İnce, uzun, zahmetli ve hünerli bir yoldur dengbêjlik. Birincil meslek, geçim kaynağı olabildiği gibi, ikincil bir iş/hobi de olabilir. Dengbêj, topluma sözü mesajı olan kişidir. Dengbêjin yaşı önemlidir ama belirleyici değildir. Çoğunluk erkektir ama kadınların sayısı ve rolü az değildir.
Sözlü Kürt kültürünün özelliği olarak dengbêjler, bu hazinenin nöbetçileri, kilitleri, anahtarlarıdır. Hazinenin büyük kısmı bunların beyinlerinde, yüreklerinde, gözlem ve özellikle de sözlerinde saklıdır. Bilinmeyen, şifresi çözülüp tomarlanmamış sözlü kültürün bu kaynaklarından büyük kısmı göçüp/kaybolup gitti. Kalanları korumak ve onlardan yararlanarak yeni dengbêj kuşaklarını yetiştirmek zorunludur. Bunun vebali, Kürt aydınlarının ve kuruluşları ile seçilmiş belediyelerin başkanlıklarındadır. Elbetteki bu kültürün kaybolmasında devlet de sorumlu olacaktır. Avrupa’nın kültür kuruluşları; bunu önlemek yani ‘kaybolmaya yüz tutmuş kültür varlıklarını korumak’ için kurumlar oluşturmuş ve projeler yürütmektedirler. Bu amaçla gerekli hazırlık ve başvurular yapılmalıdır.
Dengbêjlik geleneği
Dengbêj; Kürt toplum ve coğrafyasını, örf ve adetlerini, sevinç ve üzüntülerini, düğün ve yas törenlerini, evlenme usul ve adetlerini bilmektedir. Kürtlerin maddi ve manevi kültür varlıkları ve değerleri dengbêj dilinden sese, söze gelmekte, makama, divana, insana ulaşmaktadır. Toplumdaki anlaşmazlıklar, haksızlıklar, umut ve beklentiler, cömertlik ve kahramanlıklar, hainler ve işbirlikçiler kilamlarda tasvir edilmektedir. Dua ve dini ibadetler, tören ve ayinler dengbêjin malumudur. Halkın gözcüsü ve sözcüsü dengbêjdir, kilam yapandır, hükümdardan güçlüdür, sanatkardır, olaya ruh ve can veren, onu canlandırandır.
Dengbêj; insanın, doğanın, bitki, hayvan ve cansızların sesi, avazı olur. Savaş, göç, fakirlik, aşk, iş, sosyal çatışmalar, gurbet, doğal afetler, umutlar, hayaller, mitler, ilahi ve kasidelerle yalvarılar, ağıtlar, halaylar başlıca dengbêjlik konularıdır. Kilamlarda/stranlarda Kürtçe edebi ve yetkin bir şekilde, lirik olarak, serbest veya vezinli/kafiyeli bir şekilde söylenmektedir.
Dengbêjlik, her toplumda vardır, sözlü kültürün özü ve kaynağıdır. Kürt toplumunun her dönemde ve her bölgesinde önemli ve ünlü Dengbêjleri olmuştur. Bunlardan bazısını yakından tanımak fırsatı buldum. Önce onların beklediği hazinelere ilgi gösterdim. Klamların bir haylisine ulaştım. Söz güzel, öz güzel, ama Dengbêjin yaşam koşulları yetersiz, düzensizdir. Bir şekilde buna çözüm gereklidir.
‘Deng’ ses, ‘bêj’ söz demektir
Her dengbêj geçmişteki ilgiye hasret. Radyo, teyp/kaset, TV, CD ve diğer modern araçlar dengbêjin rolünü, ürününü çalıyor, onu kısıtlıyor, ama aynı zamanda şöhret de yapıyor. Bu haliyle dengbêj, bir teknolojik mücadelenin içindedir. Desteksiz, rehbersiz olan bu kişiler, can havliyle çırpınıyor. Hemen her dengbêj geçim ve sağlık güvencesinden de mahrum. Amacım onları kırmak ve üzmek değildir. Bir duruma, gerçeğe işaret etmek istiyorum. Dengbêjlik kurumunun toplumdaki rolüne, dengbêjin önemine vurgu yapmak istiyorum.
