9 gün süren Amed Kitap Fuarına bu yıl onbinlerce kişi katılırken, yayınevleri Amed’de oldukları için olmaktan memnunken, okuyucular sevdikleri yazarlarla buluşmanın keyfini çıkardı. Amedliler TÜYAP Fuarını sahiplendi diyebiliriz.
BİRCAN DEĞİRMENCİ / AMED
Diyarbakır’da epeyce hareketli bir gün. Kentin gündemi yoğun. Bir yandan İstanbul ve Ankara’dan gelen sinemacıların destek verdiği demokrasi nöbeti, öte yandan Kitap Fuarı ve Amed Şehir Tiyatrosu’nda Shakespeare’in “Bir Yaz Gecesi Rüyası” oyunu.
Demokrasi nöbetinden çıkıp yoğun bir trafiğin ardından TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nin bulunduğu alana yaklaşırken gruplar halinde yürüyen insanlarla karşılaşıyoruz. Bu fotoğraf 2008 yılında açılan Newroz Parkı’na kadar 7 yıl boyunca bu alanda kutlanan Newroz bayramını andıran görüntüleri çağrıştırıyor. Dağkapı’dan buraya 12 kilometrelik yolu insanlar rengarenk kıyafetleriyle yürüyerek gelirdi. Şimdi de aynı yolu kitaba ve sevdikleri yazarlara ulaşmak için yürüyorlar. Araçların park edecek yer bulamayışı sürücülerin canını sıksa da insana umut veren bir mutluluğu duyumsatıyor.
Güvenlik turnikesinden geçip, nefesimizi tutarak mahşeri kalabalığın içine dalıyoruz. Öğretmenleri eşliğinde gelen öğrenci grupları, pusetlerinde bebekleriyle ebeveynler, gençler, kalabalıktan sıkılan çocuğunu sinema vaadiyle teskin edenler, hafta sonunu AVM’de geçirmek yerine kitap fuarına gelmeyi tercih edenlerle dolu alanda kafanızı toparlamak zor iş.
Her bir stantın önünde kümelenmiş insanlar sevdikleri yazarlara kitaplarını imzalatıyorlar. Kucağında oğlu Yusuf’la Seyyidhan Kömürcü ile Seray Şahiner kitaplarını imzalarken, Murat Özyaşar Diyarbakır’a ait öykülerinden oluşan kitaplarını okurla buluşturuyor. Dipnot Yayınevi’nden Emir Ali Şimşek’e imza salonunda rastlıyoruz. Büyük bir kuyruk oluşmuş durumda ama yazar yok ortalıkta. Meğerse Demirtaş’ın kitabını imzalaması için Başak Demirtaş bekleniyormuş. Az sonra da Başak hanım beliriyor. Mesaisi uzun olacağa benziyor. Emirali Şimşek’e fuarla ilgili değerlendirmelerini soruyoruz.
Diyarbakır’ın okuyucusu çok farklı
Son birkaç gün Valiliğin imzasını neden, niye çekti tartışmalarını anımsatan Türkmen, “Tartışmalar üzerine görünürlüklerini dışarıda bir TOMA ve polisle sağladılar. İlk üç gün polis yoktu. Bir yıl önceki fuara göre gerilim daha düşük. Geçen yılın gerilimi daha yüksekti, ilk günler çok ilgi gösterilmemişti. Ama bu yıl ilk günden itibaren ilgi büyüktü. Bu yanıyla çok iyi” diyor.
“Biz burada kendimizi çok rahat hissediyoruz” diyen Türkmen, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Çünkü bizim yazarlarımız bu şehrin çocukları. Mesela İstanbul’da okur geliyor, Demirtaş’ın kitabının kapağını görüyor ve yüzünü çevirip gidiyor. Burada ise görünce daha hızlı geliyor. Diyarbakır okuru diğer fuarlardaki okurdan çok farklı. Örneğin diğer fuarlarda bestseller dediğimiz kitapları basan yayınevlerinin önünde kuyruklar oluyor, biz kenarda seyrediyoruz. Burada ise okur bu kitapları alma ihtiyacı bile duymuyor, bize gelip Fanon alıyor ama orada durum öyle değil.”
Kandıra Cezaevi’nden “Damlayan Masallar”
Kalabalıkta yol almaya devam ediyoruz. HDP’li vekil Ayla Akat Ata’nın yanında bir barış anasıyla birlikte kitap imzaladığını görüyoruz. Kitabın Kandıra Cezaevi’nde yatan Gazel Bulut’a ait olduğunu söylüyor. Bando Yayınları’ndan çıkan Bulut’un “Damlayan Masallar” adlı çocuk kitabına; Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel ve Adil Okay’ın da katkıda bulunduğunu hatırlatıyor.
Kalabalıkta ilerlemeye devam ederken Şeyhmus Diken ve Yervant Bostancı’nın yanlarında Ahmet Çakmak’la birlikte okurlarla hemhal olduğunu görüyoruz.
Halk Diyarbakır’ı sahipleniyor
Lîs Yayınları’ndan Lal Laleş’in moderatörlüğünü yaptığı “Cegerxwîn:Ben Kimim” panelinden dönüşünü bekliyoruz.
