Kürt gerillaları, Kürt fedaileri geri çekiliyorlar. Tarih ve kronoloji 8 Mayıs 2013 gününü Kürt Özgürlük Savaşçıları’nın geri çekilmeye başlangıç günü olarak daha bu eylem başlamadan kayda geçti.

8 Mayıs tarihte yerini 1945 yılında aldı. 8 Mayıs 1945 günü 2. Dünya savaşı sona erdi ve Avrupa halkları 50 milyondan fazla cana malolan, bir kıtayı kasıp kavuran faşizmden kurtuldu. 8 Mayıs birçok Avrupa ülkesinde bu nedenle özgürlük günü olarak kutlanır. Bu kutlamalar Berlin duvarının yıkılışıyla anlamını yitirmeye, giderek gözden kaybolmaya başlasa bile, bugünün anlam ve önemini değiştirmez.
Evet Gerillalar geri çekiliyorlar ve ilk grup 14 Mayıs’ta ülkelerinin diğer yakasına ulaştı. Herkes onları Amed’de silahlarıyla karşılamayı bekler, bu özlemle yanıp tutuşurken, onlar TC’nin ve destekçilerinin elindeki ‘terör’ silahını almak ve onu bu silahtan mahrum bırakıp farklı ve görkemli bir dönüş için geri çekiliyorlar.
Otuz-kırk yıllık mücadele yadsınan, inkar edilen ve yok edilmek istenen bir halkı ayağa kaldırdı. Farklı kesim ve katmandan insanlardan ortak bir harç oluşturdu ve Kürdistan’da toplumsal bir devrim gerçekleştirerek özgürlük ve kurtuluşun mümkün olduğunu gösterdi. Toplumsal ilişkileri alt-üst ederek kadını özgürleştirip harekete geçirdi. Devlet çarkına ot tıkayarak imkansız gibi görüneni erişilir kıldı. Müslüman, Alevi ve Êzîdî‘yi, yaşlı ve genci, kadın ve erkeği, aşiret reisi ve yolsul köylüyü, mürşidle müridi aynı potada harmanladı. Kürdistan’ı bölüp parçalayan sınırların hükmüne son vererek Kürdistan aşkını aşıladı. Kahraman Kürt gerillası emsalsız bir direnişle görevini fazlasıyla yaptı ve Kürt hareketini Ortadoğu’da dikkate alınır bir aktör haline getirdi.
Devir değişti, zaman döndü. Şayet zaman 1960’lar, 1970’ler olsaydı, onlar ellerinde keleşleri, ağızlarında özgürlük marşlarıyla Amed’e iner, bu iniş yeni bir döneme başlangıç teşkil ederdi. Bugünkü güç ve birikimin yarısıyla o dönemler bir Kürdistan değil, birkaç Kürdistan sömürgeci çizmelerden temizlenebilirdi. O zamanın çift kutuplu dünyasında bu olanaklıydı.
Ne var ki devir değişti, zaman döndü. Afrika Ulusal Kongresi (ANC) ile İrlanda Kurtuluş Örgütü/Ordusu (IRA) da aynen Nikaragua’da Sandinistlerin Managua’ya silahlarıyla birlikte zafer marşları eşliğinde döndükleri gibi bir dönüşü tasarlıyorlardı. Ama olmadı. Onlar düşmanlarının elindeki ‘terör’ silahını alarak silahsız döndüler ve halklarının özgürlüğüne, ülkelerinin kurtuluşuna bu yoldan imza attılar.
Tüm bunları bilmemize rağmen yine de içimizde burukluk, ağzımızda nahoş bir tat, genzimizde yanma var. Bunun da sebebi TC’ye güvensizliktir, hem de yüz yıllık bir güvensizlik. Hiçbir sözünde durmayan, verdiği hiçbir sözün gereğini yerine getirmeyen, yalancı, düzenbaz, hilekar ve riyakar bir devlet bahis konusu olunca bu burukluğun yaşanması kaçınılmaz.
