Her şey inkârla başladı. Toplumun özgür zihniyetini kirleten kötülüğün adıdır inkâr. Çarpıtma onunla başlar, onunla katmerleşir. Hiyerarşik-devletçi sistemin kurulumunda inkârın imzası vardır. İnkâr ataerkillikle girizgâh yapar. Sümer uygarlığının, bağrından çıktığı neolitik kültürü yadsımasıyla boy atan inkârın tarihsel akışta, toplumun nüfuz etmedik dokusunu bırakmadı. Günümüzde ise "Tarihin Sonu", "Medeniyetler Çatışması" diye izahata kavuşturulan bilinç çarpıklığı ekseninde yaygınlaştırılan yine inkârdır. İnkârın temelinde dünya sistemi denilen kötülük vardır.
"Biz" ve "onlar" şeklindeki ayrımlandırma onun eseridir. "Biz" özneyken "onlar" nesne olur. Nesneleştirmenin diğer adıdır ötekileştirme. Ve inkârın mesafe kat etmesinin katalizatörü olmakta. Sınıflı-devletli kurulum, insanlığa ıstıraplı yaşam dayatan zulmün başlangıcıydı. İnkâr ve karşılaştırma temelinde yitirilen toplumsal hakikatte, eşitsizliğe, boyunduruk altına alınmayı olağanmışçasına telakki ettirilerek gölgeye döndürülen insanlıktı.
Kurulan formülasyonda tehdit diye addedilenler "ötekileştirme" anlayışı çerçevesinde sınıflandırıldı. Ötekileştirme söylemi her dem bio-iktidarın kullana geldiği toplumsal placebo'ların başında geldi. Ötekileştirilen insan varlığından azade kılınıyordu. Antik gerçeklikten sıyrılma, sömürme ve her türden kırım uygulanmasının yolunu açmakta. Zihniyette, statülendirmeyle paryalaştırma gerçekleştirilir ki, kötülük abad olsun yeryüzünde. Merkezi uygarlık oluşumunda karşıtlaştırma ve ötekileştirme elzemdir. Bunu içe ve dışa yönelik uygulamakta beis görmezler. Toplumlara sirayet ettirdikçe iktidar sağlamlaşır. Sağlamlaşan iktidar, insan denen varlığa bakmaz. Orada acı, keder, kırım, ölüm olmuş umurunda değildir. Asıl olan "kâr"a kâr katan sermaye birikiminin kesintiye uğramamasıdır. Mevcudiyetlerine halel gelmemesi için tehdit diye algılananlar kapsam dışına alınmayı "hak eder".
İmgelemlerde kendisinden gayrısına yaşam hakkı tanınmaz. Bütün bu uygulamalar fiziki olduğu kadar, şekilsizleştirmeyle hallaç pamuğuna dönüştürmeyle de gerçekleştirilir. Zihinlerde korku yaratılır ve mütemadiyen körüklenir. İkircikli zihniyetlere kendi hakikat algılarını tek alternatif diye sunarlar. Birey ve toplumun belleği deforme edilip karşıtlaştırma ve ötekileştirmeyle meşreplerince meşru zemine taşırlar.
Gizem cambazı iktidar, bütünü parçalara ayırdıkça iyiden-güzelden yana ne kaldıysa paralize edilir. Bu veçhede duvarlar örerler, toplumsal uçurumları daha bir derinleştiren cinsinden. Pratik politikaları işlevselleştikçe, dünya sistemi atının terkisinde dörtnala giden süvariye döner.

