
İnsanlığın vurulduğu ve AYAÐA KALKTIÐI YER ŞENGAL - 3
DAİŞ çeteleri, Musul ve Tel Efar’in ardından Şengal’i işgal etti. Tüm ağır silahları ile Şengal’e yönelen çeteler, karşılarında savaşacak güç bulamayınca büyük bir katliam başlattı. 3161 kişinin katledildiği, 5950 kişinin kaçırıldığı, Şengal şehir merkezi başta olmak üzere 170’in üzerinde yerleşimin boşaltıldığı ve 460 bin Êzîdî’nin göç yollarına sürüklendiği katliamın sırası ve sonrasında, HPG ve YJA Star gerilla güçleri ile YBŞ/YPJ Şengal savaşçıları, Şengal Dağı’nda kalan yüz binlerce insanı kurtararak güvenli alanlara ulaştırdı.
TEVDA en son çıktı
DAİŞ çete üyeleri, 10 Haziran günü Musul’u çatışmasız bir şekilde ele geçirmeleri ardından Şengal’e yöneldi. Şengal çevresinde bulunan Arap köylerinin kontrolünü ele geçiren çete üyeleri, son olarak Tel Efar’ı düşürmelerinin ertesinde, 3 Ağustos gecesi saat 2:00’da ağır silahları ile Şengal’e yöneldi. Sabah 9:00’da ise 11 yıldır Şengal’in savunmasını üstlenen KDP peşmergelerinin kaçması ile Şengal, resmen çete üyelerinin eline geçti. Peşmergelerin yalnız bırakması ile halk, büyük bir katliamla baş başa bırakıldı.
Katliamın tanıklarından Özgür Demokratik Êzîdî Birliği (TEVDA) yöneticisi Munzur Dêrsim, yaşadığı o anları şu sözlerle ifade etti: “DAİŞ, 2-3 Ağustos akşamı BAAC tarafından Gir Zerik, Siba Şêx Xidir ve Tel Ezer’e saldırısı ile bir nevi nabız ölçtü. Karşılarında savaşabilecek gücün ne kadar olduğunu öğrenmek için köylere saldırdılar. Karşılarında savaşacak hiçbir güç görmeyince, ertesi gün küçük bir grupla Şengal’e saldırdılar. Kenti savaşmadan ele geçirdiler. Kurumumuz TEVDA, Şengal’den son çıkan kurumlardandı. Biz bunları kendi gözümüzle gördük. Öğlene kadar da Şengal’deydik. Öğlene doğru DAİŞ’in küçük bir gücü Şengal’e girdi. Zaten o güç de Şengallilerden oluşuyordu. Kendilerini örgütleyip iki-üç saat içinde toplanıp saldırmışlardı. Hatta bunlar kurumumuzun önüne de geldiler. İçlerinde tanıdığımız kişiler de vardı. Daha öncesinden gördüğümüz gençlerdi. DAİŞ elbiseleri giyerek ellerine silah almışlardı. 3 Ağustos öğleden sonra da BAAC ve Musul tarafından DAİŞ çeteleri geldi ve Şengal çetelerin eline geçti. Ancak Şengal’de bir savunma sistemi ve hazırlığı olsaydı, DAİŞ bu kadar rahat bir şekilde giremezdi.”