Fuara olan yoğun katılımı Laleş şöyle açıklıyor: “Bence bu kadar zor bir zamanda halk fuarı sahiplenmekle; esasında kendi diline, kültürüne sahip çıkarak, Kürtçenin kendini var edebileceği dilsel ve toplumsal zemini kuvvetlendirerek, Diyarbakır’ı sahipleniyor. Bunu sahiplenirken de belki gelecekte Kürtçenin kazanacağı ivme, büyüyeceği mekan ve zemini daha da güçlendirmiş oluyor.”
Diyarbakır’ın yanı sıra İstanbul’daki fuara da katıldıklarını belirten Laleş, aradaki farkı şöyle özetliyor:
“Kuşkusuz Diyarbakır bizim ana rahmimiz. Orada doğduk, orada daha güçlüyüz, daha çok okurla karşılaşıyor, daha olumlu tepkiler alıyoruz. Eleştiriler çok kıymetli dönüt olarak bize geliyor. Burada fuarlar çok şenlikli biçimde geçiyor. İnsanlar eşiyle, dostuyla buluşup, sohbet ederek, zaman geçirirken dille ve edebiyatla buluşuyor. Bu nedenle Diyarbakır daha güçlü ve coşkulu geçiyor”
Lis Yayınevinin dille ilgili ve özellikle düz yazı metinlerinin ilgi gördüğünü aktaran Laleş, “Kürtçenin istatistikleri açısından önemli bir ilgi ama bunu dünya ve Türkiye’deki yayıncılık sektörü içindeki oranlarla karşılaştırdığımızda komik ve açıkçası utanılacak rakamlardır” diyor.
Hicri İzgören gelecek yılın onur yazarı
Laleş’in yanından ayrılıp Avesta Yayınlarının stantına gidiyoruz. TÜYAP tarafından önümüzdeki yıl “onur yazarı” olacağı duyurulan Hicri İzgören stantta yanındakilerle sohbet ediyor. Yayınevi sahibi Abdullah Keskin, fuarın bu yıl hafta sonu başlamasının katılımın artmasında etkili olduğunu söylüyor ve ekliyor:
“Kayyumların atanmasıyla daha olumsuz bir tablo bekleniyordu ama bu pek de buraya yansımadı. Hatta belki tersinden bir durum söz konusu olabilir. Bu şehre kitap fuarı çok yakışıyor. Gelenekselleşti artık. Çok farklı kültürel etkinliklerin hoşgörü içinde, herhangi bir müdahale olmadan devam etmesi önemli. Müdahaleden kasıt sadece devletin müdahalesi değil, toplumun müdahalesi de kimi zaman çok daha tehlikeli olabiliyor. Diyarbakır bu noktada örnek olabilecek bir şehir. Biraz daha bunun yaygınlaşması gerekiyor. Fuar büyük bir organizasyon ama “Kitap Günleri” gibi daha küçük daha özel etkinlikler yapılabilir. Mesela Burgaz Adada Fanzin günleri yapılıyor. Zaman zaman başka yayınevleriyle birlikte üç gün sürecek benzer etkinlikleri elimizden geldiğince yapmayı planlıyoruz.”
Kürtçe etkinlikler daha fazla olmalı
“Kürt yayınevlerinin ekonomik durumu, pazarı maalesef zayıf” diyen Keskin, şöyle devam ediyor:
“Kürtçe yayınlara ilgi var ama çok ciddi bir sıçrama lazım. Mesela hiç tanımadığım bir yazar buraya sadece imzaya geliyor ve salonda imza etkinliği düzenliyor. Mesela biz Kürtçe yazan, Kürtlerle ilgili yazan bir yazar için böyle bir şeye cesaret edemeyiz. İlgi her zaman var ama istediğimiz düzeyde olmadığını söyleyebilirim. Yani Diyarbakır’da Kürtçenin temsiliyeti sayı olarak, etkinlik olarak çok daha fazla olmalı ve bizim kitap etkinliğimiz kitap fuarından ibaret olmamalı.”
9 gün olması görünürlüğü arttırdı
Nubîhar Yayınları’ndan Süleyman Çevik’in yanına gidiyoruz. Çevik, fuarın 9 güne çıkmasının görünürlüğü ve duyulması açısından önemli olduğuna vurgu yaparak, katılımın artmasında etkili olduğunu söylüyor. Kürtçe yayınladıkları klasikler, folklor, edebiyat ve çocuk kitaplarına ilgi olduğunu söyleyen Çevik, ilk kez bu fuarda görücüye çıkan dengbêjlerin antoloji kitaplarının da olduğunu belirtiyor.
“Burada kendi memleketimizdeyiz. Dolayısıyla kendimizi daha iyi hissediyoruz” diyen Çevik, “Kürtçe yayınların daha büyük alanlarda, stantlarda ve daha iyi imkanlarla yer alması lazım. Geçen yıla göre belediyeler ve valiliği göremedik, bazı STK temsilcileri geldi. Bildiğim kadarıyla belediyeler araç tahsisi yapmamış sadece normal hatlı seferleri yapılmış. Buna rağmen katılım tatmin ediciydi” diyor.
