Tamamen doğru. Kürtler için Amed de, Hewler (Erbil) de aynı yurdun birer evidir. Buna Doğu Kürdistan’da Mahabad ile Rojava’da Qamişlo’yu da ben eklemiş olayım. Bu evlerin hepsi Kürdistan’ın evleridir.
Şimdi ben sizlerle “yeni” bir konuyu tartışmaya gayret edeceğim. Bu çok “hayati” bir konudur.
Kürdistan toprakları “zengindir”.
Bu toprağın üstünden “beyaz petrol” yani “su” akar. Dicle’nin, Fırat’ın suları binlerce yıldır Kürdün ve Arab’ın, Mezopotamya uygarlığının can damarıdır. Bu damarı kes, Mezopotamya ölür.
Son iki yüz yıllık tarihi olan bir başka zenginlik ise “siyah su” yani “petrol”dür. Bu petrolün varlığı lanetli bir varlık olmuştur, Kürdün kanı bu yüzden dökülmüş, anayurdu bu yüzden paramparça edilmiştir.
Süleyman Yaşar şunları yazdı: “Kürt bölgesinde yaklaşık 45 milyar varil ham petrol bulunuyor. Kerkük’teki 10 milyar varil petrol rezervi de ilave edilirse bölge rezervi 55 milyar varili buluyor. Yine Kürt bölgesinde 71-100 trilyon kübik feet doğalgaz bulunuyor. Bütün bunların parasal değeri 5 trilyon doları geçiyor.”
Nasıl? Müthiş değil mi? Müthiş, hem de nasıl müthiş.
O petrol yüzünden insanlık iki dünya savaşı ve yüzlerce ve yüzlerce bölgesel savaş yaşadı. Petrol “sahte aşkların” ve “canavarca düşmanlıkların”, kanlı paylaşımların en büyük nedenidir.
Başbakan Erdoğan’ın ve topyekün AKP eşhasının Barzani “aşkının” sebeb-i hikmeti sanırım çok açık. Bu “aşkın”, bir süre sonra caniyane bir düşmanlığa dönüşmesi için her şey hazır ve nazırdır. Tarih böyle yazıyor. Hiç kimse hiç kimsenin “zenginliğini” bedavadan paylaşamıyor.
Bir başka pencere daha açalım, ANKA şöyle bir haber geçti: “Türkiye’nin 2013 yılının ilk 9 ayında 75 milyar 130 milyon dolar düzeyinde gerçekleşen dış ticaret açığının 15 milyar 813 milyon dolarla, yüzde 21’ini Çin’e verilen açık oluşturdu. Çin’i, 13 milyar 316 milyon dolar dış ticaret açığıyla Rusya, 7 milyar 715 milyon dolarla Almanya izledi.”
Şimdi büyük bölümü Güney Kürdistan’la olan Türk-Irak ticaretindeki duruma bir bakalım: “Türkiye’nin 2012’de en çok ihracat yaptığı ülke Almanya’dan sonra Irak oluyor. 2012’de Irak’a ihracat 10 milyar 822 milyon dolara ulaştı. Bu yılın ilk dokuz ayında Irak’a ihracat 8 milyar 473 milyar dolar oldu. Türkiye’nin Irak’tan ithalatı 2012’de 149 milyon dolar düzeyindeydi, bu yılın ilk dokuz ayında 88.9 milyon dolara ulaştı.”
Evet, Türk kapitalizmi Çin’le, Rusya’yla ve başta Almanya ile olan ticaretinde tastamam 75 milyar dolar AÇIK veriyor, buna karşılık küçük bir bölümü Irak’la, esas bölümü Kürdistan’la olan ticaretinde 10 milyar dolar FAZLA veriyor.
Yani “küresel emperyalizm” Türkiye’yi sömürüyor; “bölgesel emperyalist Türkiye” de Kürdistan’ı yağmalıyor.
Birkaç ay sonra bir petrol boru hattı Türkiye üzerinden Kürdistan petrolünü dünyaya satacak ve İbrahim Kiras geçen günkü yazısında diyor ki, Türkiye Kürdistan doğal gazını, öteki ülkelerin yarı fiyatına alacak…
Sanırım anlaşıldı.
Şimdi tartışmaya açmamız gereken soru şu: Kürdistan, bir bütün ise…
Onun toprak üstü ve toprak altı zenginlikleri de, “tüm Kürdistan’ın zenginliğidir”.
Bu zenginlikten şimdi Türk kapitalistleri ve AKP Hükümeti en büyük payı almaktadır.
O halde Güney’dekiler şunu düşünmelidirler: Kuzey, Doğu ve Batı Kürdistan’daki “yetimlerin hakkı” ne olacak?
Amed, Hewler, Mahabad ve Qamişlo tüm Kürdistanlıların “ortak evleriyse”, o evlerin altındaki petrol ve üstündeki su da tüm Kürdistanlıların zenginliği değil midir?
Tartışmanın gerisini siz getirin değerli okurlar…
Dört parça birleşmeli petrol dörde bölünmeli
Barzani TRT 6’ya verdiği demeçte şöyle dedi: “Amed bizim de evimizdir, Erbil de sizin evinizdir…”