Peşmerge komutanlarının reddi
DAİŞ çeteleri dört bir yandan saldırı başlattı. Birçok yeri ele geçirdi. Çetelerin artan tüm bu saldırılarını kırmak için daha önceden gelen gerilla güçleri ile eğitim gören Êzîdî gençleri çatışmalara girdi. Şengal Dağı‘nın Sinunê kasabasında DAİŞ çeteleri ile çatışmaya giren YBŞ komutanlarından Dilşer Herekol, o anları şöyle anlattı: “Sinunê kasabasındayken DAİŞ çeteleri, bir araçla sivil bir şekilde geldiler ve bize Arapça ‘Gelin teslim olun, sizi öldürmeyeceğiz’ dediler. Arapça bilmediğimiz için onları, yardıma gelen sivil halk zannettik. Çeteler olduğunu öğrendikten sonra vurmaya başladık. Yaklaşık bir saat boyunca çatıştık. Ardından çetelere takviye güç geldi ve dağ ile kasaba arasındaki yolu kestiler. Biz de cephanemiz kalmadığından dolayı Rojava’ya yöneldik. Sinunê kasabasında peşmerge güçleri de vardı ama tek bir mermi bile atmadılar. Yanlarına giderek, “Gelin birlikte savaşalım” dedik. Komutanlarını telefonla arayarak önerimizi sundular ancak komutanları, ‘Ağır silahlarımız ve mermimiz yok, gidiyoruz’ dedi. YNK peşmergeleri ile de görüştük, onlara da ‘Gelin, birlikte savaşalım’ dedik. Onlar da, ‘Eğer KDP savaşmıyorsa biz de savaşmayacağız’ dedi. Bu halkı yalnız bıraktılar.”
Silah ve cephane DAİŞ’e teslim!
Peşmerge güçlerinden silah ve cephane istediklerini ancak bu kaçan peşmergelerin geride kalıp savaşacaklardan bu yardımı bile esirgediğini belirten YBŞ komutanlarından Serxwebun Cevahir, şunları anlattı: “Biz çetelere karşı çatışırken, peşmergeler bir mermi bile patlatmadılar. ‘Neden mermi atmıyorsunuz’ diye sorduk; ‘Güney Kürdistan Hükümeti’nin böyle bir kararı yok’ dediler. ‘O zaman ağır silahlarınızı bize bırakın, biz savaşalım’ dedik fakat onu da kabul etmediler. Daha sonra, Şengal’in merkezinde 70’in üzerinde tank, top, doçka ve ağır silahlarının hepsini DAİŞ’e bırakıp gittiler. Hatta kendileri bu ağır silahların üzerine DAİŞ bayrakları astı. Bununla kalmayıp DAİŞ‘e erzak ve su da bıraktılar. Biz bunları kendi gözlerimizle gördük.”
‘Gözlerimle gördüm...’
Katliamdan kaçan dağ yollarına düştü ve birçoğu Ağustos ayının sıcağında yürüyemediğinden dolayı DAİŞ çetelerine esir düştü. O anları, görgü tanığı TEVDA yöneticisi Munzur Dêrsim, şu sözlerle anlattı: “Ağustos ayı sıcağından dolayı kadın ve çocuklar öğle sıcağında yürüyemediler ve çetelere esir düştüler. Gözlerimle gördüm: Şengal’in yukarısında 3-4 bine yakın kadın ve çocuk birlikte yürüyordu, DAİŞ önlerini keserek götürdü. DAİŞ o zaman halka hakaret etmiyordu ama geri dönmeyenleri öldürüyordu. Diğer insanlara, ‘Sizleri koruyacağız’ diyorlardı. Halkımızın başına gelenler burada başladı.”
DAİŞ’in Şengal’e dilediği rahatlıkla girememesinin tek sebebinin TEVDA’nın Şengal Dağı’nda hazırlık yaptığını bilmesi olduğunu kaydeden Dêrsim, “Hazırlığımızın tam olamadığını, ağır silahlarımızın ve cephanemizin bulunmadığını öğrendikten sonra Şengal’e girebildi. Fakat yine de, sayıları az olmasına rağmen arkadaşlarımız halkın savunmasını yaptı ve DAİŞ dağa giremedi” dedi.
