
AKP Hükümeti tarafından BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına ilişkin başlatılan tartışma akıllara 4 Mart 1994 yılında yaşanan DEP sürecini getirdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın BDP’lilere yönelik söylemleri dönemin Başbakan Tansu Çiller’in DEP’lilere yönelik söylemlerini aratmazken, Erdoğan’ın açıklamalarının ardında BDP’li milletvekilleri ve DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk hakkında hazırlanan fezlekeler önce Meclis Başkanlığı’na sonra da komisyonlara gönderildi. AKP’li milletvekilleri ve Başbakan Erdoğan hakkında, kalpazanlık, rüşvet ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarıyla hazırlanan fezlekelere ise dokunulmadı. Öte yandan her iki dönemi de bire bir yaşayan, dönemin DEP Milletvekili olan BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, yaşanan sürecin 1994 sürecinin aynısı olduğunu söylerken, “İnandıklarımızın bedeli ne olursa olsun ödeyeceğiz” diye konuştu.
AKP’nin Kürt sorununda uyguladığı tasfiye ve inkar politikaları gün geçtikçe derinleşirken, Kürt siyasetçilere dönük baskılar da geçmişten günümüze hiç değişmedi. HEP’in kuruluşuyla başlayan siyasi geleneğe karşı yürütülen baskı politikası bugüne kadar sürdü. 2 Mart 1994’te DEP’lilere yapılanlar ise bugün de devam ediyor. DEP milletvekillerinin Meclis kapısından yaka paça çıkarılarak tutuklanmalarının üzerinden 18 yıl geçti. Bugün Kürt siyasetçilerine yönelik yapılan operasyon, gözaltı, tutuklama ve onlarca yıla varan hapis cezaları ile BDP’li milletvekilleri ve DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk’un dokunulmazlıklarına ilişkin fezlekelerin Meclis’e sunulması göz önünde bulundurulduğunda, DEP milletvekillerini tutuklayıp ceza veren zihniyetin halen mevcut olduğu görülüyor.
Kürtlere yönelim değişmedi
Kürt sorununda AKP’nin uyguladığı tasfiye ve inkar politikaları gün geçtikçe derinleşirken, Kürt siyasetçilere dönük baskılar ise geçmişten günümüze hiç değişmedi. Hükümetin önce “Kürt açılımı” dediği, ardından “Demokratik açılım” en son olarak da “Milli Birlik ve Beraberlik Projesi” adını verdiği “açılım” projelerinden Kürt sorununun çözümü yerine askeri ve siyasi operasyonlar çıkarken, son 9 yıllık süre içinde yaşananlar; Kürtlerin legal alanda siyaset yapmaya başladıkları 1989 yılından beri uygulanan politikalarda değişen bir şeyin olmadığını gösteriyor. 1989 yılında Halkın Emek Partisi’nin (HEP) kurulmasıyla başlayan siyasi geleneğe karşı yürütülen baskı politikası ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP, DTP ve en son BDP ile devam etti.
Ekim 1989’da Paris’te toplanan Kürt Konferansı’na katılan SHP milletvekilleri Kenan Sönmez, İsmail Hakkı Önal, Ahmet Türk, Mehmet Ali Eren, Adnan Ekmen, Mahmut Alınak ve Salih Sümer 16 Kasım’da partiden ihraç edildi. İhraç kararını protesto eden Abdullah Baştürk, Fehmi Işıklar, Cüneyt Canver, Mehmet Kahraman, Arif Sağ ve İlhami Binici 23 Kasım’da, Kemal Anadol, Hüsnü Okçuoğlu ve Tevfik Koçak 1 Aralık’ta, Kamil Ateşoğlu ve Aydın Güven Gürkan da 13 Aralık’ta partiden istifa etti. Bunu Diyarbakır örgütündeki toplu istifalar izledi. Aralarında istifacı 10 milletvekilinin de bulunduğu bazı eski SHP’liler 7 Haziran 1990’da Halkın Emek Partisi’ni (HEP) kurdu.
1991 seçimlerinde SHP ile seçim ittifakına giren HEP, 18 milletvekiliyle Meclis’e girdi. “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozma amacını taşımak ve bu yolda faaliyette bulunmak” iddiasıyla kapatılması istenen HEP, Anayasa Mahkemesi’nin 11 üyesinin oybirliği ile 14 Temmuz 1993’de kapatıldı. 1991 seçimlerinde SHP ile ittifak yaparak Meclis’e giren HEP’ten seçilen vekillerin kurduğu Demokrasi Partisi (DEP) de aynı akıbeti yaşadı.
