• Özgür Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Azad- TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), hafta sonu Mersin, Wan, Amed ve İstanbul'da “Özgür Önderlikle Demokratik Topluma” mitingleri düzenledi.

 

Rêber Apo'nun statüsü ve koşullarını da kapsayacak siyasi ve hukuki adımlar için dört kentte düzenlenen bölgesel mitinglerde, iktidara ve devlete seslenildi.

Tevgera Jinen Azad (TJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) tarafından “Özgür Önderlikle Demokratik Topluma” şiarıyla Cumartesi günü Mersin ve Wan’da mitingler düzenlendi. 

Wan’da Wan Kalesi yanında bulunan Newroz alanında düzenlenen mitinge on binler katıldı. Wan ve çevre kentlerinden gelen halk, “Bijî serok Apo” ve “Bê serok jiyan nabe” sloganlarını haykırdı. Yeşil, sarı, kırmızı renklerle donatılan alan, Rêber Apo'ya özgürlük sloganlarıyla yankılandı. Mitingde DBP Eşbaşkanı Keskin Bayındır, TJA aktivisti Sebahat Tuncel birer konuşma yaptı, Sîmyager, Beser Şahîn ve Koma Amed sahne aldı.

Mersin’in Yenişehir ilçesinde bulunan eski Tevfik Sırrı Gür Stadyumu yanındaki Millet Bahçesi’nde düzenlenen mitingde DEM Parti Eşbaşkanı Tülay Hatimoğulları ile İmralı Sekreteryası’ndan Çetin Arkaş konuşma yaptı. Mitingde ayrıca sanatçılar Eylül Nazlıer, Ronî Artin ve Arhat sahne aldı.

Amed ve İstanbul

Bugün ise Amed ve İstanbul'da mitingler yapıldı. Amed İstasyon Meydanı’nda saat 17.00'de başlayan mitingin konuşmacıları  DBP Eşbaşkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar ve İmralı Sekreteryası'ndan Veysi Aktaş'tı. Mitingde sanatçılar Serhado, Kadir Çat ve Pınar Aydınlar'ın da sahne alması bekleniyordu.

İstanbul'daki mitingin adresi ise Bağcılar Meydanı'ydı. Saat 16.00'da başlayan mitinge, DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan katıldı. Sanatçılar Agirê Jiyan ve Tara Mamedova sahne aldı. Miting için kentin 39 ilçesinde hummalı bir çalışma yürütülmüş; binlerce aile ve esnaf ziyaret edilmişti.

Arkaş, Mersin'de konuştu

İmralı Sekreteryası'ndan Çetin Arkaş, Mersin'deki miting konuşmasında tüm ırkçı ve faşist saldırılara rağmen hiçbir zaman halklara karşı düşmanlık etmediklerini, inanç gruplarını ötekileştirmediklerini hatırlattı. Çetin Arkaş, şunları söyledi: "Biz diyoruz ki: Artık bu Cumhuriyeti demokrasiyle buluşturmanın zamanı gelmiştir. Cumhuriyetin eksik sütunu Kürtlerdir. Kürtlerin inkâr edilmesi Cumhuriyeti sakatlamıştır. Kürtler artık Cumhuriyetin hukuki zeminine taşınmalı; demokratik bir kucaklaşma ve buluşma ile Cumhuriyet, demokrasiyle taçlandırılmalıdır.

İnandığımız için başlattık

Bizler yeni bir sürecin arifesindeyiz. Bu süreci, güçsüz, zayıf ya da çaresiz olduğumuz için başlatmadık. Barışa, halkların kardeşliğine ve demokrasiye iman ettik; buna inandığımız için bu süreci başlattık. Artık sadece fiili olarak değil, zihinsel olarak da silahları susturmanın ve ebediyete kadar gömmenin zamanı gelmiştir. Demokratik siyasetin yolu açılmalıdır. Eğer bizlerin söz kurmasına ve halkımızla buluşmasına fırsat yaratılırsa kesinlikle şiddet taraftarı değiliz. Biz fikrimize, zihnimize, anlayışımıza, vicdanımıza ve ahlakımıza güveniyoruz. Artık şiddetin kapıları kıyamete kadar kapansın. Bunu kimse başka yere yormasın; korktuğumuz ya da çaresiz olduğumuz için söylemiyoruz. Ömrünün 34 yılını hapiste geçirmiş birisi olarak söylüyorum: Biz barışa varız. Bedel ödeyenler olarak artık 'yeter' diyoruz; bundan sonra barış zamanı olsun istiyoruz.