Korku ve paniğin hakimiyeti
Halkta büyük bir korkunun oluştuğunu belirten Serxwebun Cevahir ise yaşadıkları anları şu sözlerle anlattı: “Halk kendisini savunacak gücün Şengal’den kaçtığını gördükten sonra DAİŞ’in saldırılarından dolayı kendini dağa vurdu. Büyük bir korku ve panik hakimdi. Halka moral vermeye, korkularını kırmaya çalışıyorduk. Hatta o zaman Şehit Canpolat, halkta moral ve motivasyon oluşturmak için PKK bayrağını alıp dağın zirvesine dikti. Barê-Şilo hattında şehit düştüğü zaman da şunu söylüyordu: ‘Ben Êzîdî halkıma borçluyum.’ Dağa yönelen halkı geri göndermek içinse peşmergeler, halkın üzerine mermi atıyordu, resmen halkı çetelere teslim etmek istiyordu. Halk tüm bu olumsuzluklara rağmen aç ve susuz bir şekilde dağa ulaştı. Ne erzak vardı ne de su...”
İnsanlık düşmanı DAİŞ çetelerinin esir aldığı insanları katlettiğini söyleyen Munzur Dêrsim, anlatımını şu sözlerle sürdürdü: “Çeteler, Solak, Merka gibi yerlerde 30, 40, 50 kişilik gruplar halinde insanları katletti. Bunu görenler ve yaşayanlar asla unutmaz. İnsanlar DAİŞ’in eline esir düşmektense aç, susuz kalarak ölmek istiyordu. Vahşetten uzağa gitmek istiyorlardı. Birçoğu bu açlık ve susuzluk içinde şehit düştü.”
Memo Mêrdîn katliamı anlattı
YBŞ Komutanlarından Memo Mêrdîn ise tanık olduğu bir katliamı şu sözlerle anlattı; araya girmeden aktaralım:
“Bazı insanlar DAİŞ çetelerinin elinden kurtulabildi; bazıları ise imkanları olmadığından dolayı evlerinden, köylerinden çıkamadı. Bu insanlar DAİŞ çetelerinin eline esir düştüler; başları kesilerek şehit düştüler. Şengal Dağı’nın doğusunda bulunan Merka alanında DAİŞ çeteleri, 70 kişiyi oturtup BKC ile öldürdü. Halen cenazeleri oradadır, yerlerini biliyorum. Musul yolu üzerindeyse 10 kişinin başını kesip yol üzerinde yan yana dizmişlerdi. Êzîdî köylerinde bu şekilde binlerce insan öldürüldü. Halen öldürülen insanların sayısı net olarak bilinmemektedir. Bazıları DAİŞ tarafından öldürüldü, bazıları vadilerde öldü, bazıları açlık ve susuzluktan... Yağmur yağdığı zaman birçok cenaze sellerle birlikte kayboldu.
Katliamın beşinci gününde ise arazide tek başına kalan 5 yaşındaki bir kız çocuğunun yanına gittim. Açlık ve susuzluktan başı arkadan ayaklarına doğru sarkmıştı. Aç ve susuz kalmıştı ama direniyordu. Üzerine gittiğimde gördüğüm o görüntüyü asla unutmam. Halen gözlerimin önündeymiş gibi yaşıyorum. Yavaşça gözlerini açarak bana baktı. Kim olduğumu öğrenmek istiyordu. Beni gördükten sonra tekrar gözlerini aşağıya doğru indirdi. Bir damla su verdim ama içemedi. Akşama kadar direndi ve akşam şehit düştü. Dağa çıkanların birçoğunun ayaklarının altı yırtılmıştı, kanlar akıyordu. Kayalıklardan asfalt yola kendilerini bıraktıkları zaman asfalta kan damlıyordu. Nereye gideceklerini bilemeden kaçmaya çalışıyorlardı. Sadece savaşın olmadığı yerlere gitmek istiyorlardı. Besledikleri kin ve öfkeyi bile unutmuşlardı. Bu hale gelmiş bir halk gerçekliği ve katliam tehlikesi vardı.”