Başbakan ve Genelkurmay tehdit etti
DEP milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasından 10 gün önce dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, “Eşkıyayı Bekaa’da aramaya gerek yok. Maalesef bunların bir kısmı Yüce Meclis’in çatısı altındadır” diyerek, DEP’lileri hedef gösterdi. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller tam da 2 Mart 1994 tarihinde partisinin grup toplantısında işaret verdi: “Meclis’te PKK’nın barındığı bir gölge vardır, bunu Meclis’in üzerinden kaldırmakla yükümlüyüz.” Ardından ise DEP milletvekilleri Orhan Doğan ve Hatip Dicle 2 Mart 1994’te Meclis’ten çıkışta sivil polisler tarafından yaka paça gözaltına alındı. Aynı gün TBMM’de yapılan oylamada DEP milletvekilleri Orhan Doğan, Hatip Dicle, Leyla Zana, Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve bağımsız milletvekili Mahmut Alınak’ın dokunulmazlıklarını kaldırılmış ve Ankara 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Kürt milletvekilleri hakkında “derhal sorguya alma” emri vermişti.
Orhan Doğan ve Hatip Dicle’nin ardından 4 Mart 1994’te Leyla Zana ve diğer milletvekilleri de gözaltına alındı ve 17 Mart’ta Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi’ne konuldu. 3 Ağustos 1994’te tutuklu bulunan 6 eski milletvekiliyle başlayan DEP davası, 8 Aralık 1994’te sonuçlandı. Hatip Dicle, Leyla Zana, Orhan Doğan ve Selim Sadak’a Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından 15’er yıl ağır hapis cezası verdi ve karar Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından da onandı.
DEP milletvekillerine tahliye kararı
Eski DEP milletvekillerinin 1996 yılında yaptığı başvuruyu, 2001 yılında sonuçlandıran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), DGM’nin tarafsız ve bağımsız olmadığı, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle, Türkiye’nin tutuklu vekillerin her birine 25 bin dolar ve mahkeme masrafı için ise toplam 10 bin dolar ödemesine karar verdi. Kamuoyunda 2. Uyum Paketi olarak bilinen 4793 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un Resmi Gazete’de yayımlandığı 4 Şubat 2003 tarihinde DEP milletvekilleri avukatları aracılığıyla yeniden yargılanma isteminde bulunmuşlardı. Yargıtay, yeniden yargılamada 15’er yıl hapsi onaylanan eski DEP milletvekilleriyle ilgili kararın bozulmasını isteyen Başsavcılık tebliğnamesinden iki gün sonra, avukatların tahliye istemini karara bağladı. 9. Ceza Dairesi, “Gelinen safha ve cezaevinde geçen 10 yıl 3 ay 8 günlük süreyi” dikkate alarak, oybirliğiyle tahliye kararı verdi. Leyla Zana, Orhan Doğan, Hatip Dicle ve Selim Sadak, 9 Haziran 2004’te serbest bırakıldı. Orhan Doğan ve diğer bazı DEP’liler, 22 Temmuz seçimleri için bağımsız milletvekili adayı olmuşlardı.
Zihniyet DTP ile yeniden ortaya çıktı
Aradan geçen 12 yılın ardından 2006 yılında kurulan DTP’nin kapatılma sürecinde de hükümet yetkilileri DTP’ye “PKK ile arana mesafa koy” baskısı yaparak bunu sürekli gündemde tutması, İzmir’de DTP konvoyunun saldırıya uğramasının ardından 26 Kasım’da, Başbakan Tayip Erdoğan “Bayrak açtırmayacağız” dedi. Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ise “DTP kendini kapattırmaya çalışıyor” diyerek DTP’nin kapatılmasında sinyaller veriliyordu. Devletin üst düzeyinden gelen bu açıklamaların ardından Anayasa Mahkemesi oy birliği ile 11 Aralık 2009 tarihinde DTP’nin kapatılmasına karar verdi.
Mahkeme, 37 kişiye 5 yıl siyaset yasağı getirilirken, Genel Başkan Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk’un milletvekilliğinin düşürülmesi kararlaştırıldı. Kapatılan DTP’nin milletvekilleri ve belediye başkanları düzenlenen törenlerle BDP’ye geçti. Ardından ise “KCK” adı altında yapılan operasyon ile 7 belediye başkanının da bulunduğu çok sayıda Kürt siyasetçi tutuklandı. AKP’li Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker ise Kürt siyasetçilerinin kelepçeli görüntülerinin hatırlatılması üzerine “Eskiden öldürülüyor, asit kuyularında yakılıyorlardı” diyerek, kelepçeye şükredilmesini istedi.
