
Siyasal partilerin açıkladığı seçim beyannamelerine AKP yöneticileri tarafından “Bu kaynağı nereden vereceksiniz, nasıl bulacaksınız, anlatın bakayım” diyerek öteleyen dil medyada hakim olmaya başladı. Sanki bu kaynakları 77 milyon üretmiyor, AKP yöneticileri üretiyor havasındalar. HDP İstanbul Milletvekili adayı Sezai Temelli, “Bu kaynak halkın, halkın kaynağını tabii ki halka vereceksiniz. Bunu halka vermek için size mi soracağız” açıklaması tüm bunlara yanıt olarak yeter de artar.
Türkiye’de üretenlerin bu kaynaklardan yeterli pay almadığı biliniyor. Türkiye’de üretilen kaynakların yüzde 80’ini nüfusun yüzde 10’u paylaşırken, nüfusun yüzde 90’ı kalan yüzde 20’yi paylaşıyor. Toplumun işsizleri ve yoksullarının ötesinde çalışan ve üretenler de milli gelirden yeterli payı almıyor. Bundan iki yıl önce hükümetle toplu görüşme masasına oturan Memur-Sen, kamu emekçilerinin 20 yıldır sürdürdüğü sendikal hak mücadelesini resmen hükümete pazarladı. Bunun karşılığında ise bu konfederasyonun genel başkanı AKP’nin Ankara milletvekili adayı. 2015 yılının ilk altı ayı için kamu emekçilerine verilen yüzde 3 zam ile emeklilere verilen yüzde 2.3 zam ilk üç ayda eridi bitti. Dolar tavan yaparak yüzde 35 oranında arttı. Enflasyon ise ilk üç ayda yüzde 3’ü aştı. Hükümetin bu yıl için belirlediği yüzde 6 enflasyon oranının yılın ilk üç ayında yüzde 50’si aşıldı. Türkiye’nin borçları dolar kurundaki artış nedeniyle yüzde 35 arttı. Türk lirası dolar karşısında ciddi anlamda değer kaybetti. Son 3-4 ayda gizli bir devalüasyon da yaşandı.
Başbakan yaşanan bu gelişmeler konusunda pek açıklama yapmazken, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, ekonomik krizin siyasi istikrar ile aşılacağını belirterek, alanlarda halka AKP’ye 400 milletvekili vermesi için çağrıda bulunuyor. Ekonomik krizin başkanlık sistemiyle çözüleceğine de vurgu yapan Erdoğan, son 13 yılda ekonomide kriz yaşandığını ilk defa açıklamalarıyla da kabul etti. İşsizler ve yoksulların yanı sıra çalışanlar da gittikçe yoksullaştı ve izlenen bu politikalarla yoksullaşmaya da devam ediyor.
Diğer yandan piyasalarda yaşanan durgunluk, herkesin işlerin iyi gitmediğine dair yaklaşımı ekonomik krizi tetikler mi bilinmez. Ama son 3-4 aydır Merkez Bankası üzerinden siyasetin ateşinin yükseldiğine tanıklık ediyoruz. Bağımsız ve özerk olduğu söylenen Merkez Bankası’nın faizleri indirmeye yanaşmaması, piyasadaki durgunluğa karşı enflasyonun yükselişe geçmesi Türkiye’de ekonomik dengeleri sarsacağa benziyor.
Gıda fiyatlarında meydana gelen artış, üreticiden tüketiciye kadar yansıyor ve gelinen aşamada yüzde 400’leri aşan fiyat farkları üreticiyi de vuruyor. Son bir ayda Çukurova bölgesinde kesilen 50 bin greyfurt ve portakal ağacı ise tüm üreticileri de kara kara düşündürüyor.
Bu gelişmeler yaşanırken, emekçilerin birlik ve dayanışma günü 1 Mayıs’ı karşılıyoruz. KESK, DİSK, TTB 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak istiyor. Her türlü şenlik ve gösteriye açık olan Taksim Meydanı sadece emekçilere kapalı. Gezi direnişiyle başlatılan bu yasak süreceğe benziyor. Sendikalar ve emekçiler ise Taksim konusunda ısrarlı. 7 Haziran seçimlerine gidilen bu süreçte AKP hükümeti, Taksim’de ortaya çıkacak görüntüleri ve yasakları biraz da seçime yönelik bir propaganda aracı olarak da kullanmayı hedefliyor. Son dönemlerde seçim meydanlarında sertleşen açıklamalar da bunun işaretini veriyor. Tüm emekçilerin ve halklarımızın mücadele, birlik ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ı kutluyorum.