Hakikat, toplumun gerçeklikleri üzerinde inşa edilecek ve o gerçeklikleri bilinçli anlayan, kendi toplumsal ahlaki zihniyetinde yaşatacaktır. Toplumsallık, insanlığa verilmiş ortaklaşma kültürüdür. Bunun için de hakikatin farkına varmalı ve doğru, çarpıtılmayan, ideolojilerin hizmetinde olmayan bir tarih anlayışına sahip olmalıyız.

Sosyal bilimlerin karmaşık ve iktidara kendini "pazarlama" yönlerinin ağırlık kazandığı bir sistemi yaşıyoruz maalesef. İktidar çıkarlarına hizmet edecek tarzda tarihi ele alıp, çarpıtmayı "bilimsellik" kılıfıyla topluma dayatıyorlar. Toplumun zihinsel yapısını, geçmişin gerçekliklerinden soyutlayacak bir şekilde belirlemekte ve tarihsiz bir toplum yaratılmak istenmekte. Geçmiş, geleceği inşa etmede en büyük pusula rolünü oynar. Geçmişinden yarattığı, ürettiği, zulme uğradığı, direndiği vb. durumlar onun toplumsallığının oluşumunda yokmuş gibi, kendi tarih anlayışını topluma dayatıyorlar.

Tarihi adeta oyuncak haline getirme çabası herhalde boşuna yapılmamaktadır. Bugün tarihsel bilgilenmeleri, Batı bakış açısıyla ele alıp, sunma bir moda durumuna gelmiştir. Toplumsal sorunlarda yaşanan tıkanmaları aşmak için de Batı tarihsel bakış açısının perspektifiyle ele alınıp, nedenleri sorgulanmakta. Bu yöntemin toplumsal sorunlara ne kadar cevap olduğu, Ortadoğu’daki yanan ateş, somut olarak göstermektedir. 

İnsanlığın kendi varlığının farkına vardığı, yarattığı onca toplumsal devrimlerin merkezi olan Ortadoğu tarihine kat ettiği tarihsel değeri vermenin zamanı gelmiştir. Bünye artık yabancı bir kan ile kendini daha fazla sürdüremiyor. Eğer insanlık için çok büyük öneme sahip olan tarihi, ahlaki toplum zihniyetiyle ele alınıp, çözümler üretilirse işte o zaman tarihe hak ettiği değeri vermiş de oluruz.

Yaşanan toplumsal sorunların özünü de çarpıttılar. Kendi menfaatlerini sürdürmek üzere kurulu toplum dışı "tarih" anlayışının yerine bunca direnen ve mücadele eden toplumların tarihi konulursa, hakikat anlaşılacaktır. Bunun sağlanması tarihe verilecek önemle mümkündür. "Tarihsel gerçeklikler neden önemlidir" sorusunu sorarak, yaşadığımız toplumsal kaostan çıkışın cevaplarına da ulaşabiliriz. Zihinler ataerkil devletli tarih anlayışından soyutlandığı oranda, kendi hakikatine varma arayışı da kaçınılmaz olacaktır. 

Ne yazık ki, ataerkil devlet anlayışındaki tarih, toplumun kolektifliğine ve toplumun ahlaki değerlerinin inkârı üzerinde kendini inşa etmiştir. Bu da toplumun kendi tarihine yabancılaşmasını ve o toplumu kendi ideolojik tarih anlayışıyla eğitmesine götürmüştür. Bugün her zamankinden daha fazla bölen, sömüren, yok sayan, çatıştıran bir çarpık tarih anlayışına karşı, demokratik toplum tarihini güçlendirmek gerekmektedir.

İktidar elindeki en güçlü silahın kendisine hizmet eden bir tarih olduğunun farkındadır. Aynı zamanda halkları da kontrolü altına alan ve değersizleştiren bir sistem oluşturmuştur. Özgürlüğün önündeki en büyük engel, yanlış tarihtir. Bunun için "Yanlış tarih, doğru yaşanmaz. Kendi özgürlük tarihlerini doğru yazamayanlar özgür yaşayamazlar" denilmektedir. Dahası özgür toplumun doğru anlamlı tarihinin bir güneş gibi sıcaklığını hissettirecek bir dönem gelmiş bulunuyor. 


Afyon E Tipi Cezaevi