‘Deng’ ses ve ‘bêj’ söz demektir. Aynı zamanda ‘kilam’ ise; avaz, makam ve kelam demektir. ‘Stran’ da yoğurmak, yorumlamaktır. Her hamurun suyu ve yoğrulması, her yoğurt tuluğunun yoğrulması, her ustanın bunlardaki özellik ve tercihleri nasıl ki farklı ise, her kilam ve stran’ın da makamı, avazı söyleyene göre rengi, tadı farklı olacaktır. Öyle ise diyebiliriz ki, her dengbêj, aynı sözlerle bile olsa kendi kilamını söyleyecektir, ayarını o bulacak ve verecektir. Dinleyici dengbêje katkı sunar, onu coştrur veya susturur. ‘Başarı iltifata tabidir’.
Evdalê Zêynikê
‘Şevbêrk’, davetli ve yemeklidir. Genellikle tek dengbêj vardır. Kilamlarda istek olmakla birlikte seçme ve süre dengbêjin tercihindedir. Arada yarenlikler, öyküler, taklitler, yüreklendirmek için çıraklara söyleme izni vardır. Ünlü iki dengbêjin bilerek aynı mecliste bulunması şarta bağlıdır. Meslek ahlak ve adabı esastır. Bunların sıra ile kilam söylemeleri bir yarışma gibi değilde muhabbet ve güzellik içindedir. Bazen de som mavi gecede bir yıldırım düşer cemaatin üstüne. Her dengbêj gücüne göre söyler, direnir. Avaz ile makam ile söz ile usta ve kendi malı kilamlar ile öne geçmek ister. Dinleyicilerde gecenin neşesi, ev sahibine gecenin şerefi, dengbêjlere de gecenin hatırası ve ev sahibinin verdiği armağanlar kalır. Bu yarışmanın ünlü örneği Evdalê Zêynikê ile Şex Silê’nin karşılaşmasıdır.
Dengbêj, kendisinden önceki veya günündeki farklı yörelerdeki kilamların ‘nakilci’si ve ‘icrakar’ıdır.
Dengbêjlerin söylediği destanların büyük çoğunluğu 19. yüzyıl ve öncesine aittir. Eski kilamlarda Kürt dilinin zenginliği, lirizmi, melodisi ve yetkinliği belirgindir. Dil kendi mantığı ve yatağı içinde akmaktadır. Kürt toplumu her ne kadar başka kültürlerle iç içe yaşıyorsa da kendi özgünlüğünü korumakta ve Kürtçe bir yaşam dili olarak canlı durmakta, değişen koşullara cevap vermektedir. Bu kilamlar daha çok feodal toplum ve yaşama biçimini, çoğunlukla kırsal ve göçer grupları anlatmaktadır.
1950’den beri Dengbêjlik bir durgunluk ve dinginlik içindedir. Bu, asimilasyonun sonucudur, yeni nesillerin Kürtçe’nin zenginliğini kullanamadığını göstermektedir.
Dengbêj kilamları için zengin kaynak ve olaylar
Yüzyıldır süren doğum sancısı, her kesimi yeterince yordu. Kan ve gözyaşından herkes fazlasıyla payını aldı. Şimdi artık gözler ufuktadır. Tan yeri ağardı. Güneşin doğuşunu bekliyoruz.
Bu sancılı uzun sürenin konu başlıklarını kısaca şöyle özetlemek mümkündür: 20. yüzyıl başlarında parçalanan/dağılan ve toprakları işgal edilen, başka devletlere mekan olan Osmanlı İmparatorluğu. Parçalanan ve savaş sahası olan Kürt coğrafyası. Anadolu’da ‘milli mücadele’, Müslüman unsurlarla kurulan Türkiye Devleti, din merkezli millet/ümmet anlayışından kavim merkezli milliyet/ulus anlayışına varılmış. ‘Kahir ekseriyet Müslümandır, kardeştir’ demek yerine ‘herkes Türktür’ demek ve böylece din/millet ilişkisini, kavim/millet ilişkisine çevirerek kavimler arasında rekabet ve varlık mücadelesine neden olarak toplumu kutuplaştırmak ve sonrasında gönümüzdeki noktaya gelmek isabetsiz olmuştur. Birlikte kurulan Cumhuriyet’te halkı Türkleştirmek ve ‘kardeş’i ‘öteki’leştirmek. Bu tercih ve uygulamalara karşı 29 kez ‘isyan’ etmek. Bu siyasetleri asayiş mantığıyla geçerli kılmak ve inkar/imha etmek için ülke topraklarında ‘düşük yoğunluklu bir savaş hali’ni sürdürmek, savaş jet filosuyla bombalamalar yapmak, içeride tehcir, ‘mecburi göç ve iskân’ uygulamak. Çekilen ızdıraplar, tahrip olan coğrafya, parçalanan aileler ve ilişkiler, yasaklanan dil, geçim sıksıntısı, idari baskı, arama ve onbinlerce tutuklamalar, infazlar, toplu mezarlar, faili meçhuller var bu dönemde. Kurulan ‘İstiklal Mahkemeleri’, darağaçları, “Tek Adam” ve “Milli Şef” dönemleri, asimilasyon/temsil siyasetleri, göstermelik seçimler, değişen iktidarlar, yakın dönemde parlamentodaki mücadele ve olaylar.