Lezzetli stant: Aras Yayınları
Daha sonra başka her yıl görmeye alışkın olduğumuz bir kalabalığın toplandığı Aras Yayınları’na gidiyoruz. Gavur Mahallesi’nin yazarı Mıgırdiç Margosyan’la, Amida’nın Sofrası’nı okuruyla buluşturan Silva Özyerli kitaplarını imzalıyor. Yayınevinden Rober Koptaş’ı beklerken, Fırat ve Armen bana tezgahın altındaki kocaman tencereden plastik tabağa koydukları ekşili dolmadan ikram ediyorlar. Çok lezzetli bir stant burası, hiç ayrılmak istemiyorum.
Geçen yıla oranla çok daha fazla insan geldiğini söyleyen Rober Koptaş, “Kentteki sıkışmışlığın yarattığı ruh hali; insanların kitaba, kültüre daha fazla ilgi göstermesini, buradaki panayır havasına katılma arzusunu arttırmış olabilir” diyerek, “Yine de stantta beklerken bunu çok iyi göremeyebiliriz. Diyarbakırlılar bunu daha iyi tespit eder.”
Diyarbakır ikinci adresimiz
Diyarbakır’la çok güçlü bağları olan bir yayınevi olduklarını anımsatan Koptaş, “Özellikle kurucumuz ve yazarımız Margosyan’ın Diyarbakırlı olup Diyarbakır’ı yazmış olmasıyla ilgili bu. Her zaman ilgi görüyoruz ama bu ilgi kitap satışıyla ilgili değil, saygı, sevgi görüyoruz, sarılıp sarmalandığımızı hissediyoruz. Bu ilk günden beri hiç değişmedi. Dolayısıyla burası gelmeyi çok sevdiğimiz bir yer. İkinci adresimiz.
Her zaman olduğu gibi Margosyan’ın kitaplarının ve özellikle de Gavur Mahallesi’nin ilgiyi hiç kaybetmediğini ifade eden Koptaş, şöyle devam ediyor:
“Gavur Mahallesi’ni insanlar daha önce almış olsalar da hediye etmek üzere ya da imzalatmak için alıyorlar. Bu yıl yayınladığımız Silva Özyerli’nin yemeklerle Diyarbakır yaşantısını içi içe geçirerek anlattığı Amida’nın Sofrası da çok pozitif reaksiyonlar aldı. Silva hanım da hem ilk kitabıyla fuara katılmış oldu, hem de kitabıyla kendi şehrine dönmüş oldu. Onun kitabı da son derece ilgi gördü.”
Ortak referanslarla tartışıyoruz
Diyarbakır’ın diğer fuarlardan net bir farkının olduğunu söyleyen Koptaş söyle devam ediyor: “Burada siyasetin şekillendirdiği, yoğurduğu bir bilinç var. Bu sosyolojik ya da sınıfsal katmanları kesen bir şey. Her gruptan insan belli bir siyasi bilince sahip. Dolayısıyla okumaya, tartışmaya daha açık bir kültür var. Bizim daha rahat konuşup anlaştığımız, tartışsak bile ortak referanslarla tartıştığımız bir okur kitlesi var. Türkiye’nin pek çok yerinden farklı bir okur ortamı var. Biz kıt kanaat geçinen bir yayınevi olduğumuz için İstanbul ve İzmir’dekiler dışında çok fazla fuara katılamıyoruz. Bizim açımızdan İstanbul ve İzmir dahil olmak üzere iletişimin daha zor ve kapalı gerçekleştiğini söyleyebilirim. Burada daha açık, göz göze bakarak, konuşup anlaşabiliyoruz.
İstanbul’daki Fuar Beyoğlu’ndayken ona benzer bir şey oluyordu. Beylikdüzü’ne gittikten sonra ortam çok değişti. Farklı bir nüfus ve sosyoloji var. Elbette orada olmak da çok kıymetli ama burası daha farklı. Kadıköy, Haydarpaşa’da belediyenin düzenlediği fuar da buna yakın. Siyasi demografi farklı olsa da buna yakın ilgi ve temasın olduğunu söyleyebilirim. Orada da daha okuyan daha ne istediğini bilen bir kitle vardı. Pek çok yayıncı arkadaş için de tatmin edici olmuş. Kadıköy’den yola çıkarak söylemem gerekirse, sanırım İstanbul’da şehrin daha merkezine yakın ya da daha seküler bir nüfusun oturduğu yerlerde daha farklı bir potansiyelin olduğunu görmek mümkün. Beylikdüzü’nde daha farklı bir sosyoloji var o da kendi dinamikleriyle işliyor. Biz orada daha kenarda kalabiliyoruz.”
Bir fuar geçti
Yayınevleriyle röportaj yapıp, kalabalıkla boğuşurken üst kattaki salonda yapılan Latife Tekin’in söyleşisini kaçırdığım için biraz buruk ayrılıyorum fuardan. Böylece 120 yayınevi, 250 yazar ve 60 etkinliği ve binlerce okur ziyaretiyle bir TÜYAP Kitap Fuarı geçti Diyarbakır’dan.