Unutulup gitse de asırların örselemesinde mavi (tonlamalarıyla) renginin anlam kaymasına uğrayıp tam da galat-ı meşhur kavramına denk düşen boyutta kullanımı ilginçtir. Kökeni belirsizlikte unutuşa bırakıldı. Günümüzde şarkı, şiir, anlatı vb. yapıtlarda engin sonsuzluk, özgürlük ve mutlulukla özdeşleşen metaforik söyleme dönüştü.

İlk kullanım özelliğine ulaşmakta kopukluk olsa da, İslamiyet’in çıkışında anlama kavuşmasına tanıklık etmek barizdir. Mavi denildi mi, matem gelirdi ve anlamı da matemdi. Terimin başkalaşımını doğu ve dünya ölçeğinde örneklendirmeyle zenginleştirirken; özele inip Kürt toplumundaki anlam izleğini irdeleyip, mavinin cevherinin kıyısına varacağız. Mavinin sırrını çözmeye önce Feridüd-din Attar’da başlayalım.
Simurg efsanesini anlattığı “Mantıkut Tayr” adlı muhteşem kitapta Mavi’nin deruni anlamına rast geliriz. O demlerde mavi renk, tasavvuf ehilleri, dervişlerin giydikleri hırkanın ve aynı zamanda matem tutanların elbiselerinin rengini çoktan almıştı. Matemin yanında riyazet (az yiyip, az uyuma ve sürekli ibadet ederek nefsi terbiye etme edimi) edenler de mavilere bürünmeyi adet edinmişlerdi. Tabii bu matemle paralellik taşıyan bir durum ihtiva etmekteydi. Atar, eserinde şöyle bir hikaye anlatır; kalp gözü açık bir adam denize daldı ve “Ey deniz niçin mavi renktesin? /Niçin matem elbisesi giydin?/ Hiç ateşin olmadığı halde, neden kaynayıp köpürmektesin?” dedi. /Deniz, o saf kalpli kişiye şu cevabı verdi: “Dostun ayrılığından ızdırap içinde kıvranmaktayım/ Namertlik yüzünden ona layık olamadım. Onun derdinden yas elbisesine büründüm/ Dudağım kuru, dalgın bir halde kaldım. Aşkın ateşinden suyum coşup dalgalanmaktadır/ Eğer onun kevserinden bir katre bulabilsem, ebedi hayata erer, kapısında beklerdim/ Yoksa benim gibi yüz binlerce dudakları kavrulmuş kişi, gece ve gündüz onun yolunda can vermektedir…
Mavi, geleneksel toplum şekillenmesinde hep matem ve hep ölümle bağıntılı bir anlam taşımıştı. Günümüzde görsel ideolojik bombardımanlar altında yas niyetine evrenselleşen renk, ‘Kara’ olmuştur. Birden nasıl gerçekleştiğini kestirmek zor olsa da bunu kapitalizmden ayrıksı düşünemeyiz. Dünyanın etrafında dolanan Magellan’ın gemilerinin ardından ‘küreselleşme çağı’ start almıştı. Sömürgen hoyratlıklar atbaşı giderken, kültürler arasında geçişler neticesi, böylesi bir evrim geçirmesi olasıdır.
Ortadoğu’da da kolonyal güçlerin militarizm ve oryantalist hegemon zihniyetle yayılmaya başladıkları iki yüz yıllık süreçle ‘’mavi’’ algısını değiştirdiklerini söyleyebiliriz. Nitekim halkların gül bahçesi olan Verimli Hilal’de şarkılar, şiirlerde anlam kaymaları ortak kader paylaştı.
Yaratılan yeni algı konseptinde mavi; sınırlarını parçalayan özgürlük tutkusuyla eşleştirildi. Unutulagelse de hamişlerde matem anlamı bizlere sırıtmakta. Bilinç kaymalarına yol açan zihniyet hegemonyası neticesindeki şekillenme unutmaya meyyal olup, mavinin günlük kullanımında yas olgusuyla bağıntılılık arz eden rutin alışkanlıklar batıl inanç halinde olsa da karşımıza çıkabilmekte. Bu durum Kürt toplumsal yapılanmasında da belirginlik kazanmaktadır.
Öncesinde, dünya ölçeğindeki kimi benzerlik taşıyan emsalleri irdelemek gerek. Anglo Saksonlarda mavi rengine bakıştaki paralel anlatıya denk gelmesi ilginçtir. Britanya’nın ada olması ve saldırganlıkta “Denizlerin köpekleri” diye anılmış İngilizlerin, karadan uzak günler-aylar süren deniz seferlerinden olsa gerek, bungun, hüzünlü bir halet-i ruhiye içerisinde biçimlenen blue (mavi) kelimesi, hüzün anlamını da içererek kullanılmıştır. İngiliz edebiyatında halen de mavi, hüzünle eş değerdeki anlamla tasvir edilir.
