Son 71 günde; 20 çocuk çatışmalar bahane edilerek öldürüldü. Son bir haftada; Serpil Erfındık'ın katili eski kocasına iyi hal ve pişmanlık indirimi yapıldı. İHD Siirt Şube Başkanı Zana Aksu ve şube yöneticileri Azad Taş ile Mirza Ekin gözaltına alındı. Ermenek iş cinayeti davasında bakanlık, müfettişlerinin soruşturulmasına bile izin vermedi. Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan evinin önünde dövüldü, burnu, kaburgaları kırıldı daha dün gece. Bismil, Nusaybin ve Mardin'in dört mahallesinde sokağa çıkma yasağı var halen. 

Bu kadar mı dediğinizi duyuyorum. Keşke! Keşke! Ama değil. Daha yüzlerce iç kanatacak olay yazabilirim buraya ama derdim kötülükleri listelemek değil. Derdim; bu kötülükleri nasıl bitireceğiz sorusuna cevap bulmak? Zor, biliyorum ama arıyorum işte. 

Mesela; olan bitene bakıp, doğan güne bile kast ettiklerini düşündünüz mü siz de? Gün doğumunun saflığını, taşıdığı umudu her gün yeniden yeniden yok ettiklerini? Günün daha doğarken geceye boyandığını? Bunu bilmenin verdiği azabı? Televizyon ve gazetelerden ölüm, şiddet haberlerini, katillerin açıkça korunduklarını gördüğünüz o anların verdiği acıyı ve göğsünüzü yırtacak kadar büyüyen hıncınızı, öfkenizi? Elimizi kolumuzu bağlayan o büyük acıya mı, içimizde biriken öfkeye mi geç diyeceğiz, diye düşündünüz mü? 

Sadece yakınmakla, ağlamakla ne oldu ki bugüne kadar? İlla bir inat gerekiyor, illa bir cesaret ölümüne. İlla büyük hayaller, kurtuluş yolunda. Ne kazandıysak, hep böyle kazanmadık mı zaten? 

Mesela; Dargeçit kayıpları olarak bilinen Seyhan Doğan ve Abdullah Coşkun, Süleyman Seyhan, Nedim Akyön, Mehmet Emin Aslan, Davut Altınkaynak, Abdurrahman Olcay, Bilal Batırır'ın katilleri 30 yıl sonra ve devletin onca korumasına rağmen yargı önüne çıkıyor. 

1 Ekim'de Midyat Ağır Ceza Mahkemesinde başlayan davada, 1995 yılında o bölgede görev yapan devlet güvenlik güçleri mensupları; Mahmut Yılmaz, Kerim Şahin, Hurşit İmren, Haydar Topçam ve Mehmet Tire yargılanacak. Ancak bu dava bütün katillerin kabusu olacak. Kayıp ailelerinin, insan hakları savunucularının ve Cumartesi Annelerinin mücadele azminin ve kararlılığının sonucu olarak tabii ki. 

Bugün pervasızca suç işleyen Cumhurbaşkanı ve AKP Hükümeti de yargılanacaklar, hesap verecekler. Kimsenin yaptığı yanına bırakılmayacak.

Sadece hesap sorarak olur mu dediğinizi de duyar gibiyim? O da yetmez elbet. Yeni hayatı yaratmak, hayatın her alanına insana ait değerlerle nüfuz etmek de olmazsa olmaz. 1 Kasım seçimleri belki de yeni hayata atılacak bir adım olacak. Yani becerebilirsek.

Ne yapmalı diye düşününce hem çok şey söylemek mümkün, hem bütün söylenenler eskimiş sanki. Şairin dediği gibi yeni şeyler söylemek lazım. Ya da daha iyisi bu yolda büyük ve bitimsiz hayaller kurmak ve peşinden gitmek gerek her pahasına. Don Kişot misali...