Bu seçime, Diyarbekir-Ankara eksenindeki politik çatışma imza attı:

Koloni Kürdistan’ın kazandığı bu raundda, Erdoğan, Ağar, Çiller ve Bahçeli kaybettiler.

Ancak:

Şırnak’ta HDP nasıl kaybetti?

Muş’ta, Malazgirt’de HDP kaybeder miydi?

Ya Uludere, Çukurca, Şemdinli, Viranşehir’deki seçimleri AKP mi kazandı?

Oralarda, yani Kürdistan’da devrede olan, başka bir güçtü.

Kolonyal devlet Us’u da Şemdinli’de, Uludere’de AKP’nin kazanacağından yola çıkmıyordu.

Kazandırdılar.

Ve seçimden sonra, Kürdistan’da seçim boyunca, öncesinde ve seçim sonrasında devam eden olağanüstü hal tartışılmadı.

Her saat başı İstanbul ve İmamoğlu haberleri gündemde.

İmamoğlu’nun kazanıp kazanmadığıyla ilgili gündem, as haber.

Tartışılan, Muş‘taki sıkıyönetim değil;

Şırnak’ta, ismi var cismi yoklar tarafından kullanılan oyların sahiplerini arayanlar yok.

Muş’ta verilen oyların 2500’ünün geçersiz sayılmasını dikte eden gizli gücün kaynağı araştırılmıyor.

İmamoğlu’nun kazanıp kazanmadığıyla ilgili çatışan partiler, 3 oy fark olan Malazgirt’de HDP’nin tüm itirazlarının gerekçesiz yapılmasına sessiz kalmaya devam ediyorlar.

Yukarıda isimlerini verdiğim hiçbir kentte, AKP kazanmadı.

Bunu onlar da biliyorlar.

Kolonyal devletin bileşkenleri, seçimden sonra, gündemi Türk egemen siyasetinin partilerine teslim ettiler.

Onlar’da Kürdistan sahnesini karartan güce karşı ketumlar.

Bu bir paradoks gibi görünse de, şaşırtıcı değil.

AKP vesayeti, devlet vesayetine denk düşüyorsa, paradoks normal siyasete dönüştürülüyor.

Ve bu oyun sahnesi, Kürdistan’daki halkı devrimci güçlere daha da yakınlaştıracak.

Çözüm opsiyonunun, kitlelerin itirazı ve meydanlardaki gücüne yüklü olduğu, daha da belirginleşti.

Kayyımlara son veren halk, devlet vesayetiyle yüzyüze geldi.

Bir anlamda, bu tarihi bir fırsat olarak görülmeli.

Sonuçta:

“Bükülmez kol” büküldü.

Ve de bu seçimin en paradoks sonuçlarından biri de Dersim’deydi.

Kolonyal sistemin her yönüyle yeniden zapturapt altına almak istediği Kürdistan’da; Dersim Belediyesi’nin “komünist” kimlikli bir siyasetçi tarafından kazanılması derinden bir paradokstur.

Maçoğlu, her ne kadar “yiğit, halk adamı, komünist” olsa da HDP’ye karşı devlet medyasının teşvikiyle seçildiği bir gerçek.

CHP’ye ve devlet siyasetine hayır diyen Dersim’de, “komünist” bir adayının kazanması, bu paradoksu anlaşılır kılmıyor.

Hatırlarsanız, 14 Ekim 1979 tarihinde Fatsa’da bağımsız belediye başkanı seçilen Komünist Fikri Sönmez’e bir yıl bile tahammül etmediler. Ve 11 Temmuz 1980’de tutuklanan Sönmez, 4 Mayıs 1985’de işkencede katledildi.

Paradoks: bir zamanlar “Karaoğlan” Ecevit’in Kürt halkının başına bela eden sistemin son çaresi, eğer Türkiye’de seçilseydi, yaşamasına izin vermeyeceği bir “Komünist‘i” Dersim‘e başkan olarak atamak oldu.