Acıları yarıştırmadan

Birbirimizle acılarımızı yarıştırmak istemiyoruz. Halen toprağı, mezarı, kemiklerinin nerede olduğu belli olmayan insanlarımız var. Nice analarımız, mezarsız evlatlarının yollarını gözlüyor. Bu coğrafyada ya birbirimize yeni bir sayfa açacağız ya da milliyetçi kuşatma ve kışkırtmalarla düşmanlıkları büyütmeye devam edeceğiz. Buna gerek yok. Her iki tarafta da savaş kışkırtıcılığını tahrik etmeyi marifet sayanlar olabilir; bunlara prim vermeyelim. Hâlâ savaşta ısrar edenlere şunu söylüyoruz: Yeter! Artık onurlu ve özgür bir birlikteliği yaratmanın zamanıdır. Kürtleri bir tehdit olarak görmeyin. Türk tarafının acıları var, biliyoruz ve bu acıların önünde saygıyla eğiliyorum ama Kürt tarafının da acıları ve hassasiyetleri var. Tek taraflı hassasiyetle barışamayız, barışın dilini kuramayız, birbirimizi kucaklayamayız. Bu yüzden istisnasız, ayrımsız bütün acıların önünde saygıyla eğildiğimi söyledim.

Çayından feragat etmeyecekler

Bizim tarafta da bir bardak suyundan, bir bardak çayından feragat edemeyecek olanlar, şimdi bize direnişin ve Kürtlüğün dersini vermeye çalışıyorlar. Onlara buradan şunu söylüyorum: Bize direnişi ve savaşı anlatmayın; biz o direnişin de o savaşın da içinden geldik. Yaşanan acıları unutmayacağız, çünkü unutursak tekrarlanması mümkündür. Hatırlayacağız, dersler çıkaracağız ama onarıcı ve tedavi edici olacağız; birbirimizin yaralarını iyileştireceğiz. Savaşmak cesaret isterdi, doğrudur ve savaşırken cesurduk, ancak barışırken de cesur olacağız.

Süreci yürütenlere hatırlatma

Buradan bu süreci yürütenlere de birkaç şey hatırlatmak isterim:

* Kürt halkının tartışmasız baş müzakerecisi ve Önderi Abdullah Öcalan'dır.

Ortadoğu'da 50-60 milyon civarında Kürt var ve Kürtler, tarihlerinde hiç olmadığı kadar ortak bir ulusal ruhu birlikte yaşıyorlar. Kürtlerin birliği sınırların değişeceği anlamına gelmediği gibi, herhangi bir halka ya da devlete karşı bir tehlike de arz etmez. Türkiye'de demokratik bir değişim ve dönüşüm isteniyorsa Kürtler dikkate alınmak zorundadır. Ortadoğu'da yeni bir statüko yaratılmak isteniyorsa Kürtler yine dikkate alınmak zorundadır. Kürtler ve Kürtlerin statüsü olmadan ne geleceğin Türkiyesi ne de geleceğin Ortadoğusu yaratılabilir.

* Bu ülkenin kendi iç sorunlarını demokratik bir olgunluk içerisinde hep birlikte çözelim. Buna ekmek ve su kadar ihtiyacımız var. Süreç hassas ve kritik, elimizi çabuk tutmalıyız. Siyasal iktidar hesaplarına, oy hesaplarına gerek yok; halkların geleceği en güçlü iktidardan çok daha kıymetlidir. Evlatlarımızın özgür ve onurlu bir şekilde bir arada yaşama umudu, bütün hükümet olanaklarından çok daha güçlüdür. O yüzden zamanı iyi kullanalım, oyalamaya gerek yok.

Pişman olmuş hal mi?

Şimdi hükümete yakın çevrelerin kulislere yansıttığı bir yasadan, bir pişmanlık yasası dayatmasından bahsediliyor. Dönüp dolaşıp yine pişmanlık yasasına gelecekseniz, dönün de bu meydandaki on binlere bir bakın; bizde hiç pişman olmuş bir hal var mı? Yaratılmaya çalışılan kardeşlik hukuku, böyle aşağılayıcı yaklaşımları kabul etmez. Türkler ve Kürtler onurlu bir geleceği inşa etmek istiyorsa bu bir tarafın diğerine diz çöktürmesiyle olamaz. Bir kardeş, diğer kardeşin onurunu her şeyden önce düşünür. Kürtler sizin kardeşinizse, buna siz dikkat edeceksiniz.

Meseleyi sadece 'silah bırakmaya' indirgemenin bir anlamı yoktur; o işin en kolay tarafıdır. Silahlı mücadelenin miadının dolduğunu hukukla, demokrasiyle ve demokratik ulus anlayışıyla gösterin. Siz bir adım atın, Kürtler 5 adım gelmeye hazırdır. Bu mesele bir yenme-yenilme ya da irade kırma mevzusu olarak ele alınmamalıdır.

Biz kimsenin coğrafyasını işgal etmedik, kimsenin ana dilini ve değerlerini yok saymadık; sadece kendi ana vatanımızda özgürce yaşamak istedik. Tek suçumuz buydu; dağlara da hapislere de bunun için gittik ve bundan vazgeçmeyiz." HABER MERKEZİ