14 Nisan 2009 tarihinde “KCK operasyonu” adı altında siyasi soykırım ile Kürt siyasetçiler ve insan hakları savunucuları tutuklanırken operasyonlar doruk noktaya ulaştı. 24 Aralık 2009 tarihinde BDP’ye yönelik gerçekleştirilen operasyonda BDP’li 7 belediye başkanı tutuklandı. 2009 yılından günümüze kadar sürdürülen operasyonlar hız kesmeden devam ederken operasyonlar kapsamında tutuklanan Kürt siyasetçilerin, gazetecilerin, öğrencilerin, kadınların, emekçiler, insan hakları savunucularının sayısı ise 8 bini aştı.
Yeniden dokunulmazlık tartışması
BDP ile yoluna devam eden Kürt siyasetçileri yeniden dokunulmazlık tartışmalarının gündemine alındı. Yaptıkları her konuşmadan ve eylemden dolayı haklarında fezlekeler hazırlanan Kürt siyasetçileri, Şemdinli sonrasından AKP’li milletvekillerinin ve Başbakan Erdoğan’ın hedefi haline geldi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, “Artık, kimin neyi niçin yaptığı ortaya çıkmaktadır. Çok daha açık bir şekilde onların maksatları hasıl olmuştur ve gerekli cevabı milletimizin verecektir” derken, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ise, “Herkesi saf kendilerini akıllı zannediyorlar. Salakça ortaya düştüler. Onlara karşı öfkeye dönüşen tepkileri doğru buluyoruz” değerlendirmesini yaptı.
AKP Hükümeti Antep’te yaşanan patlamayı PKK’ye yıkmaya çalışırken bir yandan da dokunulmazlıkların kaldırılması tartışmaları ve idam cezasının uygulaması söylemlerini dile getirdi. AKP’li Meclis Başkanvekili Sadık Yakut, BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasını istemekle yetinmeyerek, idam cezasının da geri gelmesini isterken, AKP Erzurum Milletvekili Muhyettin Aksak, AKP’lilerin söylemlerini insanlık dışı söyleme çevirerek, yaşamını yitiren PKK’liler için, “Bunlara etkisiz hale getirildi demek yerine ‘gebertildi’ demek gerekir” dedi.
Erdoğan süreci kızıştırıyor
Erdoğan, Şemdinli sonrasında yaptığı açıklamada, “Ben şunu savunuyorum, diyorum ki suçu işleyen kimse bedelini o ödesin. Genel başkan, genel başkan yardımcıları, milletvekilleri, şu veya bu. Dokunulmazlık olayına gelince, ‘terör’, adi suçlar, yani bunların üzerinde konuşabiliriz. Bunlar şimdi siyasetçi olmaktan çıktılar zaten. Yani gidip ‘teröristle’ kucaklaşana ben nasıl ‘siyasetçi’ diyeyim? Ben şimdi ona siyasetçi gözüyle bakamam ki” açıklamasını bulundu. Erdoğan ile paralel olarak Siyasi Başdanışmanı ve AKP Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan’da BDP’lileri tehdit ederek, “Bu dokunulmazlık meselesi. Bunların yaptıklarını mazur göstermeye çalışmak haksızlıktır. Bir kişi hukuk sistemine meydan okuyorsa örgütü övüyorsa bunu normal karşılamak kabul edilir mi? Yanlış yapan cezasını çeksin” değerlendirmesinde bulundu.
PKK ve PAJK’lı tutsakların, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının yaratılması ile anadilde savunma ve anadilde eğitim hakkı istemiyle başlattığı açlık grevleri sürecinde dokunulmazlıklara ilişin sessizliğini koruyan Erdoğan, açlık grevlerinin bitmesi ile birlikte yeniden dokunulmazlık tartışmalarını gündeme getirdi. Erdoğan, İspanya ziyareti öncesinde 25 Kasım günü Esenboğa Havalimanı’nda yaptığı açıklamada BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılacağını belirterek, ‘’Meclise geldiğinde bizler, dokunulmazlık zırhına bürünen bu zevatla ilgili kararımızı, dokunulmazlıklarını kaldırmak suretiyle vereceğiz. Ondan sonrası artık yargıya aittir’’ dedi.
