Uygarlık ve barbarlık arasında çok ince bir çizgi vardır. Biri insanı amaç edinerek eylem yapmayı buyruk edinir, diğeri ise insanı ve tüm hayatı araç edinerek eylem yapmayı buyruk edinir. Bu durum aynı şekilde psikopatlar için de geçerlidir. Onların da tek amacı yaşamdan haz almak, bunun için de onlar için her şey, hazza ulaşmak için sadece araçtır. Bu durum ise barbarlıktır. İnsanın ilkel genlerine teslim olması ve uygarlaşmaya direnmesidir.

Bundan önceki ilk iki yazımda da Doğu Roma’nın Nero’su olmaya hazırlanan bu psikopat ruhla ilgi yazdım. Lady Macbeth’in yıkandıkça geçmeyen ellerindeki kan kokusu gibi, bu Nero ruhu da şiddete, öldürmeye ve kan kokusuna doymuyor. 

IŞ(İD) katillerini koruyan ve besleyen bu kanlı ruh 7 Haziran seçimlerinden bir gün önce Amed’i yakmaya çalışırken bir an bile gözünü kırpmamıştı. Şimdi ellerini Pirsus’ta uygarlığın güzel yüzlü çocuklarının kanıyla yıkadı. 

Bu ruhu ne zaman kan kokusu krizi tutsa ardından cesetler ve ölüler geliyor. Bundan gayrı bu ülkede hiç kimsenin can güvenliği kalmamıştır ve herkes o kriz esnasında ceset olma korkusuyla yaşıyor ve Doğu Roma’nın Nero’su cesetleri ve yaşarken ceset olan insanları yönetmekten haz alıyor. Peki, cesetlerden haz alan bu nekrofill ruha kim dur diyecek? 

Acı karşısında ezildiğim zamanlarda sinir uçlarımda hep şu satırlar yankılanır; “Barbarlar geliyor çocuklarım, barbarlar!” 

Yazık ki çağımızda bu barbarların ceset seviciliği de devlet kılığına girip legal terör estirmek, herkesi ya gerçek bir cesette çevirmek ya da ceset gibi yaşamaya zorlamak oldu.

Ölüm başka nasıl yaşanır ya da nasıl anlatılır bilmiyorum; ama ben kendi adıma yazarken ölümü yaşıyorum. İçimde duran neşter bu barbar eylemlerden sonra içimi daha çok deşiyor bu sefer tam öleceğim diyorum; ama yine yara bere içinde ayakta kalıyorum. Geçmişin ölü bedenleri sırtımda taşıyorum kendi ölü bedenlerimi yeniden yeniden giyiyorum. Annelerin şu yakarışını duydukça ben de ceset oluyorum; “Yavrumu saklayın dağlar, daşında bekleyin dağlar, yerime koklayın dağlar, nerede benim kuzum dağlar!” 

Bir ananın yüreği pare pareyken karşısına geçip o anayı teselli edebilir misiniz? Sanmıyorum. Pirsus Katliamı ruhlarımızı neşterle deşti ve hep öyle kalacağa benziyor. İçimizde taşıdığımız o neştere ne kadar dayanabiliriz bilmiyorum. Bakışlarını yaşama mühürleyen kaybettiklerimiz ve kaybettiklerim son anlarında ne hissettiler kim bilir?

Geçmişin hafızasına yaptığım yolculukta kan kokusu hazcılarının eylemleri bir bir geçiyor gözlerimden. 1990’lı yıllarda derin devletin(legal terörün) çocuğu Hizbul Şer örgütü Kürt illerinde yediden yetmişe kan kusturuyor, pervasızca katliamlar gerçekleştiriyordu. Devlet, hükümet kör sağır ve dilsiz kalmıştı. Kimse görmüyordu Kürtlerin yaşadığı trajedileri. Açıkça söylemem gerekirse toplumda duyarsızlaşmıştı, “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” mantığıyla yaklaşıyordu yaşanan katliamlara. Sonuçta ölenler “Dağlı, barbar, durmadan terör yaratan, dağa çıkan Kürt “değil miydi?

Şimdi IŞ(İD) terör örgütü karşısında da devlet kör sağır ve dilsiz. Toplum ise birazcık olsun son seçimlerde silkelendi sadece. Biz bu devletin altında yaşamaktan utanıyoruz! En derin yerimizden yaralandık. Hayal ve gerçek arasında gidip geliyoruz. Bir şeyi değiştirmese de katil devlete lanetler okuyoruz. Biliyoruz ki gerçekler, hiçbir kuyuya karanlığa sığmaz. Ve biliyoruz ki hiçbir insan ve hiçbir ulus aldatılmışlıkla yaşayamaz.

Evet, çocuklarım barbarlar geliyor. Haz düşkünü namussuzlar, aramızdan gençlerimizi alıyorlar. Ama unutmayın nekrofil canileri bekleyen yeraltı canavarı Cerburus olacak. İşte o canavar haz düşkünlerini es geçmeyecek.

Nero, daha çok bağırıyor çocuklarım, tıpkı Musollini’nin “kara gömleklileri”nin “viva muerta” yani yaşasın ölüm diye bağırması gibi.

Varsın Nero, “yaşasın ölüm” desin gencecik cesetlerden haz alsın ama biz “yaşasın hayat” diyoruz, “yaşasın aşk” ve “yaşasın insan” diyoruz. 

Evet, korkuyorum, yaşasın insan dediğim için korkuyorum! Her kişiyi ve nesneyi kendi adıyla çağırdığım için korkuyorum! Doğu Roma’nın hazcı ceset sevicisini de kendi adıyla çağırdığım için korkuyorum!

Korkuyorum! Nasıl olsa korkarak da olsa yaşamayı öğrendim. Varsın hazcı ruhlar ellerindeki kan kokusuyla yaşaya dursunlar. Ben kendi adıma ceset gibi yaşamayı reddediyorum… Pirsus’ta ve bu ülkede çocuklarımızın gülüşleri kaldı. El ele tutuşup ceset oluşları ise katillerin vicdanlarını hep huzursuz edecek.