Hans von Sponeck, uzun yıllardan beri Birleşmiş Milletler bünyesinde görev yapmış, deneyimli bir Alman diplomatı… BM Genel Sekreter Yardımcılığı ve BM Irak Petrol Karşılığı Gıda Yardımı Programının da yürütücüsü olan Sponeck, emekli olduktan sonra Marburg Üniversitesi’nde ders veriyor.

BM çalışmalarında diplomatik girişimlerle sorunların çözümü noktasında büyük bir deneyim olan Sponeck’e, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeler ve bu esnada Paris’te 3 Kürt kadın siyasetçinin katledilmesini sorduk.

Türk devleti bugün yeniden Sayın Öcalan ile bir diyalog başlatmış durumda. Fakat aynı zamanda Paris katliamı gerçekleşti. Sizce nasıl bir tablo var?
Erdoğan tarafından görevlendirilen MİT Müsteşarı’nın Sayın Öcalan ile görüşmeler yaptığını okudum. Bu yaklaşımı kayda değer görüyor ve destekliyorum. Tabii Türk Hükümeti tarafından başlatılan bu süreç beraberinde soru işaretlerini de getirmektedir. Devlet bu diyalogu neden başlattı? Neden şimdi? Bu konuda Kürt tarafının sürece hassas bir şekilde yaklaştığı görüşündeyim. Bence Türk tarafı, sadece Türkiye sınırları içinde ortaya çıkan Kürt dinamiğiyle değil aynı zamanda diğer çevre ülkelerinde yani Irak, Suriye ve İran’da yaşanan gelişmelerden, ortaya çıkan yeni dinamiklerden dolayı tereddüte girmiş bir vaziyette. Tüm Kürt bölgelerinde yaşanan bu dinamikleri gözönünde bulundurduğumuzda Türk devletinin Öcalan ile başlattığı bu diyalog süreci beni hiç de şaşırtmıyor.
Paris katliamıyla ilgili yapılan bir çok yorumlar ve tepkiler bana göre yüzeyseldir. Paris katliamının arkasında kimler var, sorusu bence cevaplanması gereken basit bir soru değildir. Örgüt içinde bir iç hesaplaşma olarak değerlendirir ve görürseniz asıl cinayetin arkasında olanları görmezden gelirsiniz. Eğer bu olayı Kürt tarafına yüklemeye çalışırsanız uluslararası barışsever topluluğun, bu olayın arkasında acaba Türk devleti mi bulunuyor ya da üçüncü bir dış güç mü bulunuyor? sorusunu sormasının önüne geçmiş oluyorsunuz. Şu anda olduğu gibi. Her kesim basit bir şekilde yorumlar yapmakta ve bu olayın aydınlatılmasını daha da zorlaştırmaktadır. Kimse olayın arkasında acaba Türk devleti mi bulunuyor sorusunu sormuyor. Daha doğrusu bu soruyu sormaktan korkuyor. Türk devletinin olayın arkasında bulunması imkansız birşey mi? Bence hayır, olabilir ve bunun içinde yeterince argümanları da uzunca konuşur masaya yatırabiliriz. Bu soruların basit olmadığını ve cevaplarının da basit olmayacağı görüşündeyim.

Sayın Sponeck, peki bu cinayetin sağlıklı bir şekilde araştırılıp gerçekleri bulma adına ne tür sorulara cevap aranmalı? Olayın üçüncü bileşeni var mıdır?
Şimdi burada başta Fransız hükümeti olmak üzere Avrupalı hükümetlerin,  Türklerin ve Kürtlerin bu üç soruyu masaya yatırmaları  gerekir.
- Örgütlü bir topluluk içinde yaşanan bir infaz mıdır?
- Tek bir devlet eliyle veya o devletin içindeki karanlık güçlerin eliyle uygulanan bir infaz mıdır?
- Barış için diyalog girişimlerine karşı üçüncü bir ülkenin kötü müdahalesi midir?
Bu sorulara hızlı cevap vermemek gerekir. Bu üç bileşeni bir araya getirmek kayda değer bir durumdur.

Buna rağmen devlet ile Öcalan arasındaki diyalog nasıl devam etmeli?