Yine Afrika kökenli Amerikalıların yarattığı Blues müziği de, mavi rengine göndermedir ve kölecilik döneminin, bilinç altında kalıcılaştırdığı acıları yoğurup hüzünlü ezgilerin yaratısına dönüştü. Bu yüzden Blues müziği dinlenildiğinde, yüreklerin derinliklerinden çıkan sisli bir hüzün atmosferinin içinde esrikleştiğinizi duyumsarsınız…
Mavinin izlerini başka toplumsal yapı ve kültürlerde de bulabiliriz. Fakat etimolojik ve etnolojik düzlemde en çarpıcı ifadeyi Kürt toplumsal gerçekliğinde gözlemlemek kabil. Meramımızı mavi veya Kürtçe’deki kullanımına denk gelen ‘’şîn’’ kelimesi çok daha sarih açıklamakta. Mavi, ‘’şîn’’dir Kürtçe’de. Aynı zamanda matem anlamında da kullanılır. Yine “yeşermek”de ‘’şîn’’ kelimesiyle aynı kelimeyle izahata kavuşurken, toplumsal yaşam örüntüleriyle de birebir örtüşen anlamda kullanılagelir.
Kimbilir, belki de Ortadoğu kültür havzasına Kürt kültüründen geçiş yapan bir durumdur. Yüzyıllarca ayrı-gayrı bilmeden yaşayan halkların tarihsel-toplumsal gelişme trendi o denli iç içe geçişler yaşamış ki, tikel özgünlükleri ayırt etmek hayli karmaşık olabilir. Nitekim böylesi ortaklaşan şekillenmelerde tüm Ortadoğu’nun zengin ortak kültürel yapılanmasının payı yadsınmayacak ölçülerdedir. Şîn, renk simgesiyle yas ve yeşermeyi anlatır demiştik. Ölüm ve yaşam döngüsüyle bağının oluşu çarpıcıdır. Birbirini takip eden döngüler, Doğu mitolojilerinde de yaygın ortak özellikler barındırır.
Çağlar öncesinin düşünce sistematiği, bugün Kürt dilindeki bir kavramda somutlaşmakta. Toplumun acılarını, katliamlarını renklere vurmuşlardır. Bugün tüketim toplumunu mütemadiyen pompalayan kapitalist modernitede anlam yitimine yol açsa da, toplumda yaygın kullanımının kökeninde matem tutan bir halkın trajedisi söz konusudur. Bu kadim coğrafyada kıyım ve kıran eksik olmadığından, matem rengine bürünme de bitmemiştir. Bugün silikleşen anlam yitiminde dahi Urfa ve Mardin yörelerinde, yer yer erkeklerin de kullandığı ama en çok kadınların taktığı mavi tonlamalardaki yazmalar buna örnektir. Süreklileşen acı, zaman içerisinde giyilen elbise renginin özünün farklılaşmasına neden oldu.
Coğrafik bölgelerde değişiklikler arz etse de mavi fistan, mavi gömlek, mavi yazma, mavi şal û şepik (yöresel takım elbise) hep renge bürünen matemi simgeler. Bu mecrada ölüm ve yaşam döngüsü tamamlanmış olur. Her ölüm yeni bir yaşamı, her yaşam bir sonraki ölümle nihayetlenip uzayıp giden bir oluştur süren. Bilinçaltlarına kazınsa da, halet-i ruhiyede makul kaçmayan alışkanlıklara bürünmüştür.
Botan yöresindeki geleneksel yaklaşım buna iyi bir emsaldir. Erkeklerin sıkça giydiği mavi renkli şal û şepikler ve kadınların mavi tonlamadaki fistanları karakteristik özellik taşır. Şayet bu renklerdeki elbiseler giyilmişse bahçe veya buğday tarlasına girilmemesi tabu haline gelmiştir. Sebebi, mahsulün verimsiz olacağına inanılmasıdır. İşte çağlar öncesindeki renklere atfedilen bakışın sürmesini bu inanışta gözlemleyebiliriz. Mavi esvapların ölümü nitelemesinden ötürü, beti-bereketi kuruttuğu düşüncesi toplumsal dokuda yansısını bularak içselleşir. Yinelemekte fayda var. Mavi giyinme, yaşam karşısında ölümün baskın gelmesine delalettir! Ve toplumun gözeneklerinden sızan ter gibi yaşar kılınmıştır. Aynı biçimde mavi gözlüler de bundan nasibini almıştır.
Günümüzde bu önyargı seyrelse de geçmişin başat görüşü, mavi gözlülerin nazar etmeye yatkın oldukları üzerineydi. Bir kişiye direkt ve pür dikkat baktıklarında, başına bir melanetin geleceği düşünülürdü. Bertaraf etmek için maviye çalan nazar boncuğu veya muskayla korunmaya çalışılırdı. Mavinin nazarına karşı maviyle korunma! ‘Çivi çiviyi söker’ deyişini çağrıştırır.
Sonuç olarak ne denli irdelersek, o kadar farklı anlatılarla karşı karşıya kalırız. Bu da Kürtlerin toplumsal kodlarında “şîn” (mavi) kavramıyla ilişkili bağların derinliğini gösterir. Doğu toplumlarında unutuluşa terk edilme halleri, Kürt toplumsal yapısında varlığını korumakta.
Kapitalist modernitenin girdiği, nüfuz ettiği her alanda daha fazla kar elde etmek için zihni şekillenmeler, alışkanlıklar hep değiştirilmekte.
Kendi meşrebince hakikat algısını yerleştirir. Maviye bakışı da bundan azade ele alamayız… Attar’ın matem rengi unutulsa da, Kürtlerde Şubat karanlığıyla bağıntılı olarak; deniz demek toplumsal kırılma ve acıyı akla getirir artık. Bin yılın anlamı, yine denizlerle çevrili küçük bir kara parçasındaki kör hücrede esaretin yasını çağrıştırmaya devam eder. Kaç vakittir kara rengi değil, mavidir matemimin rengi…
* Diyarbakır D Tipi Cezaevi