
Yukarıdaki sözleri şimdi başbakan olarak atanan B. Yıldırım söylüyor. Demek ki, daha önceki başbakan A. Davutoğlu dostları azaltıp düşmanları çoğaltmış! Bu arada bu politikaları da Erdoğan hiç oluşturmamış veya dışında kalmış! Yani Erdoğan’ın hiç bir sorumluluğu yok! Davutoğlu, PKK ile sağlanan ateşkes sürecini bir “başarı öyküsü” olarak nitelemişti. Ortadoğu ateş içindeyken biz bunun dışındayız diye övünüyordu. Ancak Erdoğan “Dolmabahçe mutabakatı yanlış, Kürt sorunu yok vb” dediğinde Davutoğlu sesini çıkaramamış, övündüğü “başarı öyküsü “ne sahip çıkamamıştı. Sonra Türkiye tepe takla savaşa sürüklenmiş ve Davutoğlu bu kanlı ve insanlığa karşı ağır suçların işlendiği dönemin başbakanı, sorumlusu olarak tarihe geçmeyi tercih etti.
Türkiye’yi Ortadoğu’da yalnızlığa iten temel neden de değişmez, tarihi Kürt düşmanlığı oldu. Rojava’da Kürtlerin direnmesi ve bir statüye sahip olma ihtimali belirince Türkiye’yi yönetenleri ırkçılığı ve tüm korkuları yeniden hortladı. Bunun için Suriye’de DAİŞ ve El Nusra gibi kanlı çeteleri desteklediler. Binlerce militanın Türkiye üzeri gidip gelmesine kapıları açtılar. Türkiye topraklarında istedikleri gibi örgütlenmelerine izin verdiler. Onları hep el altında tutacaklarına ve Kürtlere karşı kullanacaklarına inandılar. Yeter ki, Kürtler zarar görsün, gün yüzü görmesinler ötesi önemli değildi.
Bu politikanın gereği olarak içte ve dışta hep krize dayalı bir politika güttüler. Bu politikanın mimarı ve örgütlü gücü doğal ki, Türk ordusuydu. İlker Başbuğ TV’lere çıkıp Kürtlere karşı düşmanlığın hangi temelde ve stratejiyle yürütülmesi gerektiğini açıklayıp durdu. İktidarda kalmak için Erdoğan açıktan ordunun klasik çizgisine gelmiş oldu. “Tek millet, tek devlet, tek bayrak vb” Türk ordusunun ve klasik milliyetçilerin iyi bilinen sloganlarıdır. Ayrıca Erdoğan miting meydanlarında Bahçeli’ye “kandan besleniyorsunuz, kafatasçısınız” diyordu. Bol bol “anneler ağlamasın, elimizi, gövdemizi taşın altına koymaya hazırız” demekten geri durmuyordu. Şimdi Bahçeli’yle en çok kol kola olan Erdoğan’ın kendisi. Her gün anneler ağlıyor ve cenazeler kalkıyor. Erdoğan ölümü kutsuyor, şehitlik edebiyatı yapıyor.
Uzman çavuşlara küçük bir maaş vererek ölüme gönderiyor. Erdoğan, oğlunu da milyon dolarları bir araya getirip gemi, vakıf, şirket vb sahibi yapıyor. İttifaklarını da tamamen ırkçı ve faşist kesimlerden oluşturuyor. Halk ve basın üzerinde görülmemiş bir terör ve baskı furyası başlatmış ve gevşetmeden sürdürüyor.
Erdoğan, ABD ve Avrupa’yı olabildiği kadar oyaladı. DAİŞ’e karşı savaşın sulandırılması ve engellenmesi için elinden geleni yaptı. Rojava’yı ve kazanımlarını bertaraf etmek için yapmadık pazarlık, tehdit ve şantaj kalmadı. Krizi daha da derinleştirmek için Rusya’nın uçağını düşürmeyi bile göze aldı. TV’lere çıkıp “gerekirse bir daha düşürürüz” demekten kendisini alıkoyamadı.
Sonuçta Rojava’da istediği sonucu alamadı. Tüm oyunları deşifre oldu. ABD, YPG ile çalışmaya devam etti. AB, Erdoğan’la arasına mesafe koymak zorunda kaldı. Bir yıldır aralıksız PKK ve halka saldırdı. Şehirleri yakıp yıktı ama sonuç alamadı. Giderek içeride ve dışarıda sıkıştı.
İşte Binali’nin düşmanları azaltmak ve dostları çoğaltmak sözlerinin arkasında yatan gerçekler bunlardır. Baş düşman olarak seçilenler Kürtlerdir. Bunun için İsrail’in ve Rusya’nın ayaklarına gittiler. PKK’nin kiminle ilişkilenme ihtimali varsa artık oraya koşacaklar. Kimsenin bundan kuşkusu olmasın. Yarın Mısır’ın da ayaklarına gidecekler. Nitekim “katil” dedikleri B. Esad’la görüşmelere başladılar bile. Bir AKP’li yetkili “çelişkilerimiz ne olursa olsun Esad’la Kürtler konusunda ortak düşünüyoruz” demekte bir sakınca görmedi.
Türk devletini yönetenler ırkçı ve tekçi devlet anlayışlarını ve zihniyetlerini değiştirmedikçe Kürtlere karşı her türlü melanetin içinde gireceklerdir. “Yahudi, Rus, Rum, Ermeni vb” tarihi kin ve düşmanlıkla, ırkçılıkla ele aldıkları kesimlerle işbirliğine girmekten çekinmeyecekler. Nitekim, İsrail’e ağır suçlamalarda bulundular. Arap toplumlarına hava attılar. İsrail’e posta koydular, “terörist devlet” dediler. Şimdi gidip onlarla barışmayı bir başarı diye lanse etmeye çalışıyorlar.
Rusya’nın neredeyse ayaklarına kapandılar. Erdoğan neden bu kadar Rusya’yla ilişkileri düzeltmeye hevesli. Çünkü içeride ve dışarıda giderek yalnızlaştılar. Kürtler karşında istediği sonucu alamadı. Yıllardır Türkiye’yi yöneten Erdoğan’dan başkası değildi. Zavallı Binali Yıldırım ondan habersiz ağzını bile açamaz. Dış politikadaki bu büyük U dönüşü Erdoğan’ın ne kadar ilkesiz, tutarsız ve sıkışık durumda olduğunu gösterir. Bunu itiraf edecek erdemi de yok. İstifa diye demokratik bir yol ise akıllarına gelmez. Bu dönüşü şimdi diplomatik başarı diye Türkiye halklarına pazarlayacaklar.
İsrail’le ilişkileri kim bozdu? Erdoğan’ı kandırdılar mı? Bir üst akıl mı, bu kararı aldırttı. Rusya uçağını hangi üst akıl Erdoğan’a düşürttü. Bu soruları çoğaltmak mümkün. Bilinmeli ki, diktatör ve faşistlerin tutarlı ve ilkeli olmalarını beklemek ancak akla ziyan verir!
Muzaffer Ayata