Günlerdir kamuoyunda BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılıp kaldırılmayacağına yönelik tartışmalar hızını kesmeden devam ediyor. Hatta fezlekeler meclis alt komisyonlarında görüşülmeye başlandı bile. Nedeni ise herkesin malumu.

Bilindiği gibi bu, özellikle son dört yıldır Kürdistan kentleri ve Türkiye metropollerinde KCK adı altında Kürt politikacılarına yönelik sürdürülen siyasi soykırım operasyonlarının Türkiye Meclisinin kapısına dayanan kısmıdır.
Erdoğan’ın geçenlerde zikrettiği “gerekli talimatı verdik” sözünün yargıdaki karşılığıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin idari ve siyasal yapısının tekçi zihniyetinin, hangi parti gelirse gelsin değişmeyen Kürt politikasının günlük siyasete yansımasıdır.
Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla bitirilen ve Türkiye kamuoyunda ciddi bir gündem yaratan zindan direnişlerinin AKP cenahında yarattığı buhran ve depresyonun intikamını almaya çalışan Erdoğan’ın hezeyanlarından sadece biridir.
Bununla beraber Kürt Özgürlük Hareketine yönelik gerçekleştirilen askeri operasyonlar, yaşamını yitiren Kürt gerillalarının cenaze törenlerine yapılan saldırılar, her gece yapılan ev baskınları, gözaltılar, polis terörü, Roboskî katliamı ve ucube aklın ürünü olan idam tartışmaları ise AKP’nin Kürt karşıtlığı ve düşmanlığının diğer bir kısmı.
Fakat özellikle 1980’den bu yana denenen bu yöntemlerle sonuç alınamayacağı açığa çıkmış durumda. Gözaltılar, tutuklamalar, işkenceler, öldürmeler, faili meçhuller vs. Bunlar Kürt hareketinin tasfiyesinde başarılı olmayan yöntemlerdir. AKP öncesi Türk siyaset sahnesinde assolist pozisyonunda bulunan bütün partiler bunu denediler. Ama sonuç kocaman bir başarısızlık oldu.  Bilinen yolların varacağı yer hep aynıdır. Bu anlamıyla AKP’de kendini ve kendinden öncekileri tekrar ediyor.
Geçmişte Kürt halkının varlığı ve haklı talepleri faili meçhullerle, yargısız infazlarla ve toplu katliamlarla bastırılıp, imha edilmeye çalışılırken, bugün bu yargı terörü ve baskısıyla devam ettiriliyor. 90’lı yıllarda Kürtlerin imhası için Ergenekon, Kontrgerilla ve Hizbullah kullanılırken bugün bu görevi Fethullah Gülen’in yeni yetme çeteleri devralmıştır. O yıllarda özellikle Kürt siyasetçi ve yurtseverlerine yönelik kullanılan imha aracı silah iken, günümüzde yerini hukuk almıştır.
Kürtlere yönelik en vahşi yöntemlerin denendiği 90’lar sürecinde yakalanıp infaz edilmeden zindana girildiğinde, belli bir süre sonra tahliye olunabiliyordu. Ama günümüz Türkiye’sinde bu mümkün değildir. Bugün KCK’li olmak gerilla olmaktan daha tehlikelidir. KCK operasyonlarıyla zindanlara doldurulan insanlar yıllarca mahkemelere çıkarılmadan içeride tutulabilmektedir. Çıkarılanlar ise, üç beş duruşmayla göstermelik bir yargılamadan sonra birkaç ayrı maddeden yüzlerce yıla varan cezalar almaktadır.
Salt Kürt sorunu eksenli bakıldığında bile hukukun toplum üzerinde nasıl bir baskı aracı olarak kullanılabildiği görülebilir. AKP’de bunu yapmaktadır. Kendi iktidarına karşı en ufak bir eleştiriyi yargı kıskacına alarak etkisizleştiriyor. Bu şekilde muhalefet diye bir şey bırakmıyor. Ve bugün Kürt sorununun çözümsüzlüğünün sürdürülmesinde en önemli araçlardan biri hukuk oluyor.