Karayılan’la telefon görüşmesi
Tehlikeyi fark eden Şengal’deki gerilla güçleri, Halk Savunma Merkezi Karargahı’nı telefonla bilgilendirerek takviye güç istedi. Buna karşın HPG Karargah Komutanı Murat Karayılan, iki müdahale taburu gönderdi. Şengal’deki gerilla güçleri ile aralarında geçen diyalogu ise Karayılan, ANF’ye verdiği mülakatta şöyle anlattı: “Şengal’dekiler 3 Ağustos sabahı saat 09:00’da Şengal’in bir felaketle yüz yüze olduğunu bildirdiler. Peşmerge 2 Ağustos’ta biraz çatıştıktan sonra 3 Ağustos’ta geri çekilmişti ve halk bir bütün olarak kaçıyordu. 8 yıldan fazladır telefon kullanmıyorum ama durumun ağırlığını gördüm ve arkadaşlarla telefon üzerinden konuştum. Onlara, ‘Eğer burada tabur oluşturursak onları karşılayabilecek misiniz?’ diye sordum. ‘Evet, yapabiliriz’ dediler. Bu konuşmayı saat 09:00’da yaptık ve saat 11:00’da taburlar yola çıktı. Bunlar müdahale taburlarıydı.”
Bir parça ekmek, bir damla su...
Şengal’in dört tarafının DAİŞ çetelerinin eline geçmesine rağmen katliamın üçüncü günü havadan yardımlar yapılmaya başlandı. O kadar tekniğe rağmen halka erken yardımın yapılmamasını sert bir dille eleştiren YBŞ komutanlarından Memo Mêrdîn, şunları söyledi: “Katliamın üçüncü gününe kadar tankı, uçağı olan yüzlerce devlet, bu halka hiçbir yardımda bulunmadı. Üçüncü gün havadan biraz erzak attılar. Ancak attıkları erzakların çoğu, yukarıdan attıklarından dolayı yere düşer düşmez parçalanıyordu. Ufak bir parça ekmek, bir damla su alabilmek için halk o parçalanan erzağa saldırıyordu. Koridor açılana kadar bu erzak değil dağda var olan birkaç tane su kuyusu ile ekilen bahçeler kurtardı. Yoksa daha çok şehadet yaşanırdı. Artık çocuklar açlıktan ağlıyorlardı. Bunun yanında insan cesetleri artmaya başlamıştı. Hayvanlar cesetleri yiyordu. Sayımız az olduğundan dolayı onları gömemiyorduk. Halk da açlık ve susuzluktan dolayı takatsiz kaldığı için bize yardım edemiyordu. Bazıları Şengal kayalıklarında asılı kalmıştı; ne bir adım ileri atıyorlardı ne de geri... Var oldukları yerde ölümü bekliyorlardı. Katliam halkta büyük bir kırılma yaşattı, umut kırılmıştı. Bazıları umudu olmadığından dolayı çetelere teslim bile oldu. Çeteler tarafından katledildiler.”
Yekîneyen Berxwedana Şengal (YBŞ), bu dönemde ortaya çıktı. Êzîdîler, halkı ve kutsal mekanlarını korumak için silahlandı. YBŞ, gösterdiği direnişle Êzîdî halkının umuduna dönüştü.
Direnişle kazanılan insani koridor
Katliam ardından Şengal Dağı’na ulaşabilen ve orada mahsur kalan halkı kurmak için HPG’nin gönderdiği “müdahale taburları” ile YPG/YPJ savaşçıları, dağa doğru yola çıktı. Verilen kahramanca mücadele neticesinde Şengal Dağı’na mahsur kalanların Rojava’ya ulaştırılmasını sağlayacak olan insani koridor açıldı. 8 Ağustos’ta başlayan tahliye işlemi, 18 Ağustos’a kadar devam etti. Ancak on bine yakın Êzîdî, gitmeyi reddederek topraklarında kalmak istedi.