Kapitalist modernite ve oryantalizm

Gök kubbede eliptik yörüngesinde dönenip duran bir gezegenden farklı dünyalar diye söylemler yaratılması anlam yitiminden başka bir şey olmasa gerek. "Daha fazla kâr, daha fazla zenginlik" hırsıyla toplumsal dokuların paramparça edilmesidir gerçek trajedi. "Doğu" ve "Batı" gibi farklı dünyalar kurmaları, dengelerin toplum ve doğanın aleyhine döndürülmesine hizmet eder. "Dünyalar" arasında farklılıkları ötekileştirerek söyleme kavuşturan anlağın işgali oryantalist imgelemle somutlaşır.
Oryantalizm denilen ideolojik hegemonya kapitalist moderniteden ayrı ele alındığında karanlık dehlizlerden ışığa çıkmayı başaramamakla yüz yüze kalınmış olunur. Oryantalist kuşatılmanın hegemonik muhtevasının vahameti yakıcıdır. İfadelendirmelerde başlangıçlara haklarını teslim edelim. İlk 1978'de Edward Said'in kavrama kavuşturduğu "Orientalism" adlı eserle akademik disiplinlerde yoğun tartışmalar ve çıkarsamalar diz boyu gelişti. Zaten dillendirilmese de, var olanın kimliğe büründürülmesiydi yapılan. Buna rağmen oryantal girdaptan arınmayı gerçekleştiremedi. Kavramsal ifade de zihniyet hegemonyasının kirli yüzünü görünür kılmaya çalışması tarihe not düşürdü.
Rudyard Kipling'in "Doğu Doğudur, Batı da Batı!" söyleminin epigraflaştığı bir ortamda 'seçilmişlerin' kökenini antik çağla ilişkilendirilmesi cazip hale getirildi. Oysa özünde tahakküm kurma vardı. Kurulumunu Persler ve Helenlerle ya da Miken-Troya çelişki-çatışmasıyla inşa ederler. Aristoteles, "Politika"sında Doğuluları köleliğe daha uygun insanlar olarak betimledi. Ortaçağ Hristiyanlık dönemi ve çok sonradan oluşuma kavuşturulan Avrupa kimliği bu düşünceleri güçlendirdi. Montesquieu de Aristoteles'i takip ederek; Avrupa'nın "özgürlük için olağanüstü yeteneği" ile Asya'nın "köleliğe yatkın ruhu"nun iklimsel karşılaştırmalarla yaygınlaştırdı. Batı'nın neredeyse "başka türden varlıklar" olduğu fikri, savunmacı bir narsizmin açığa çıkardığı basit bir Hristiyanlık değildir. Bu fikriyatın dayanakları, Greko-Romen, Ortaçağ Hristiyanlık Avrupa'sı, Rönesans, Reformasyon, Bilimsel Devrim, Denizlerin Fethi, Aydınlanma, Endüstriyalizm ve Kapitalist Modernitenin başarılarına dayanır.
Burada Foucault'yan izlekte analiz etme kolaylaştırıcı olacaktır. Bu yüzden bilgi-söylem ve güç perspektifi önem arz etmektedir. Zira bilgi, söylem, akıl, güç ve sermaye birikiminin katlanarak zirve yaptırılması zihinsel hegemonyanın maddi temellerini kuvvetlendirdi. Bilgi, söylem ve gücün bileşkesinde iktidar olgusunun kurumlaştırılması vardır. İktidar da ideolojik, kültürel, ekonomik, atomize edici ve tarihsel-toplumsal hegemonyayı yerleştirerek zihinleri esir almıştır. Burada Batı, kendisine çizgisel bir anlayışla bakar ve logosun hakimiyetinde kadir-i mutlak bir hakikat olduğunu empoze eder.


Avrupa'nın tarihsel gelişim seyri Ortadoğu uygarlığıyla çatışmalı pozisyonla şekillendi. Özellikle haçlı seferleri, ilk Hristiyan Avrupalılık bilinci açısından da önemli bir zihniyet bütünselliğine yol açtı. Bir diğer bütünsellik de daha sistemli ve doyumsuz saldırganlıktaki kapitalist modernitenin düşünsel fethinin yükselişiyle gerçekleşti. Doğu'nun muazzam maddi ve manevi kültür değerleri gasp edildi. Batı bunu kendini çözdükçe hakikat algısını güçlendirerek yaptı ve sistemini egemen kıldı.
Kapitalist modernizm, oryantalist uygulamalarla yönelime geçmişti. Oysa 18. yüzyıla değin kendinden farklı bir öteki yaratmak ve öteki kültürü öğrenmek için didişmekteydi. 18. yüzyılın sonlarında artık başat konumundaydı. Ötekileştirdiğine karşı havariliğe soyundu. Üstünlüğü tescil oldukça, merkezden çevreye yayılımın zorunlu olduğu algısını ikame etti. Zihniyet hegemonyasıyla gelecekti. Endüstriyalizmle merhale kazanan Batı Avrupa, hakikat algısındaki üstün konumunu da arkasına alarak oryantalist düşünceleri egemen kıldı. 19. yüzyıldan itibaren de doğunun zihniyet bağımsızlığı ağustos güneşi altında kalan buza benzedi. Bu erime de işbirlikçi kesimleri yanında acentesi biçiminde konumlandırmasıyla daha hızlı mesafe kat etmesini sağladı. Kuşatılmışlık içte ve dışta uyum içerisinde yürütüldü. Genelde doğu, özelde ise Ortadoğu kültürü son iki yüz yılda halen nasıl fethedilmiş olduğunu kavramdan uzaktır. Başkaldırı her zaman olur ama her kıyamda kapitalizmin oryantal zihniyet hegemonyasına yenik düşmedeki trajik tablo ibretlik derslerle doludur.

