Berlin’de Doğu Berlin havası kalmadı.
Sovyet yanlısı KP’lerin merkezi olmaktan çıkan Doğu Berlin’e bir adım ötedeyim.
Kebap kokuları, az balık ve biraz da ekmekli pide kokuları bir kilometre karelik alandaki atmosfere kapılan herkesi başka diyarlara götürüyor.
Birlikte oturduğumuz uzaktan bir dost, yanında oturana, birini gösteriyor: “Partimiz’in eski Genel Sekreteri“.
Karşı masada oturan, 68 kuşağından ve Halkın…‘nun Merkez Komite’sinden.
Yanındaki, Devrim…‘un Merkez Komitesi’nden.
Oturuyoruz ve daha sonra gelip sağdaki masaya oturanın TK…‘nin Doğu Almanya’daki Merkez Komitesi Üyesi olduğunu öğreniyorum.
Dört yanım dağlarla çevrili değil.
Kimseyi de suçlamıyorum.
Sadece dört yanımın Merkez Komitesi Üyeleriyle sarılı olduğu gerçekliği beni başka diyarlara götürüyor.
Berlin’de hava sıcak.
Diyarbekir 28, Berlin 26 derece.
Ve ben daha daha eskilere gidiyorum.
Arenaya benzer o binadayız. 250’ye yakın dinleyici var.
Bir diyalogu dinliyoruz. Ortalıkta çıt yok.
- Üç kez idam cazası almışsınız öyle mi?
- Doğru, tam üç kez.
- Sonra kaçtınız değil mi?
- Evet kaçtım ve beni yakalayamadılar.
- Şimdi burada sakin ve rahat oturuyorsunuz, değil mi?
- Evet sakin ve rahatım.
- Size hayranlık duyuyorum; nasıl bu kadar sakin olabiliyorsunuz? Ben olsam dayanamam. Üç kez idam cezası verselerdi bana, dünyayı başlarına yıkardım. Sadece düşündüğüm için ve örgüt üyesi olduğum için bana üç kez idam cezası verseler, dünyayı yerinden sarsardım. Hayranım size, bu kadar rahat olamıza gıpta ediyorum.
Evet, bu tartışmadan sonra da yıllar geçti.
Kürdistan’da Roboskî katliamının üzerinden aylar geçti.
34 sivili katleden sorumlular “bilinmesine“ rağmen, bu katliamı azmettirenler ve gerçekleştirenler sanık sandelyesine oturtulamadılar.
Kolonyal merkezde Erdoğan ve arkadaşları var.
Sahneye konan oyunda, zaman kazanmak istiyorlar. Biraz zaman geçerse, herşey unutulur, katliamın tanıklarına da kanıksatmak istiyorlar.
Otuz yıldan bu yana bu sahnenin benzerini yaşayan tecrübeli kitleler susmuyorlar.
Ankara defteri kapatmak üzereyken, Diyarbekir’de yeni bir sayfa açılıyor.
Ve kolonyal faşizmin önde gelen isimlerinden aktüel olanı, Bakan Şahin: “Özür dilenecek maiyette bir olay değildir“ diyor.
Kabul ediyor; katillerin sorumluluğunu mağdurlaya yüklüyor.
Berlin’deyiz.
Siyasi tartışmanın yoğun olduğu o bir kilometrekaredeki alandayız.
Masalardan birinde, yüksek sesle konuşan birinin, Şahin için “bu kadar aşağılık…, bir Bakan gelmedi bu dünyaya“ demesine itiraz gelmiyor.
Eskiden bunlar Çiller, Ağar, Kozakçıoğlu, Ünal Erkan için söylenmişti.
Tarih tekerrür ediyor.
Siyasi hava sertleşiyor.
Diyarbekir havzasındaki halk, Ankara’ya geçit vermiyor.
Eskiden Kürtler silahlanmışlardı.
Şimdilerde Ankara silahlanıyor.
Ankara havzasında hareket bazında bir yükselme olmaması son otuz yıllık tarih açısından büyük bir talihsizlik.
Suçlayacak hiçkimse bulamıyorum. Tarih, diyalektik bu.
Berlin’deyim ve dört yanım Merkez Komite.