İnsani koridorun açılması ve savunulması mücadelesini Serxwebun Cevahir, şöyle anlatıyor: “Çetelerin saldırılarını kırmak ve koridor açmak için 60 YPG’li arkadaşımız şehit düştü. Bunun yanında arkadaşlarımız saatlerce güneşin altında kalarak çete saldırılarının önünü almak için pusu atıyordu. Yanlarına gidip başlarını soğuk suya koymazsak birçoğu şehit düşecekti. Böylesine fedai bir ruh ile savaşıyorlardı. Ayrıca gelen erzak koridordan geçen halka yetmediği için arkadaşlarımız sadece su tüketiyordu. Gelen gerilla güçleri ile birlikte hem halkın ihtiyaçlarını karşılıyorduk hem halkı güvenli alanlara ulaştırmaya çalışıyorduk hem de Şengal Dağı’nda 25 ayrı yerde mevzilendirme yapıyorduk.”
‘Gerillanın ulaşması umut yarattı’
“Müdahale taburu” içinde Şengal’e ulaşan YJA Star gerillası Nergiz Şewêşkê ise gördüklerini şu sözlerle aktardı: “Şengal’e ulaştığımızda gördüğüm manzara karşısında şoka uğramıştım. Halkın cenazeleri yerdeydi ve yaşayanlar yaşam mücadelesi veriyordu. Gruplarımız cenazeleri kaldırıyordu. Bir yandan aç ve susuz insanlara yardım ediyor; diğer yandan Şengal Dağı’na sığınan insanları koridor ile Rojava’ya taşıyorduk. Bunun yanında DAİŞ çetelerinin saldırıları oluyordu. Halkı bu saldırılardan koruyorduk ve çetelerle çatışmaya giriyorduk. Şengal Dağı’na ulaşmamız halkta büyük bir umut yaratmıştı. Halk o ölüm perdesini üzerinden atmaya başlamıştı.”
‘Müdahale taburlarının’ komutanlarından Serhat Efrîn ise yaşadığı anları şöyle anlattı: “5 Ağustos günü Şengal Dağı’na ulaştık. Geldiğimizde DAİŞ, Şengal’in her yerindeydi. DAİŞ ile dağ arasında sadece 200 metre vardı. Halkı hem savunmak hem de bir an önce Şengal’den çıkarmak istedik. Çünkü binlerce aile vardı. O zaman dağda bir grup arkadaşımız ve YBŞ vardı. DAİŞ saldırı hazırlığındaydı. Dağın 200 metre uzağında bulunan ‘Kayê Barzan’ ve Digurê köylerini çeteler tutmuştu. Bu da halkın koridordan gidişini zorlaştırıyordu. Koridorun savunulması için bu iki yerin alınması gerekiyordu. Arkadaşlar Digurê Köyü’nü aldılar. Biz de Kayê’yi alarak bu hattı özgürleştirdik. Ardından dağa ulaştığımızda Geliyê Kersê’deki halkı gördüğümde çok etkilenmiştim. Umut dolu gözlerle bizi karşıladılar. Bize bakan her çift gözde kurtulmanın verdiği umudu ve mutluluğu görebiliyorduk. Ardından 25 ayrı yerde mevzilendik, Êzîdî halkının öz savunma eğitimi alması için öz savunma akademileri açtık.”
Amerika’ya göre erzağa ihtiyaç yok!
Şengal Katliamı’ndan on gün sonra bir grup peşmerge ile Amerika askerleri Şengal Dağı’na gelerek halkı savunacaklarını söyledi ancak gelen peşmerge grubunu halk istemedi. Halk, gelenlerin Şengal Dağı’ndan çıkmasını istiyordu. Gerillanın araya girmesiyle bir grup peşmerge dağda kalabildi. Amerikalı yetkililer, büyük bir grubun dağdan çıkarılmış olmasından dolayı artık insani yardıma gerek olmadığını söylediler. Ancak Şengal Dağı’nda halen on binin üzerinde insan yaşıyordu. Koalisyon güçleri, bunu umursamadı; işleri bitmişti.