Kolonyal ırkçılığın doğuş kaynağı

Kolonyalist gözü dönmüşlükte sınır tanımıyorlardı. Teknolojik üstünlükte ateş gücü yüksek askeri varlığıyla geldi. İlk fiili adım, 1798'de Napoleon'un İskenderiye'ye ayak basmasıyla start aldı. Askerleri, filologları, bilim adamları, tarihçileri, mühendisleriyle istilaya gelmişlerdi. Doğu için "Dönülmez akşamın ufku" başlamıştı. "Militarizm, kapitalizmin zalim infazcısı ve kanlı çelikten duvarıdır" der Karl Liebknecht. Kapitalizm militarist gücüyle arzı endam eylemişti. Öte yandan dünya sisteminin baş aktörlüğünü kapma savaşı da eksik değildi. İngiltere dişlerini göstermişti. Mısır'dan Fransa'yı sökmesi zor olmadı. Başat rolü tartışmasızdı. 1815'te Waterloo savaşından da utkuyla çıktığında taşları yerine oturmuş, gözler Doğuya dönmüştü. Dört bir yandan "mal bulmuş mağribi" misali saldırıya geçtiler. Merkez çevreyi fethetmeye gelmişti. Damarlarda kan değil "kâr" akmalıydı. Bu saikten kapitalizm oryantalizmle tutsak etmeyi esas aldı. Oryantalizmin 19. yüzyılda erdiği düzey, Doğu imgesini daha sistemli ve analitik perspektiften üretmekti. Doğu önlerinde boylu boyunca uzanan deneysel bir alandı. Bu alan kolonyalist istila ve kuşatma uzamıydı. Freud, kadını "eksik erkek" olarak niteler. Doğu da batı nazarında "eksik erkek" tahayyülüyle idrak edilmiştir. "Binbir Gece Masalları"nın yaşandığı Doğu imgeleminde şehevi bakışlarla kadınlaştırma anlayışı, Batı'nın eril zihniyetinin sonucudur. "Doğu eksiktir. Kendi kendini yönetmekten acizdir" denilerek kapitalist modernizmin oryantalist hegemonyasını özelleştiriyorlardı.
Özellikle 19. yüzyılda, bilginin kullanımı, yorumlanması ve uygulanması çarpıcıdır. Zihinlerin fethinin doruğu olurken, 20. yüzyılın ilke çeyreğine de son rötuşları kalmıştı. Avrupa merkezi uygarlığı 19. yüzyılda doğu ile arasına "bilimsel" argümanları kullanarak, ideolojik sınırlarla ayrımlanmayı-ötekileştirmeyi derinleştirdi. Toplumsal sorun ve bunalımların derinleşmesine sebebiyet veren kavram ve imgelemlerin çıkışı bu yüzyılda boy attı. Etnosentrik kültür yayılımını gerçekleştirdiler. Bundandır ki, 19. yüzyılın başından itibaren kolonyal ırkçılığın doğuş kaynağı alazlandı.
Dilbilimciler, Modern Avrupa'daki dillerin Grekçe'yle aynı dil grubuna ait olduğunu ispatladıklarında dayanaklarını yaygınlaştırdılar. Greklerden başlayıp "üstün arî ırkı" söylemi zihinlere nakşedildi. Sömürgecileştirmede manivela rolü gören böylesi nitelendirmeler çok katmerlidir. Doğu "Barbar"dı onlara göre! "Barbar" kavramını ilk kullananlar Greklerdi ve "dilsiz" anlamında kullanılıyordu. Dolayısıyla Grekçe konuşmayanlar dilsiz tabir ediliyordu. Kapitalist oryantalist zihniyette de Batılı olmayanlar dilsizdi. Eksiktiler ve güdülmeyi bekliyorlardı. Başlarındaki çoban Batılı olmalıydı. Bu oluş zihinleri paralize ediciydi. Doğu'nun zihniyet bağımsızlığını "mazide kalan hoş bir seda"ya dönüştürdüler. Bunda, gücünü eski zihniyet kalıplarına oranla hakikate daha yakın bir algıyla yönelmelerinden alıyorlardı. Yetmiyordu! Ortadoğu'yu şekillendirirken kendi elleriyle ulus devletler de inşa ettiler. Ereği homojen coğrafi yapılanmalarla sömürgeleştirmeyi kolaylaştırmaydı. Kusursuz kuşatmasıyla omurgasızlaşan Doğu gerçekliği yaratıldı. Oysa Doğu, Batı'da yaratılan bir imgelemdir.