Devlet ile Sayın Öcalan arasındaki diyalog gerçekler masaya yatırılıncaya kadar devam etmeli. Olayın sorumluları ortaya çıkarıldığı zaman diyalog üzerinde net kararlar alınmalıdır. Birleşmiş Milletler’deki çalışmalarımda siyasi ve askeri krizlerde her zaman sorunların barışçıl bir şekilde çözülmesi yolunda diyaloga daima bir ilk şansın verilmesinin gerekildiğini savundum. Bugüne kadar Türk ve Kürt sorununun çözümü yönündeki diyaloglar her zaman yarıda bırakılmış ve kesilmiştir. Bu her zaman barış süreçlerine zarar vermiştir. Her iki taraf da yüzde 20’lik bir nüfusun soruna çözüm beklentisi  uzun vadeli gözardı edilemiyeceğini çok iyi bilmekte. Bu yüzde 20 nüfusun talepleri ve beklentileri yeni birşey değildir. Artık egemen güçlerin Kürt sorununda acımasız gerçeği görmelerinin zamanı gelmiştir. Özellikle Türkiye’nin içinde bulunduğu bu utanç verici durumdan kurtulması gerekmektedir. Bunun için de Türkiye’nin içinde bulunduğu bu monist yapı, yani tekçi zihniyetinden uzaklaşıp daha adil daha çoğulcu; demokratik ve modern bir anayasaya kovuşması lazım. Bu anayasayla sadece Hıristiyanlara veya Ermenilere hitap etmekle kalmamalı aynı zamanda tüm sorunların çözüm anahtarı olan Kürtlere hitap eden bir anayasa olmalı. Ki böylesi bir anayasa şu anda bir hayli geçikmiş bir anayasadır. Bugün hem Türkiye’deki hem de başka ülkalerdeki siyasetçiler şunu çok iyi bilmektedir ki; Kürt sorununun çözümsüzlük gerçekliğiyle Türkiye, Ortadoğu’nun sadece belirli bölgelerinde ciddiye alınmaktadır. Avrupa’da değil. Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi, Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusunda da olumlu konuşmayacaklar. Bu böyle biline.

AKP, Kürt toplumunu sakinleştirmeye yönelik manevra mı yapıyor?

Evet Suriye’de yaşanan Kürt dinamiğine göz attığımızda AKP kendi içindeki Kürtlerin önüne geçmek için böylesi bir diyalog girişiminde bulunuyor olabilir mi? Olabilir. AKP’nin bu diyalog girişimi kısa vadeli bir taktik olabilir mi? O da olabilir. Yoksa bu girişim beraberinde uzun bir vadeli çözümü mü getirir? Bence bu sorunun cevabını Sayın Öcalan herkesten çok daha iyi verir.

Batı Kürdistan’a uygulanan bir ambargo var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ambargo mantığıyla fazla ilerleyemezsiniz. Barzan’inin kendine göre  problemleri ve kendine göre girişimleri var. Barzani’nin bugün nispeten  Türkiye’ye karşı takındığı tutum pragmatik ve oportünist bir davranıştır.  Fakat Türkiye’nin Barzani’ye karşı takındığı tutum nedir? Bu da iktisadi ve menfaatçi bir tutumdur. Türkiye yatırım yapıp kazanmak istiyor, Barzani ise bölgeyi geliştirmek istiyor ve bu anlamda biraraya geliyorlar.  Neticede Suriye’deki gelişmelerden her iki taraf da kaçınmaktadır. Her iki taraf da kendisi için önemli kararlar almaktadır. Bir de Barzani’ye karşı Suriyeli Kürtlerin şemsiyesiyle kendini yağmurdan koruyor tarzındaki eleştiriler doğru değildir. Örnek Irak Kürdistanı’nda Suriyeli Kürtler için okullar açtı çeşitli meslekler üzerinde eğitim vermekte. Şunu açıkça ifade edebilirim ki bugün Batı Kürdistan’a karşı uygulanan bu ambargo geçicidir. Barzanin Batı Kürdistan’a karşılık bu tutumu Türkiye ile Barzani arasındaki mali ticarete bağlıdır. Bu tutum her an değişebilir. Bir bakarsınız haftaya Barzani Türkiyeyi ziyaret etmiş ve ertesi gün ise Batı Kürdistan’a karşı olan bu tutumunu değiştirmiş, ambargoyu kaldırmıştır. Barzani ile Türkiye birbirlerine karşılık izlenilen bu politikalar kısa vadeli taktiksel politikalardır.   


MUSTAFA İLHAN / MÜNİH