Modern sinemanın en etkileyici biçimsel özelliği anlatımı işleme ve onu öykü anlatımıyla ilişkilendirme tarzıdır. Modern sinema genel ve yaygın bir biçimde net bir başlangıcı ve sonu olan bir öyküyü anlatırken, onu izleyicinin anlaması güç olan bir şekilde anlatması ve birçok ayrıntıyı ve açıklamayı, çözmesi için izleyicinin hayal etme gücüne bırakmasıdır. Modern sinemanın krizi tarihsel olarak çoğu kez modern sanat sinemasının çok sayıda izleyiciye çekici gelebilecek anlaşılabilir ve cazip öyküyü anlatmaya isteksiz oluşuyla ilişkili olmuştur.
Yaygın bir türle kolayca ilişkilendirilemeyecek bir öykü, epizodik yapı, olay örgüsünün zaman sınırlarının ortadan kaldırılması, olay örgüsünden ziyade karaktere ve insanın durumuna yoğunlaşma, düşler, anılar, fantezi gibi farklı zihinsel durumların kapsamlı temsili, anlatı motivasyonunda ve zaman diziminde sürekli yarıklar, ertelenen ve dağınık açıklama, öyküyle ilişki kuran öznel bir gerçeklik, olay örgüsündeki neden-sonuç zincirinin gevşemesi, bir motivasyon olarak tesadüfün yaygın kullanılması, olay örgüsü içinde eylemden ziyade ruhsal tepkilere dikkat çekme, eylemlerde nedensizlik, imgelerin gerçekçi bağlantısından ziyade simgesel bağlantısının sık sık kullanılması, öyküyü retorikleştirme modern anlatının en temel özellikleridir.
Modern anlatıların karakterleri çevrelerinden kopuk, soyut varoluşlar olma eğilimindedirler. Bu da modern anlatıda psikolojik açıklamayı önemsiz hale getirmektedir. Psikolojik karakterleşmenin olmamasını Fransız felsefeci ve edebiyat eleştirmeni Roland Barthes modernizm olarak tanımlar. Bir sanat yapıtının modernitesinin en doğrudan ölçütü onun geleneksel anlamda psikolojik olmamasıdır. Modernist anlatı kendi baş karakteri olan soyut bireyi yaratır. Bu soyut bireyin tarih dışı, anti-psikolojik karakteriyle modernist anlatı, klasik anlatıdan ayrılır.
Öykü anlatımıyla ilgili bütün sorunlar, insan eylemlerinin, insan ilişkilerinin geleneksel usullerinden ve modellerinden kopuk oluşuyla ortaya çıkar. Yani geleneksel toplumun geleneksel ilişkileri içinden modern bir anlatı yaratmak, o anlatının inandırıcılığı ile ilgili ciddi sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Bugün Türkiye sineması ve Kürdistan sinemasında boy vermeye başlayan modernist anlatı tam da böylesi inandırıcılık sorunlarıyla, sahici olmayan, bir bağlama oturmayan karakterler ve dramaya temellik eden çatışma noktaları yaratma konusunda hayli sıkıntılıdırlar. Avrupa sineması, sanat sineması öykünmeciliğiyle doğuya dair bir hikaye anlatmak, hem doğunun zengin anlatı olanaklarından doğunun sinemasını yoksun bırakmak hem de kendini inkar gibi çok ciddi bir arızalı duruma işaret etmektedir.