Kürt sorunu yokmuş!
Kürt halkı, tarihi döneme, koşullara uygun olarak hak talep etmektedir. “Korucu ordusu”na, provokasyonlara, içindeki siyasal kutuplaşma ve çekişmelere rağmen bir konsensus vardır talepler konusunda. Herkes ‘sözde vatandaş’ değil ‘özde vatandaş’ olmak istemektedir. Birlikte kurulan cumhuriyetin ‘sahibi aslisi’ olmak istemektedir. ‘İtirafçı timleri’ne, uydu gözetleme ve insansız hava araçlarına, her çeşit bombalamaya, mayınlı sınır hattına, yaygın tutuklamalara rağmen devam eden ve askeri tedbirlerle artık çözülemeyeceği bildirilen ‘Kürt kimlik talebi’ siyaset sahnesindedir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, önce “sorunun adı Kürt Sorunudur ve bunu çözmek görevimdir” dedi ve zaman içinde değişti, bugün de “Kürt Sorunu yok, Terör Sorunu vardır” demekte, 1990’lı yılların “asayiş sorunu”na dönmektedir. “Şervan” cesetleri, farklı vilayetlerdeki Adli Tıp Kurumlarından alınarak törenler-nümayişlerle defin edilmektedir.
Süreç içinde genel seçimlerle, siyaseten çözüm aranmakta, Oslo’da görüşmeler yapılmakta ve fakat bir sonuca varılmamaktadır. “Evet sen varsın, ama böyle kalsın” anlayışıyla, siyasi irade çatışmaları öne çıkarılarak verileceği beyan edilen haklar, yürürlüğe konulmamakta ve bunun için yasal bir düzenleme yapılmadan, “idari kararlar” ile tasarruf devam etmektedir. Yani zamana ve sürece bağlı, kalıcı ve yasal hak niteliğinde olmayan düzenlemeler yapılmaktadır. Bunların güven telkin etmediği açıktır. TRT 6 ve seçmeli Kürtçe dersleri, yasaklı ê-w-x-q harflerinin müfredat programına girmesi, ayrıca yüksek lisans ve doktora konulu akademik çalışmalar, idari uygulamalardır. Sanki “bir vardır-bir yoktur” hükmündedir. Mahkemeler, hala Kürtçe’yi savunma dili olarak kabullenmemiştir. Hükümet “yeni Osmanlı” siyasetine uygun olarak “iki ileri bir geri” dahi yürümemektedir.
İşte yüzyıldır süregelen bu ‘herc ü merc’ içinde yaşayan Kürt toplumunun, Türkiye halkının şiiri, destanı, kilamı/stranı yazılmadı, filmi çekilmedi, sahnede sergilenmedi. Gerçi olanlar var ama yetersiz ve sınırlı. Dengbêjlerin Kürt mücadelesinin ilk dönemlerini anlatan uzun, gerçekçi, etkili destanları/kilamları vardır ama bunlar yeterli değildir. Yüzyıllık mücadelenin dillenmesi; yazarlar, sanatkarlar, bilim insanlarıı, dengbêjler eliyle olacaktır. Bunlar dökülen ‘al kan’ın yerine kırmızı güllerle, alkışlarla ödülleneceklerdir. Bunun sancısını yaşıyoruz. Çekiyoruz, bekliyoruz.