Batının logosu, Doğunun miti
Bu imgelem Batı'nın hegemon söylemini oluşturdu. Bilginin öncülüğü tekelleştirildiğinden, iktidarın saldırgan yüzü sömürü ve talanı yöntem haline dönüştürdü. Tarihsel-toplumsal gelişimde, batı, üstünlüğünü karşıtlaştırma esamesiyle şekillendirdi. "Biz-onlar" düalizminin bilimsel donelerle izahını "logos" ve "mitsel" kavramsallaştırılmasında bulmak mümkün. Logos, batıya tekabül ederken, mit de doğuya yakışırdı. Nitekim mitik evrede kaldığından bitik farz edildi. Bu yüzden tarihi misyon dışında rol paylaşımına gidilemezdi. Şimdisi ve yarını insanlarıyla birlikte ipotek altına alınmalıydı. Zira mitik söylem, karanlık, cahillik, vahşet, batıl inanç, despotizm, değişmezlik, stratejik yapı, tarih öncesinden gelen donmuş zihniyet ve bilcümle irrasyonalizme tekabül ediyordu. Batıya atfedilen logos ise, aydınlık, bilgi, rasyonalizm, pozitivist ilerlemecilik, gelişim, dinamizm, kurtarıcı ruh ve gelecek demekti. Bu mantık çerçevesinde, eskiden yana olan her düşünüş, toplum -mitsel oluştan- ve insan "yaratıcı aklın sentezine" boyun eğmeliydi. Olacaksa şayet, karşıtının haklarını lütfedecek, haddini bildirecek olan bu logic batı zihniyeti olacaktır. İşte kurulan böylesi permütasyonla yaygın kabulleniş sağlanır. Ötekidir onlar. Ve "az gelişmiş bir zihne sahip" olduklarından kendi yaşamlarını idame ettirmede acizdir teraneleriyle toplumun istencini yok ederler. 'Hep despotlarla yönetilirler'. Kul kalma genlerinde vardır' söylemiyle bilinçler çarpıtılır hep ve dönemler içerisinde bio-iktidarın sürdürülmesi yolunda armağanlarını zenginleştirip karmaşıklaştırmaktan geri durmazlar.
Kapitalist modernitenin Ortadoğu'yu fethetmesi son tahlilde kendi toplumsallığının Ortadoğu'daki toplumsallıklar karşısında ihtiva ettiği hakikat temsilinin üstünlüğünden ileri gelmektedir. Batılı hakikat karşısında Doğulu hakikat zayıftı ve yenilmeye mahkumdu. Yenilgi tüm topluma mal edilemezdi. Yenik düşenler hakikatin resmi temsilcileri yani iktidar ve devlet sahipleriydi. Çünkü hakim hakikat onların temsil ettiği hakikatti" diye tespit edilmiştir, Bilgelik Kitabesi'nde.
Oryantalizm denilen illetlik kuşatma olmadan kapitalizmin fiziki hakimiyeti bir başına anlamlandırılamaz. Çünkü son iki yüzyıllık hegemonik zihniyetin kodları oryantalizm ile belirlenip kalıba döküldü. Yüzyıllarca bir arada-çeşitli gerilimler olsa da yaşamış halklar bahçesi kapitalist modernitenin oryantalist dayatmaları neticesinde boğazlaşmalar, kıyım-katliam ve soykırımlardan nasibini alarak kadim coğrafyayı mezarlığa dönüştürdü.
Sosyo-biyolojik düşünceler ve öjenik doktrinlerle Doğu'nun genetiğini değiştirmeye gelmişlerdi! Teşrih masasında kadavraymışçasına organlarını kesmedeydiler. Açığa çıkan Frankenştaynlaşma oldu. Lakin bu Frankenştayn, bio-iktidarın sadık kuluyken, kendi toplumunun cellatı olacaktı. Böylelikle tarihsel gerçekliğinden kopartılan, parçalanan toplumsal yaşamdaki bunalım derinleşerek sürekli hale geldi. Ortadoğu cendereye alınmıştı. Çıkış yolunun bulunamaması hayal kırıklığını daha bir körüklemekteydi. Olay ve olgular tespit edilebiliyor ama çözüm alternatifi zihni ablukayı yaracak pozisyondan uzaktı. İnkârın temel argümanı olan ötekileştirme üstten alta doğru hücrelerine değin etkide bulunması, toplumsal belleksizleştirmede bilinç çarpıklığının vardığı düzeye işaret eder. Batının ötekisi Doğu idi. Arap'ın Bedeviler, Sünni'nin Şii, Türk'ün Kürt… En alta da yerleştirilecek öteki de Kürt kadınıdır. Ötekileştirilenlerin ötekileştirmesi ne yaman bir çelişkidir! Etnik-mezhepsel-cinsel ötekileştirmeler, ayrımlandırmalar musibetin beslendiği kaynak olmakta.