Bu burukluğa, bu tarifi imkansız ruh haline, rezervli, temkinli ve ihtiyatlı yaklaşıma rağmen Kürt halkı dün olduğu gibi bugün de, evlatlarına sonsuz güveniyor. Savaşta da barışta da, silahlı da silahsız da Kürt hareketiyle birlikte olduğunu pek çok kez kanıtladı.
Daha düne kadar teslimiyetten bahsedenler, bu amaçla aylar boyu merdiven ve basamak teorisi tefrika edenler, şimdi de TC’nin atacağı adımları sıralamakla meşguller. Normalleşmeden, demokratikleşmeden, yasal ve anayasal değişimlerden söz ederek aynen Akillerin yaptığı gibi Türk toplumuna ayar vermeye çalışıyorlar.
Kervan yola çıktı. Yolda düzelmesi gerekenler Kürtler değil, Türk devletinin bizzat kendisidir. Ne de olsa haksız konumda olan odur; başka bir halkı boyunduruk altında tutan, başka bir ülkeyi işgal eden, bunları elde tutmak için katliam üstüne katliam gerçekleştiren odur. Roboskî’de olduğu gibi onlarca çocuk ve genci savaş uçaklarıyla bombalatan, Ceylanları can evinden vuran, Sakine, Fidan ve Leylaları Avrupa’nın göbeğinde bile katletmekten çekinmeyen odur.
Kervan yola çıktı. Bu kervanda yer alanların kimi Koçgirî ve Colemerg, Xorasan ve Mahabad’tan, kimi Amed ve Dêrsim, Efrîn ve Qamişlo’dan ve diğer bir kısmı ise Avrupa, Avustralya ve Kanada’dan katıldı. Kervanda yer alanlar ne sınır taktı, ne pasaporta ihtiyaç duydu. İçleri pasaporta ısınmayanlar yüz binlerce kilometrekarelik bir alanda at koşturdu; sınırları, nöbetçi kulelerini, karakol ve kışlaları takmadı ve NATO’nun tam teçhizatlı ikinci büyük ordusuna kök söktürdü, karizmasına onarılması imkansız çizik attı. Ve Erdoğan’ın adlandırmakta güçlük çektiği süreç, böylece başladı.
Kervan’da yer alanlar kanlarını döktü, canlarını verdi ülkelerinin kurtuluşu, halklarının özgürlüğü için, hiçbir çıkar ve karşılık gözetmeksizin. Aç kaldı, susuz kaldı, çıplak kaldı. Kışın dondu, Ağustos’ta kavruldu; ne yorgan, ne yastık sahibi oldu. Cebinde tek metelik olmadan Kürdistan’ı diyar diyar dolaştı. Kah bir mağarada, kah bir vadide soluklandı. Sırtında bir çanta, üstünde bir ünüforma ile yılın dört mevsimi Kürdistan’ın altından girip üstünden çıktı. Zaman oldu ayaklarından, parmaklarından oldu. Zaman oldu yaralı bedenini dişledi. Ve zaman oldu, bir çay molasında otuziki dişiyle güldü ve kilamlar, stranlar döktürdü bugüne ve yarına dair. Ve yazdı, tasa ve sevincini, başarı ve yetmezliklerini. Şair oldu, yazar oldu, sanatçı oldu mobil ve seyyar Dağ Üniversitelerinde. Ve Ortadoğu’da dikkate alınması gereken aktör oldu, onsuz oyun kurulamayan.
Kervan yolda. Üç nesil bir arada, başında, ortasında, sonunda. Ve her biri sıra neferi, Kürdistan havarileri. Ve kervana yürekleriyle eşlik eden milyonlarca insan.
Ey Kürdistan’ın Yüz Metre Koşucuları, yönünüz aydınlık, yolunuz açık, yükünüz özgürlük ve dönüşünüz görkemli olsun! Ve Xızır sizinle olsun!


MEMO ŞAHİN