesidir. Almanya’da İslam nasıl kurumlaşabilir? Bu konunun en kısa zamanda ele alınması gerekiyor. 10 yıldan beri gerçekleşen İslam zirvesinin artık sona ermesi gerekiyor. Tamamen boş ve gereksiz bir zirvedir. Her zirveden sonra İslami dernekler ‘Alman yasalarına saygılıyız’ diye açıklama yapıyor. Herkes de bunu alkışlıyor. Bu ne demek. Her vatandaş, hangi dinden olursa olsun zaten yasalara uymak zorunda.”
Akgün, Alman polisinin Köln’de 3 Eylül’de yapılması planlanan 24’üncü Uluslararası Kürt Kültür Festivali’ni engelleme girişimlerine de tepki gösterdi. Akgün “Türk milliyetçilerinin gösterilerine izin verdiler. Kürtlerin festivalini düzenlemesine de izin verilmelidir. Demokrasimiz bunu taşıyabilir” dedi.
ERDAL ALIÇPINAR / KÖLN