Değişen zaman, ortam, koşullar ve yaşam
Zaman içinde yaşamın maddi koşulları hızla değişti. Modernizasyon, siyasal çatışmalar, şehirlere göç, Kürtçe dışında başka bir dilden okullaşma, ulaşım ve iletişim araçlarındaki yaygınlık ve patlama, Kürt dilinin bendini yıktı. Eğitim dili olması şöyle dursun yasaklı bir dil olması nedeniyle Kürtçe ata bindi ama Bozê Rewan araba ile yarışamadı. Şahin avını avcıya getirdi ama F14’ler dağı ve ormanları darmadağın ve kel etti. Artık ne ceylan, ne geyik ve ne de avcı kaldı. Ne sürü ne de Bêrîvan kaldı. Şehirlerde barakalarda, açıkta yığınla insan, kavşaklarda dilenen ve su simit satan çocuklar, ezilmiş, onuru kırılmış insanlar kaldı. Dağ başlarında kan, ceset, onbinlerce ‘katili meçhul(?)’ cinayetler, ceza evlerinde onbinlerce mahkum, işkencelerle ve polis nezarethanesindeki ölümler, asit kuyularında insan eritmeler, haraç, rüşvet ve gasplar, uyuşturucu ticareti, şantaj çeteleri, yaralanan sosyal doku, kimlik hakkı tanınmayan bir halk kaldı. Çocuğun adı kondu: ‘Kürt Sorunu’. Ama kendisi doğmadı. Bekliyoruz.
Bu yeni dönemde, modernizasyon ve şehirleşme ile etkileşim içindeki göçertme hareketleri Kürt toplumunu derinden sarstı, sosyal dengesini ve yerleşimini bozdu. Köyün ağası, beyi pazara, geçim derdine, ailesinin bütünlüğünü koruma gailesine düştü. Dağlar ateşe gönüller figana düştü. Önce Türkçe ve sonra da Kürtçe ağıtlar dillere düştü.
İşte bu ortam içinde büyük iş dengbêjlere düştü. Şairler, bu ortamın, bilinçlenme ve örgütlenmenin şiirini, destanını yazıyorlar ve yazacaklar. Ama asıl görev dengbêjlerdedir.
Bu zor şartların, bu çığlığın, bu zahmet ve bilincin, direnişin kilamı daha yok. Bekliyoruz. Ha dengbêjlerim, fermo (buyurun)...
Öneriler
Modernizasyon, yazılı edebiyatı zorunlu kılmaktadır. Kürt toplumu kültürel köklerinden kopmak istemiyorsa, sözlü kültürünü derlemek ve bunları merkezlerde toplayarak araştırmacıların hizmetine sunmak durumundadır. Geleceğin inşasında geçmişin bilinmesi zorunludur. Her çeşit folklorik unsurun hayati önemi vardır, derlenmelidir.
Folklor derleme yöntem ve başarısı için kurslar düzenlenmeli, ödüllü yarışlarla, etkinliklerle teşvik edilmelidir. Mevcut Kürt kültür örgütleri yaygınlaşmalı ve halkla bütünleşmelidir. Örnek çalışma sahaları ile uygulamalar yapılmalıdır. Belediyeler aynı zamanda Kürt kültür kurumlarına destek vermelidir. Eğitimli genç işsizler kültür derleyicisi olarak hizmet görebilirler. Boş zamanları değerlendirmek amacıyla sanat kursları düzenlenmelidir. Bir Kürt Kültür Bibliyografyası hazırlanmalıdır.
Ayrı bir dengbêj örgütlenmesi yapılarak, kurslar düzenlenmeli ve burada yeni nesil dengbêjler yetiştirilmeli ve ustalara da çağa/döneme ilişkin bilgiler verilerek destan yaratmanın altyapısı oluşturulmalıdır. Dengbêjler uygun kadrolara alınarak yaşam desteğine kavuşturulmalıdır. Bunların sanatsal telif hakları korunmalıdır.
Başta Diyarbakır, Batman, Van, Siirt belediyeleri ile İstanbul, Diyarbakır, Van, Batman, Adana, Mersin Mezopotamya Kültür Merkezleri, Kürt Enstitüleri ve diğer Kürt örgütleri bu konuda öncü olmak durumundadırlar.
Bu kültürel bir seferberlik halidir. Planlama isabetli ve yeterli olmalıdır. Kaynak israfına ve bireysel önceliklere yer yoktur. Kürt kültür değerleri hep birlikte korunacaktır. Bu kültür nasıl ortak ise külfet ve hizmet de ortak olmalıdır. Bu önerilere muhatap kuruluşlar bir açıklama ile iletişim nokta ve ağlarını ilan etmelidir. Öncü, önder olmalı ve yaratabilmelidir.
[Kürt kültürünün bugünkü konuma gelmesi hiç de kolay olmamıştır. Bu konuda büyük emekler sarf eden kişilere ve özellikle dengbêjlere, kuruluşlara, yapılan yayın ve etkinliklerde görev alanlara şükranlarımı sunarım.]
Dr. ÖMER ULUÇAY: Direnişin kilamını dengbêjler yazar