Don Kişot, Miguel de Cervantes Saavedra’nın 1600 yılının başında yazdığı kurgu romanın adıdır. Roman, ismini Don Kişot isimli sahte şövalyeden alır.
Don Kişot, kendisinden önceki şövalyelerin söz verip de beceremedikleri, kılıç kuşanıp da her seferinde yenildikleri “dev”le savaşarak onu yenmeyi taahhüt eder.
Don Kişot gerçeğin de, kendi durumunun da farkında olmadığı bir bellek yitimi içindedir.
“Dev”le savaşmak için beline eğrilmiş teneke bir kılıç takar, Rosinenta isimli uyuz beygirine biner ve yola çıkar.
Don Kişot’un yardımcısı da Sancho Panza (Sanço Panço) isimli bir uşaktır. Ki bir süre sonra Don Kişot uşağını da büyük bir şövalye olduğuna inandıracaktır. Onun da Rucio isimli bir topal eşeği, beline bağladığı tıraş tası ve elindeki uzun sopasından başka bir şeyi yoktur.
Beygir seyisi Sanço, Don Kişot’un büyük bir megaloman ve egosu şişmiş bir piskopat olduğunun farkındadır. Dev’i yenme ve kazanma ihtimali, Sanço Panço’ya baş şövalye yardımcılığı getirecektir. Bu ihtimal Sanço Panço’ya tatlı bir tembellik ve uyuşukluk getirir.
Sanço Panço rahatına düşkün, tembel ve uyuşuk biridir. Tembelliğini belli etmemek için üniforma giyer ve göğsüne tenekeden madalyalar takar.
Don Kişot’un okuması yazması da diploması da yoktur. Ancak Sanço Panço’nun hem şövalye mektebi diploması vardır hem de ezbere 100 atasözü bilir. Başı dara girdiğinde Don Kişot’un kulağına bu sözlerden fısıldar. Bir keresinde kalabalığın huzurunda, Don Kişot’un kulağına fısıldadığı, “yiğit ölür kalır eseri, eşek ölür kalır semeri” sözü, baş şövalyenin ağzından; “eşek ölür kalır eseri, yiğit ölür kalır semeri”ne dönüşmüştür. “Ben çocuklarıma helal lokma yedirmedim” sözü de Sanço Panço’nun değil, tanrının Don Kişot’a söylettiği bir sözdür.
Sahte şövalye Sanço Panço aslında Don Kişot’un yaptığı bir çok işi tasvip etmez. Bazen gelecek kaygısına ve korkuya kapılır, bazen pişmanlık duyar. Fakat efendisine vefalıdır. Uşaklık sırası kendisinde olmadığı halde bu mevkiye, Don Kişot’un lütuf ve ihsanıyla geldiğini unutmaz. Don Kişot nereye giderse Sanço Panço oradadır.
Don Kişot’un halka kızıp kaşını çatması yeter; Sanço derhal silahına sarılır ve ateş açar.
Don Kişot haz etmediği ilçeleri ve köyleri Sanço’ya yaktırır. Çünkü Sanço Şövalye mektebinde ev yakma tekniklerini öğrenmiştir.
Sanço Panço, efendisinin korku ve çılgınlık içinde, yel değirmenlerini dev sanarak azgınca saldırması karşısında, gördüğü ve bildiği halde, “hayır o saldırdığın dev değil, yel değirmenidir” diyememektedir.
Sanço Panço, Don Kişot’un işlediği suçların ortağıdır. Fakat o, işler sarpa sarıncaya kadar Rosinenta’yı tımar etmeye, semerini bağlamaya ve Don Kişot’un ardı sıra yürümeye kararlıdır.
Uyur gezer ve yarı uykulu ahali de, bütün saçmalıklarına rağmen bir süre sonra Don Kişot ve Sanço Panço’nun kahraman şövalyeler olduğuna inanır ve onları gördükleri her yerde çılgınca alkışlar.
Don Kişot dedesinin anlattığı hikayelerin etkisiyle aklını ve şuurunu kaybetmiştir. “Dev”i yenerek onun evini yakar, yurdunu yerle bir edebilirse eğer, şövalyeliği ispatlanmış olacaktır.
Don Kişot’un akli meleke kaybı, gerçeği olduğu gibi değil de kendisinin görmek istediği gibi görmesine neden olmaktadır.
Eğri kılıcıyla, bir darbede bitirmeyi düşündüğü devden, sağlı sollu yumruklarla sersemlemiş olması da bellek yitimini derinleştirmektedir. Kendisini gelmiş geçmiş en büyük hükümdar sanması; beygir ahırlarını saray, hanları şato, soytarıları fikir insanı, hırsızları asilzade sanması ondandır.
Bu savaş ve çatışma günlerinde, bu yangın ortasında Don Kişot ve Sanço Panço nereden çıktı?
Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar üç gün önce Cizre’deki 172. Zırhlı Tugay Komutanlığı’nı ziyaret ederek buradaki subay ve askerlerle iftar yemeği yedi ve altı aylık Cizre istilasından ötürü onları kutladı.
Erdoğan ve Hulusi Akar’ın kutladığı asker ve subaylar, Kürtlerin evlerini, okullarını, ibadethanelerini, evlerini yakıp yıkan; üç aylık bebekten yetmiş yaşındaki insanına kadar yüzlerce insanı öldüren, sonra da duvarlara “Erdoğan emretti biz de yaptık” diye yazan katiller sürüsüydü.
Bu olup biteni görse, Don Kişot ve Sancho Panza isyan eder, Miguel de Cervantes’nin kurgu romanından fırlayıp haykırırdı: “Hayır, Erdoğan ve Hulusi Akar bizim bugüne yansıyan halimiz olamaz. Biz de megaloman, küstah, akılsız ve şuursuzduk. Lakin bu kadar zalim, bu kadar gaddar ve bu kadar alçak değildik!”