Erdoğan’ın konuşmasının hemen ardından BDP’li milletvekilleri ve DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk hakkında dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin fezlekeler Başbakanlık tarafından Meclis Başkanlığı’na sunuldu. Fezlekelerin sunulmasının ardından Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, “Daha fazlasını hak edenler var” derken, çok sayıda AKP’li bakan da dokunulmazlıkların kaldırılacağına işaret etti. Fezlekelerin Meclis’e sunulmasına BDP ve CHP cephesinden ise tepki geldi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Sadece BDP’lilerin fezlekelerinin getirilmesini olumlu bulmuyoruz. Bunu kabul etmeyiz” derken, BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak ise, ana gündemlerinin fezlekeler olmadığını vurguladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise dokunulmazlık tartışmalarına ilişkin olarak, “Tüm yetkililere sesleniyorum. Kendimizi çıkmaz sokaklara itmememiz lazım” ifadesini kullandı.
AKP’de dokunulmazlık çatlağı
Erdoğan’ın hemen hemen her basın toplantısında dokunulmazlık tartışmasına değinmesi parti içerisinde de sıkıntılara neden oldu. AKP içinde dokunulmazlıklara ilişkin ilk tepkiyi Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu gösterdi. Ensarioğlu dokunulmazlıkların kaldırılmasına karşı olduğunu belirterek, yapılacak olası oylamada “hayır” oyunu vereceğini söyledi. Ensarioğlu’nun ardından ise AKP Batman Milletvekili Ziver Özdemir de “1994 yılındaki, o kötü kareler hala zihinlerde. Dokunulmazlık konuşulduğunda bölgedeki vatandaşın aklına ilk o görüntüler geliyor. Umarım böyle bir kareyle Türkiye bir daha karşılaşmaz” dedi. Dokunulmazlık konusunda AKP’ye en büyük destek ise MHP’den geldi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli yaptığı açıklamada dokunulmazlıklar konusunda AKP’nin arkasında olduklarını söyledi.
Dönemin tanığı Sakık: İktidarlar değişse de politika değişmiyor
1994
yılında dokunmazlığı kaldırılan Dönemin DEP Milletvekili olan BDP Muş
Milletvekili Sırrı Sakık, günümüzde yaşanan tartışmaların 1994 yılında
pratiğe geçtiğini ve arkadaşları ile birlikte milletvekilliklerinin
kaldırıldığını hatırlatarak, “O günden bu güne iktidarlar değişse de
politika değişmiyor. Halen o dönemin ruhu ile hareket ediliyor. Kürt
sorununda bu güne kadar bütün yöntemler denendi ama bir türlü müzakereye
dönüşmedi. Bugünkü yaşanan süreçte o dönemi çağrıştıran bir süreçtir. O
dönem bizim kürsüde önemli bir tespitimiz olmuştu. Orada kaosa el
kaldıranlara, Kürt sorununun böyle sürdürülemeyeceğini söylemiştik”
dedi.
O dönem kaosa el kaldıranların durumlarının ve kendi
durumlarının ortada olduğunu vurgulayan Sakık, o dönem dokunulmazlıkları
kaldırılanların bugün halen mücadelelerini sürdürdüklerine işaret etti.
Sakık, konuşmasının devamında şunları kaydetti: “O gün yurt dışına
giden arkadaşlarımızda yine bulundukları konum itibariyle mücadeleye
katkı sunuyorlar. Türkiye’nin bunu çözmesi gerekirken, bunu yapmayarak
Kürt sorununa ilişkin bir projenin olmadığını gösteriyorlar. Biz çok
arkamıza bakmayız. Bir halk özgürlük için bedel ödeyecektir. Biz halka
giderken dokunulmazlık talebi ile gitmedik. Sizi daha fazla
özgürleştireceğiz dedik. Şu anda bundan dolayı bu konu gündemimizde
yoktur. Hükümetin sorunudur. Buradan nemalanıyorlar. Biz mücadelemizi
sürdüreceğiz. İnandıklarımızı bedeli ne olursa olsun ödeyeceğiz.”
Meclis’in fezleke karnesi
Milletvekili dokunulmazlıklarına ilişkin Başbakanlık Tezkeresi şeklinde şu ana kadar 869 fezleke hazırlandı. AKP’den 26, CHP’den 7, MHP’den 8, BDP’den 29 milletvekili hakkında fezleke var. BDP’li vekiller hakkındaki Kürt sorunu bağlantılı kopyala-yapıştır fezlekeler dışında fezleke bulunmazken, AKP’nin dokunulmazlıkların kaldırılmasını neden istemediği ise fezlekelere bakıldığı zaman bir kez daha ortaya çıktıyor.