Êzîdî kadınların umudu
HPG gerillaları ve YBŞ savaşçıları gibi katliamın yaşandığı ilk günden itibaren Şengal Direnişi’nde aktif bir şekilde yer alan YJA Star gerilllaları, Êzîdî kadınlarının umudu oldu. Êzîdî kadınları tarafından ilgi ile karşılanan YJA Star gerillaları, Êzîdî kızları için ‘Şehit Xanê Akademisi’ni açtı. YJA Star Komutanı Berfin Nurhak, Rojnews’e verdiği mülakatta çalışmalarını şöyle anlatmıştı: “Şengal’de ilk olarak esir düşen binlerce genç kızımızın kurtarılması için çalışmalar yaptık. Şehit Xanê Akademisi ile de örgütsüz ve savunmasız Êzîdî kadınlarına öz savunma eğitimi verdik... Bu da direnişin bir parçasıdır. Örgütlü kadın toplumunu oluşturmak tüm tehlikelere karşı tedbir almaktır.”
Birlik olmayınca koridor düştü
26 Eylül günü gerilla ve YBŞ güçlerinin mevzilendiği Digurê Köyü’ne ve YPG/YPJ güçlerinin tuttuğu insani yardım koridoruna yönelik DAİŞ çeteleri, ağır silahlarla kapsamlı bir saldırı gerçekleştirdi. Bu saldırıya karşı gerilla güçleri aktif bir savunmaya geçerek büyük bir direniş sergiledi. Dört gün boyunca gerilla güçlerinin direnişi karşısında çeteler büyük kayıp verdi. 103 çetenin öldürüldüğü Digurê Köyü’nde gerilla güçleri büyük bir “destan” yazdı. İnsani yardım koridorunun çetelerin eline geçmesinin ardından direniş, Digurê’de 4 gün boyunca devam etti. Ancak herhangi bir grubun ve peşmerge güçlerinin yardım etmemesi sonucunda yaşanan ağır çatışmalarda 4 gerilla yaşamını yitirdi ve gerilla güçleri Şengal Dağı’nın eteklerine çekildi. İnsani yardım koridorunun ve Digurê Köyü’nün çetelerin eline geçmesiyle Şengal Dağı, çetelerin çemberine girdi.
O çatışmanın komutanlarından YPJ Şengal komutanlarından Helin Êzîdî, 4 gün boyunca yaşanan direnişe ilişkin şunları söyledi: “Şengal’e gelir gelmez Digurê Köyü’nde mevzilenen grup içerisindeydim. Yanımızda Êzîdî cemaatleri de kalıyordu. Digurê Köyü, koridorun güvenliğini sağlıyordu. 26 Eylül günü Rabia’dan Şilo’ya kadar olan hatta DAİŞ çeteleri saldırdı. Biz de 4 gün boyunca Digurê Köyü’nde büyük bir direniş içinde yer aldık. Bu köyde gece gündüz demeden büyük çatışmalar yaşandı. Amacımız bu köyün çetelerin eline geçmemesiydi. Çünkü bu koridor, Şengal Dağı’nda yaşayanlar için soluk borusuydu. Direniş ve çatışmalar hız kesmeden devam ederken 27 Eylül günü yanımızda bulunan cemaatler direnişi bırakarak kaçtı. Yanımızda sadece gerillalar kaldı. Direniş, dört gün boyunca, 29 Eylül günü öğleden sonraya kadar devam etti. Bu direnişte bir ve koridorda yaşanan çatışmalarda üç arkadaşımız şehit düştü. Cephanenin olmaması ve Şengal’de bulunan peşmerge güçlerinin ve Êzîdî cemaatlerinin destek sunmamasından kaynaklı Digurê’den çekilmek zorunda kaldık ve koridor DAİŞ çetelerinin eline geçti.”
BAHOZ AMED/KURTAY SERHAT / ANF/ŞENGAL