Anlayacağınız “klasik” bir durum…
Durum “klasik” de, “vaziyet” “post-darbe” gibi bir şey. Örgütün “legal uzantısı” Vakıf bakın ne demiş:
“Bu iddiaları gündeme getiren ve yazan kişilerin Hizmet Hareketi’ne karşı ‘bir savcı 3 polisle hizmeti terör örgütü ve çete kapsamına sokarız, bitiririz’ gibi karanlık niyetleri ifade ediyor olmaları, buna ilave olarak dershanelerin kapatılma düşüncesini ‘Cemaata had bildirme’ olarak gündeme getirmeleri ve Hizmet’e gönül verdiğini düşündükleri kişilerin bürokrasiden tasfiye edildiğini ifade etmeleri ne acıdır ki derin devlet refleksi ve post modern darbe dönemi planlarını hatırlatmaktadır.”
Demek ki:
Birincisi, on bin BDP’li tutuklu. Yani AKP Hükümeti “bir savcı 3 polisle” BDP’nin on bin üyesini “terör örgütü ve çete kapsamına” sokmuş…
Diyelim ki, “bu normaldir, ne de olsa bunlar Kürttür ve de Kürt demek terörist demektir”…Amenna!
Ama bir de ikincisi var; Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bundan önceki tüm Genelkurmay Karargahı’nın tamamı içerde. Yani AKP Hükümeti, “bir savcı 3 polisle” TSK’yi “terör örgütü ve çete kapsamına” sokmuş…
Tamam, müstehaktır, “ne yaptığı, kaç bin faili meçhul cinayet işlediği” gizlenen bir Ergenekon terör örgütü ile, bir de “darbe hazırlığını” yüzüne gözüne bulaştırmış bir takım zabitler ayan beyan ortalık yerlerde…
Ama şimdi de örgütün “legal uzantısı” “imdat” istiyor, “S.O.S” veriyor, Cemaat’i “bir savcı 3 polisle” “terör örgütü ve çete kapsamına” sokacaklar diye feryat ediyor…
AKP Zaloğlu Rüstem gibi. Üç cephede birden savaşıyor. Şu hale bakın: Bir tarafta PKK’ye karşı “cihat” halinde; diğer tarafta Ordu’ya karşı “Başkumandanlık meydan muharebesi” veriyor; ve şimdi kalkmış, Başbakan’a “şirk” koşan Cemaat’in “müşrikleriyle” “hilafet” kavgasına girişiyor.
Bütün bunlar neyi gösteriyor?
Başbakan Erdoğan’ın artık AKP’nin başında uzun süre kalamayacağını gösteriyor.
Ama aynı zamanda AKP’nin de Erdoğan’sız ayakta kalmasının mümkün olmadığı biliniyor.
İşte bu birbirini dışlayan iki durum AKP’nin en büyük açmazını ortaya koyuyor. Ne Erdoğan’la oluyor, ne Erdoğan’sız oluyor. Yani artık AKP için işler iyi olmuyor…
Şimdi AKP’yi bekleyen en büyük tehlike şu: Kamuoyu yoklamalarına bakarak arabayı demokrasi yolunda kaç kilometre hızla süreceğine karar vermek hatta geri vitese alınan arabayı, dikiz aynası çoktan kırılmış bir halde, körlemesine sürmek…AKP arabası, demokrasi yolunda ayağını gazdan çekip hız düşürdüğünde, kendi yaptığı “otoyolda” büyük tehlike yaratıyor, arkadan gelen arabaların öndeki AKP arabasına bindirme ihtimali artık çok yüksek. Hele “çözüm oy kaybettiriyor” diyerek geri vitese taktığında artık “trafik canavarı” haline geliyor. Az sonra demokrasi yolunda kan gövdeyi götürebilir…
AKP çözüm yolunda adım attığında, muhtemelen birkaç puan oy da kaybedebilir. Eğer bu kaybı göze almaz, demokrasi yolunda maksimum hızla ileriye atılmazsa, tam tersine, düne kadar ona alkış tutan Batılıların bile Erdoğan’da bir “diktatör” görmesine yol açan bugünkü gidişi devam ettirirse, bu seçimde kazansa bile, kaybettiği ilk seçimden sonra “intikamcıların” elinden yakasını kurtaramaz. Bir “diktatörün” ya da “yarım yamalak demokrasinin” tıpkı kendisi gibi olanlar tarafından çarmıha gerilmesine, hiç kimse ağlamaz. Bugünün dünyasında demokratın ise yakasına kimse dokunamaz.
Şunu iyi bilelim: Ne ordunun, ne de Cemaat’in AKP’yle giriştiği mücadele en küçük bir meşruiyete sahip değil. Bu, hiçbir haklı nedeni olmayan bir iktidar savaşıdır. Kürt Özgürlük Hareketi’nin ise AKP’yle mücadelesi meşrudur, çünkü AKP bu hareketin temsil ettiği halkın haklarını hala tanımıyor.
Buna karşılık, Kürt Özgürlük Hareketi rövanşist değildir. Şimdi yapılacak olan Ulusal Konferans Türkiye için, dört parçadan oluşan muazzam bir dost gücü inşa edecek. Demokrasi yoluna koyulan Türkiye’de AKP belki birkaç puan oy kaybedebilir, ama Türkiye tüm Kürdistan’ın dostluğunu kazanır.
AKP mi üç buçuk oy kaybetsin, yoksa Türkiye mi kaybetsin? İşte bütün mesele…
Dört parçanın dostluğu mu yoksa üç puana tamah mı?
Bir süredir “Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı” adında bir örgütün adını duyuyorsunuz. Bu Vakıf, “illegal” yani her hangi bir kanuna göre kurulmamış olan, Fethullah Gülen dışında hiçbir yöneticisi bilinmeyen, “üyeleri” muhtemel “tasfiye” endişesiyle titizlikle saklanan, Gülen’in çiftlik evi dışında, Genel Merkez, İl, İlçe ya da mahalle örgüt binaları ve adresleri belli olmayan, gelirleri, harcamaları hakkında hiçbir kayıt kuyut bulunmayan, yani “gizli” bir örgütün, “cemaat”in “legal kolu”.