Toplumsal zaman farklı akar kalbimin doğusunda. Bu yüzdendir ki ‘katli vaciptir’ kelamı asılı durur havsalarının üstünde...
Zulmün gadrine uğrarlar, duymaz kulaklar. Doğal karşılanır ha bire. İsyanım bunadır. Vaveyla oldum, aktım bu utanılası sayfalara...
Ah! Bir çocuk vuruldu. Görmedi, görülmedi ölümü. Ama gördüm ben, bu yaralı yüreğimle. Hücremde çığlık, ne fayda! Parçalayamadım duvarları. Yadigar kaldı, bir parça saçlı derimden müteşekkil kanlı iz...
Bir çocuk vuruldu. Dört odalı kalbimin orta yerine saplanan keskin hançer yarasıdır acısı... Bira, bira hawar sesleri yankılanır güzelim Garzan ovasında...
Bir çocuk vuruldu. Ecelsiz, sorgusuz. Kimse bilmez nedenini... Küçücük bedeniyle Mizgîn uzanmakta öylece, Kozluk-Batman asfaltında...
Bittiği andayız insanlığın. Kara asfalt kan gölü, ortasındaki ada, Mizgîn’dir duran...
Bir çocuk vuruldu. Duymaz tek Allah’ın kulu! Ben duydum, hücremde parçalanmış yüreğimle... Aramayın, duyamazsınız; tınısı feryattır dokuzuncu notanın semada!..
Bira, bira hawar sesidir, asumanın ezgisi... Yayılıp durmakta Karanlık Cin’i. Habistir tümör. Metastaz kaplamış Beni Adem soyluları... Artık yayılıp duran ölümdür sofralarında... Payıma ağıt düştü biçareliğimde. Bir de saçlı derimdir duvardaki leke; haykırır!..
Bira, bira! Bir çocuk vuruldu. Kurşun ve dipçikler eşliğinde yana kaykılmış arabada... Yankılanan hawardır, Garzan ellerinde. Ah, ne yazık! Sırtlan gülüşler kirletmekte coğrafyayı...
Ana kucağındaydı. Son sözü „Ay dayê“ oldu Mizgîn’in. Dayanmaz bendim. Daha on yaşında sabidir Mizgîn. Buna rağmen kinle kavrıyorlar ayağını. Cansız bedeni sürükleniyor. Ne çare. Asfalt ortası kan-revan, yankılanır ağıtlar...
Bir çocuk vuruldu. Adı Mizgîn’di onun. Sürüklenirken ardında bıraktığı kan izidir! Kozluk-Batman yolunda biçare düştü canlar...
Asfaltta açık gözleriyle Mizgîn durur, dertop, kıpırtısız. Sorgular insanlığı son bakışı... Kenetlendiği bebeğini koparamıyorlar parmaklarından...
Bir çocuk vuruldu. Olanca aymazlıklarıyla akıttılar salyalarını. Dediler ki „Kozluk-Batman güzergahında bir terörist etkisiz hale getirildi silahıyla“. Ah, henüz on yaşında. Bez bebek silah oldu elinde, yalan dünyada. Dile gelmedi hakikat! Mereto dağı şahit öyküsüne...
Bak, Garzan çayı kurudu! Ulaşmaz oldu Dicle’ye. Mereto’nun eridi karı, ardından kendisi. Yerle yeksandır artık o haşmetli dağ, dayanmadı zulme...
Bir çocuk vuruldu. Adı Mizgîn. Gözler kör, kulaklar sağır ve sünnetlenmiş ağızlar doldurmuş asumanı... Ama ben, yanar dururum kutu gibi hücremde. Kavrulur benliğim. İsyanım insanlığa, duyun çığlıkları diye...
Bira, bira hawar! Mizgîn’dir yatan cansız. Feryat çare olmuyor cana! Biliyor anası, saçını yolmakta parçalanan gırtlağıyla. Ah, çocuğuyla arasında sırtlanların sevinç naraları bölmekte ağıtları...
Sahipsiz ülkemde, bir saat önceydi zaman. Toz-toprak koşturmaktaydı köy sokaklarında. „Haydi, Batman’a gidiyoruz“ demişti babası. İçi içine sığmadı sevinçten. Hoplaya zıplaya katetmişti evine kadar olan mesafeyi. Bayramlıklarını giydirdi anası. Bilemezdi oysa beyaz çiçekli elbisesi kefen olacaktı cancağızına...
Cansız bedeni kan kızıl! Leş gibi çekiştirilip bırakılmış ortasına, Kozluk-Batman yoluna...
Bir çocuk vuruldu. Sabahında, baharın... Oyy hawar! Cıvıltılı kuş sesleri kurşunla kirletildi Garzan ellerinde... Kimse bilmedi; Batman yolunda bir çocuğun vurulduğunu. Mizgîn’di adı, be utanmazlar!..
Bir çocuk vuruldu. Kozluk-Batman istikametinde derdest edildi ölümle... İpek Yolu’ydu tarihten süzülen ismi. Devrildi, boylu boyunca ipek kozaları... Vaveyla olmuş ağmakta Garzan! Toplaşıp ağıt yakmakta yürek yaralılar, melek yüzlü bebenin ardından...
Karanlık çöktü güne, hafakanlar bastı hücremi... Yüreğime kırağı yağmakta, ölür içimde merhamet. Biline, isyan ateşiyim bundan böyle...
Bir çocuk vuruldu, Garzan ovasında. Adı Mizgîn! Bakmayın öyle manasız. Daha demincecik mor dağlar harelenirdi gözlerinde... İşte bu yavrucaktı, ayağından çekiştirilip yol ortasına atılan...
Utan, kahrol sen, be hey nesepsiz insanlar! Bak da gör. Aha, cansız yatmakta Mizgîn! Kozluk-Batman asfaltı ağıt olup eritmekte, dağlamakta bağrımı...
Bira, bira hawar! Bez bebeğiyle hemhal oldu Kozluk-Batman yolunda. Bir parçam kan deryası, yatar durur asfaltta...
Be hey soysuzlar sizi! Bir çocuk vurdunuz, anasının sıcak kucağında... Hançerimde patlayan öfkedir avazım. Ne yazık, parçalayamadım duvarı. Saçlı derimden kalan leke tanığımdır... Ama düşmana inat, harlanıp büyümekte umut! Öfkeyle bileniyor üstelik. Bekler sıralarını yeni çocuklar. Dağ olacak bebelerdir onlar. Ulaşıp hücremden, bir toprak çamur veriyorum ellerine, silah yapıyorlar bebek yerine...
Çiçekler sevgi toprağında açardı. Lakin payıma düşen vahşet oldu bereketli hilalde. Ürkek bir kelebek yüreği taşıyan canlar tez büyüdü, bu ateş ve ölümle kutsanan coğrafyada...
Bir çocuk vuruldu. Adı Mizgîn! Henüz on yaşındaydı. Doğduğunda üç kez kulağına fısıldamıştı babası „Mizgîn, Mizgîn, Mizgînnn“ diye...
Orada işte, Kozluk-Batan yolunda ecelsiz katledilen bebedir Mizgîn... Bira, bira hawar, gelmez elimden bir şey! Dönendiğim mekan kör hücremdir. Beklemekteyim sabırsız yüreğimle aydınlık günleri...
Diyarbakır D Tipi Hapishanesi