Bundan dolayı vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması Kürt sorununun çözümsüzlüğünü derinleştirmekten başka hiç bir anlam ifade etmiyor. Diğerleri gibi bu yöntem de denendi. 94 yılında yaşanan pratik hafızalardaki yerini koruyor. Bununla Erdoğan ve AKP iktidarı Kürt sorununun çözümü konusunda durduğu noktayı ve bundan sonraki pratiğinin ne olacağını net gösteriyor. 68. gününde Kürt Halk Önderinin çağrısıyla sonlandırılan zindan direnişlerinin yarattığı olumlu havayı ve kamuoyu desteğini arkasına alarak, Kürt Halk Önderiyle yeniden görüşmeye başlayıp, müzakereler yapmak yerine, böyle bir pratik içine girmesi kendi sonunun başlangıcı anlamına geliyor.
Kaldı ki, zaten her gün alanlarda AKP polisi ve güvenlik güçleri tarafından gaz bombaları, tazyikli su, cop vb. yöntemlerle Kürt halkının vekillerine yeterince dokunuyorlar. Bundan dolayı dokunulmazlık diye bir durum söz konusu değil. En basit örneği daha bir hafta önce Amed’de, yaşamını yitiren iki PKK Gerillasının cenaze töreninde yaşananlardır. Müslüman geçinen AKP’nin ve onun polislerinin tabutlara bile saldırısı an be an kameralara yansıdı.
Bu anlamıyla Kürtlere yönelik imha ve inkar politikasında değişen sadece yöntemdir. Yöntem ve biçim değişse de öz aynıdır. Yapılmak istenen hala imhadır. Bu açık ve nettir. AKP Hükümetinin iktidara geldiği günden bugüne Kürt sorununun çözümü konusunda yaptıklarına bakılırsa bu gerçek görülecektir.
Fakat burada asıl önemli olan ve AKP’yi korkutan Kürtlerin oluşturmak istedikleri sistemdir. Ortadoğu’nun devletsiz ama örgütlü tek halkı olan Kürtler, kendileri için ön gördükleri sistemde devlete yer vermeyen bir toplumsal örgütlenme modeli olarak demokratik özerkliği benimsemişlerdir. Bu sistem her ne kadar Türkiye’yi bölme gibi bir amaç ve içerik taşımıyor olsa da, özerkliği amaçlaması ve devlete ihtiyaç duymaması korku yaratmaktadır. AKP’nin, KCK operasyonlarıyla binlerce insanı esir alarak zindanlara koymasının asıl nedeni budur. Korkunun yarattığı hezeyan ve panikle ne yapacağını bilmeden sağa sola saldırıp duruyor.
Bu sistemin Kürdistan ve Türkiye kentlerinde oturması halinde, Türk iktidar zihniyetinin, AKP iktidarının sonu olacağını ve sıkça dillendirdiği 2023 hedefinin boşa çıkacağını çok iyi biliyor. O yüzden Erdoğan her gün yeni bir açıklama yapıp duruyor. Kürt sorununu çözmeye çalışıyor gibi bir hava yaratarak, beklenti oluşturup Kürt halkının kendi sistemini kurmasını ve bu ırkçı-tekçi-antidemokratik sistemden kopmasını engellemeye çalışıyor.  Ama bunun bir aldatma politikası olduğu Oslo görüşmeleri sırasında yeterince açığa çıktı. Bu bir oyalama politikasıydı ve Kürtler de bunun farkına varmış durumda. Bu yüzden her ne pahasına olursa olsun Kürt halkı bu sistemi örgütlemeye devam ediyor. Çünkü bu sisteme inanıyor ve geleceğini bu sistemde görüyor. Bunun önünü almaya çalışan AKP’nin saldırılarına karşı da ciddi bir direniş sergiliyor.
Tüm bunlardan hareketle AKP’nin önünde iki yol bulunduğunu söyleyebiliriz: ya Kürtlerin halk olmalarından ileri gelen haklarını görüp, bunu kabul edecek ya da mevcut politikalarını devam ettirip bunun karşısında direnen Kürt halkının, kendisini bitirmesini sağlayacaktır.