Diyanet’in farklı dillerde hutbeleri

Ahmet TURHALLI yazdı —

  • “Müslüman kardeşim” dediği ve otuz milyondan fazla Kürt’ün yaşadığı bu topraklarda, Kürtçe din anlatılamaz ve hutbe verilemez. Ama Rusça, İngilizce, İspanyolca, Almanca hatta Fransızca dahi hutbeler verilir ve bununla gurur da duyulur. Ama otuz milyon Kürt’ün dili Kuzey Kurdistan’da yasaklanır, bu yasak İslam adına da savunulur.

Diyanet İşleri Başkanı gururlanarak, sekiz yabancı dilde hutbe yayınladıklarını açıklıyor. Diyanet, TC’de sözde İslami bir kurum olarak kurulmuştur. Bu kurumun kuruluşu Kemalist devletin kuruluşu ile isim bazında başlasa da hakikatinde Osmanlıların Şeyh-ul İslam kuruluşunun devamı niteliğindedir. Esas ve gerçek işlevi, bir ruhban sınıfı olarak toplumu din ve Allah adına aldatmak, devlet ve iktidarlar için toplumdan güç devşirmektir. Diyanet şimdiye kadar bir ruhbanlar sınıfı olarak görevini fazlası ile yerine getirmiştir. 

Peygamber şöyle der: “La Ruhbaniyete fiddin”. İslam’da ruhban sınıfı yoktur. Hiçbir sömürgeci kan emici ruhbanlar kadar toplumları sömürmemiş ve toplumu gerçek din karşıtı haline getirmemiştir. Kur’an bu konuda toplumu sömüren ruhban sınıfını çok ağır ve alışılmadık bir üslupla yermiştir. Kürt’ün dilini görmeyen, yasaklayan ve türlü oyunlarla asimile ederek bitirmeye çalışan, dini inhiraf ederek, maddi güce sahip olanların çıkarları için çalışanlar, bu ayetin mealinde teşir edilmektedirler.

“Eğer biz isteseydik o kişiyi delillerimizle yüceltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp kaldı, hevesinin peşine düştü. İşte böylesinin hali, kovsan da bıraksan da hep dilini çıkarıp soluyan köpeğin haline benzer. Ayetlerimizi yalan sayan topluluğun durumu işte böyledir. Şimdi sen bu kıssayı anlat, umulur ki iyice düşünürler.” (Araf 176) 

 Anadolu ve Kurdistan’da yaşayan toplumların kahır ekseriyeti, ne yazık ki din istismarı ile aldatılmış ve kendilerini Müslüman olarak görenler, Kur’an, sünnet ve akılla olan bağlarını tamamen koparmak üzeredirler. Yıllardır Müslüman kardeş diye aldattığı Kürt’ü ise, artık açıktan Peygamber minber ve mihrabından Allah’a ve Peygamber’e iftira ederek uyuşturmaktadır. Diyanet, tağut devletin ve dolayısı ile, kendi kurumlarının sekiz dilde hutbe verecek seviyede olduğunu ve günümüz dünyasına ayak uydurarak geliştiğini gururla anlatırken, devlet Müslümanı olmuş Türk ve Kürt’te “Allah Allah” diyerek cezbeye düşmektedir. “Maşallah artık sekiz dilde hutbe veren diyaneti kim tutabilir!” Rusça bile hutbe dili olmuştur, daha ne istiyorsunuz, ey Devletlu Müslümanlar? Yıllardır din kardeşim dediği Kürt’ün vatanını işgal etmiş, beynini ve aklını din adına çalmış, iğdiş etmiş, kendisine düşman yapmış, devlet dini olan açık şirk dinine inancını eklemlemiş, minberden her Cuma kendisine imam, müftü, vaizlerle beddua boca etmiş, Allah siz ‘teröristleri” kahr-u perişan etsin, evinize ateş salsın demiştir. Allah katil, hırsız ve ahlaksız yönetimimize ve onun ordusuna, polisine güç versin dediği halde, kendine Müslümanım diyen ne Kürt’ten, nede Türk’ten hiçbir ses seda çıkmadığı gibi, cemaati cezbeye getirerek amin dedirtmiştir. Diyanet’in oluşturmak istediği ve oluşturduğu cemaat ve onun İslam-ı budur ve bu manada başarı da elde etmiştir. Kuşkusuz Kur’an ve hakiki İslam toplumu, diyanetin bu amellerinin tam karşısında ve mücadele içerisinde olanıdır/olmalıdır. “Müslüman kardeşim” dediği ve otuz milyondan fazla Kürt’ün yaşadığı bu topraklarda, Kürtçe din anlatılamaz ve hutbe verilemez. Ama Rusça, İngilizce, İspanyolca, Almanca hatta Fransızca dahi hutbeler verilir ve bununla gurur da duyulur. Ama otuz milyon Kürt’ün dili Kuzey Kurdistan’da yasaklanır, bu yasak İslam adına da savunulur. İşgal edilen Rojava Kurdistanı’nda Êfrîn, Serêkaniyê ve Grespî’de ise hiçbir Türk olmadığı halde, Türkçe ve Arapça zorunlu eğitim dili yapılarak Kürtçe yeryüzünden silinerek bitirilir. Bu amellerle, ruhban başı ve ruhban sınıfı olan paralı memurlar, İslam ve Allah adına Allah’a ve İslam’a savaş açmışlardır. Allah adına, Peygamber adına Allah’a savaş açmak tam da budur.

“O’nun ayetlerinden biri de gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olmasıdır. Kuşkusuz bunda bilenler için ibretler vardır.” (Rum 22) 

“İstisnasız her peygamberi kendi kavminin dili ile gönderdik ki; bundan sonra Allah dilediğini sapkınlık içerisinde bırakır, dilediğini de doğru yola iletir. O güçlüdür, hikmet sahibidir.” (İbrahim 4)

“İslam dininde haklar ve hürriyetler yaratılıştandır" kuralı, doğal hakların dokunulmazlığını ifade eder. 

Yaşam, mülkiyet hakkının dokunulmazlığı, kanun önünde eşitlik, seçme ve seçilme hakkı, öğrenme ve öğretim hakkı, zalim muamelelere karşı korunma hakkı, din ve vicdan hürriyeti, düşünce ve ifade hürriyeti gibi temel hak ve hürriyetler, bir taraftan hukuk (fıkıh) kuralları ile korunurken diğer taraftan da uygulama biçimi olarak hayata geçirilmiştir/geçirilmelidir. 

İnsanların yaradılıştan dolayı değer gördüğü bir din ve dindarlar dünyasını oluşturma idraki ile mücadele eden herkesin, Diyanet’in ruhban sınıfına karşı mücadele etmesi gerekir. Diyanet’in camilerine gidilmemeli, onun paralı memurlarının arkasında asla namaza durulmamalıdır. Hele bu bir Kürt Müslüman ise, asla ve kata bu camilere girmemelidir. Allah’ın ayeti olan bir lisanı inkar etmek ve onu asimile etmek için kullanılan bir mekan, cami ya da mescit değildir, belki Kemalist ve Türk ırkçılığın bir tapınağıdır. Allah Kur’anı ve peygamberini derin bilince sahip insanlar için faydalı olacağını bildirmiştir. Camiler asla zulmün ve aldatmanın mekanları olamazlar. İslam alimleri asla zalimlerin ve aldatanların saflarında duramazlar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2024 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.