'Medeniyetler Çatışması'

11 Eylül 2001'in ardından dünya sisteminin baş aktörleri "Haçlı Seferleri"ni yeniden dillendirmiş olmaları bilinçaltlarındaki oryantalizm ile nasıl da derin zehirlenilmiş olduğunu bir kez daha açığa çıkardı. "Biz ve onlar" düalizmi keskin sınırlarla yeniden çizilmekte. Faşist Hitler'in 'akil adamlarından' Carl Schmitt'in siyaset anlayışında ifadeye kavuşan "Dost-düşman ayrımı" düzlemindeki söylemsel kurulum hortlatıldı yine! "Bizden olanlarla düşman ötekiler" formülasyonuyla çözümlerini gösterdiklerini sanan kalın kültürel çizgi, "Medeniyetler Çatışması" biçimindeki ideolojik hegemon zihniyetle bir kez daha uluslararası arenada, kapitalist modernizmin oryantalist kuşatılmışlığının katmerleşmesine eksen yaratılmakta.
Gelinen aşama tahayyül edilemez boyutlara erdirildi. Merkezi uygarlığın karşısındaki her yere yaklaşım oryantalist artık. Dünyaya hakim kıldırılan oryantalizm, Dünya Sisteminin sermaye ve iktidar birikiminin sekteye uğramaması ve tıkırında işlemesi için çevreye empoze ettikleri zihni hegemonyaya dönüştürüldü. Bilinir elbet, iktidar giz ustasıdır! Gizler ve hakikatleri çarpıtır. Ama ulaştığı zirvenin ötesi yok. İndirmeli zirvesinden. Kaybedilecek zaman da kalmadı. Zihinlerin fethine karşı oryantalizme karşı çıkılmalı! Anti-oryantalist olmak için yaratıcısı-tasarlayıcısı kapitalist moderniteye de karşı durulmalı. İkisi bir elmanın iki yarısıdır. Bu dünya sisteminin vardığı düzey, insan-doğa ve toplumu yenilenemez, geri dönüşümsüz uçurumun kıyısına getirdiği unutulmamalıdır. Fikir, zikir ve eylemsel triatta akışa geçilmeli ki insanlığa can suyu taşınabilsin! "İnanna'nın Me"leri gaspçılardan kurtarılmayı bekler.
Tüm bunları yaparken yanlış sapaklardan da kaçınılmalı. Dünya Sistemi Janus'tur. Janus'un iki yüzü vardır. Biri oryantalizm ise diğeri de Garpçılık yani oksidentalizm'dir. İkisi birbirinin alternatifi değildir, aksine dünya sisteminin elindeki oyuncaklardır. Oksidentalizmin götürebileceği yer ancak milliyetçilik ve fundamentalizm batağıdır. Onlar için hava hoş nasıl olsa! Janus'un hangi yüzü olursa olsun, sermaye ve iktidar birikimi açısından 'her şey kontrol altında anlamına gelir. Sistemi aşmak demokratik modernist paradigmayı yaşamsallaştırmakla gerçekleşir. "Doğu Doğu'dur, Batı da Batı"ya inat; Doğu da, Batı da bir ve bütünün parçalarıdır diyerek, doğa ve toplumun armonik ahengini yakalamada inkâr, ötekileştirme, köleleştirme ve her türlü boğazlaşmayı zihinlerden-yaşamdan arındıralım ki "Yeryüzü Aşkın Yüzü" olabilsin!

Kaynakça: Şarkiyatçılık, Edward Said, (Metis Yayınları); Bilgelik Kitabesi 4-5. Ciltler; Modernlik ve Müphemlik, Zygmunt Bauman (Ayrıntı Yayınları); Doğu Batı-Oryantalizm 1-2 (sayı 20-2002); Batıdaki Doğu, Jack Goody (Dost Yayınları).
Diyarbakır D Tipi Cezaevi