AKP’li milletvekilleri hakkındaki fezlekelerde, görevi kötüye kullanma, sahtecilik, yolsuzluk gibi konularda tam 66 fezleke bulunuyor. BDP’li 29 milletvekili hakkında ise 600’e yakın fezleke bulunuyor. BDP Van Milletvekili Özdal Üçer, hakkında hazırlanan 96 fezleke ile birinci sırada yer alırken, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın 46, BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak’ın 70, DTK Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün 26, DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk’un ise 14 fezlekesi bulunuyor. BDP Batman Milletvekili Ayla Akat’ın 64, BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın 12, BDP Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın 53, BDP Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın 92, BDP Şırnak Milletvekili Esat Canan’ın 3, BDP Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun 7, BDP Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un 7, BDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın 25, BDP Urfa Milletvekili İbrahim Binici’nin 58, İstanbul Bağımsız Milletvekili Levent Tüzel’in 2, BDP Van Milletvekili Nazmi Gür’ün 2, BDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın 22, BDP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın 47, Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana’nın 6, BDP Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin 3, BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in 3, BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in 45, BDP Diyarbakır Milletvekili Şerafettin Elçi’nin 1, BDP Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in 5, BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın 23, BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün ise 1 fezlekesi bulunuyor. BDP’nin tutuklu milletvekillerinden İbrahim Ayhan’ın 3, Selma Irmak’ın 1, Gülser Yıldırım’ın ise 1 fezlekesi bulunuyor.
AKP fezlekeleri: gasp, sahtecilik...
AKP’li milletvekilleri hakkında görevi kötüye kullanma, sahtecilik, yolsuzluk gibi konularda tam 66 fezleke bulunuyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında ise, suçu ve suçluyu övmek, halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek, zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrak ve kayıtlarda sahtecilik, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak ve görevi ihmal suçlarından fezlekeler bulunuyor. AKP’de fezlekesi bulunan milletvekillerinin bazıları şöyle:
“Abdülkadir Aksu: Özel evrakta sahtecilik, Siyasi Partiler Kanunu’na muhalefet,
İdris Naim Şahin: İhaleye fesat karıştırmak, zimmet, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık, resmi evrak ve kayıtlarda sahtecilik, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, ihaleye fesat karıştırmak (4 kez), hizmet nedeni ile emniyeti suistimal, güveni kötüye kullanma,
Veysel Eroğlu: Görevi kötüye kullanmak, ihtisalen nitelikli zimmet, sahte belge düzenlemek, ihaleye fesat karıştırmak,
Şaban Dişli: Yetkili olmadığı bir iş için yarar sağlama,
Mehmet Celal Öztaylan: Görevi kötüye kullanmak,
Feyzullah Kıyılık: Görevi ihmal (işyerinin mevzuata aykırı faaliyet göstermesine göz yummak suretiyle çalışanlarının slikozis hastalığına yakalanmasına sebebiyet vermek,
Enver Yılmaz: Korku, kaygı veya panik yaratabilecek tarzda silahla ateş etme,
Yaşar Kareyel: Zincirleme şekilde görevi kötüye kullanma,
Mustafa Öztürk: İhtisalen nitelikli zimmet, sahte belge düzenlemek,ihaleye fesat karıştırmak,
Ömer Dinçer: İhtisalen nitelikli zimmet, sahte belge düzenlemek,ihaleye fesat karıştırmak, 4208 sayılı Karaparanın Aklanmasına Dair Yasaya muhalefet,
Şamil Tayyar: Soruşturmanın gizliliğini ihlal, yargı görevini yapanı etkileme, gizliliğin ihlali,
Önder Matlı: Biyogüvenlik Kanununa muhalefet (GDO’lu ürünleri ithal, üretme veya çevreye bırakma)
İsmail Safi: Resmi belgede sahtecilik, kaçakçılıkla mücadele yasasına muhalefet,
Sadullah Ergin: Seçim kanununa muhalefet,
Mehmet Mehdi Eker: Görevi kötüye kullanmak…”
CHP ve MHP fezlekeleri
CHP’li milletvekilleri hakkında hazırlanmış 85 fezleke bulunuyor. Bunların arasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’da yer alıyor. Kılıçdaroğlu hakkında, görevi suistimal, kamu görevlilerine hakaret ve adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs suçlarından fezlekeler var. MHP’li milletvekilleri hakkında ise sahtecilik, yaralama, kaçakçılık gibi konular başta olmak üzere 21 fezleke bulunuyor.
ALPER ATALAY / DİHA/ANKARA