Dramaturji, dramatik kompozisyon( farklı parçaları en iyi şekilde bir araya getirme işiyle bir bütün oluşturma) ve dramanın temel öğelerinin sahnedeki tiyatral sunumudur. Bazı oyun yazarları bir drama yaratırlarken yazı ile dramaturjiyi birleştirirler. Bazıları ise bir eseri sahneye uyarlamak için dramaturg denen uzmanlarla çalışırlar.

Drama ise; genellikle kurgusal bir esere dayalı, oyuncular tarafından canlandırılan bir anlatı türüdür. Bir sözcüğü, bir kavramı, bir davranışı, bir tümceyi, bir fikri ya da yaşantıyı veya bir olayı, tiyatro tekniklerinden yararlanarak oyun ya da oyunlar geliştirerek öyküleştirmektir. Yunancada hareket anlamına gelen “dran” eyleminden çekimlenmiştir. (Çocuk psikolojisinde ise drama, yaşamı, hayatı tanıtmak anlamına gelir.) Drama yazarlarına ise “playwright” ya da “dramatist” denir.

Dramaturji ayrıca daha geniş olarak bir hikâye veya bunun gibi öğeyi oynanabilecek bir forma sokma olarak da tanımlanabilir. Dramaturji esere veya performansa bir yapı verir, form-şekil kazandırır. Gerçek yazıdan daha çok, bir dramaturgun işi çoğunlukla tasarlamadır. Dramaturji; Oyunun senaryodaki halinin sahnede nasıl olabileceğine ilişkin tasarımdır. Hayal gücü ile içli dışlıdır. Hayal gücünün büyüklüğü, senaryonun daha fazla can kazanmasını sağlar. Senaryonun kendisi bir edebi eser olsa da, dramaturgi oyun farkını yaratır. Var olan metne, ses, müzik, hareket, görsellik, dinamizm katarak ruh verir ve bir biçime kavuşturur. Bu anlamda senaryo-teks sadece bir düzyazı ya da diyaloglar serisi değildir. Oyun metnidir. Oyun bir saat gibi çalışır. Oyunun bir çalışma sistemi vardır. Senaryoyu bir saate benzetirsek, saat kaç sorusunun yanıtını senaryoyu okuyarak verebiliriz. Fakat saat nasıl çalışır sorusunun yanıtı dramaturjinin kendisidir. Dramaturg bu oyunu nasıl çalıştıracağız sorusunun yanıtını verir. Saatin sahibi yani saatin kaç olduğuna bakan kişi ile saatin mekanizmasını yani saatin nasıl işlediğini bilen saatçi arasında ciddi bir fark vardır. Senaryoyu oyun yapan sanatçı, saati yapan saatçi gibidir. Hatta daha farklı olarak saatçi belki bir zanaatkârdır. Dramaturgi sanat işidir. Senaryoyu hangi teknikle bir biçime-forma kavuşturacağız sorusuna yanıt arayan bir sanatçı olmak oyunu anlamak ve ona ruh kazandırmakla alakalıdır. Dramaturg oyunun senaryosunu ve oyunu iyi anlamalıdır. Her şeye anlam vermelidir. Yoksa oyunu iyi ortaya koyamaz. Oyunu en iyi anlayan en iyi oynar ve ortaya koyar. Bu anlamda senaryo bir iskelet olarak teknik bir metindir. Hayal gücü ve imgeleme yani senaryoya bakarak zihinsel görüntüler oluşturabilme yeteneği, deneyimlere anlam verme ve bilgiyi anlamaya farklı bir biçim kazandırır. Öğrenme sürecinde önemli bir rol oynayan bu konu metnin imajinasyonu açısından önemlidir. Hayal yaratma yetisi güçlü olanlar geçmiş yaşantılara özgü şeylerle şimdiki yaşantı ile ilgili güçlü bağ kurabilirler. Bir nesneyi karşımızda olmaksızın hayal edebilmek ve tasarlayabilmek bunu bir senaryonun tamamına yayarak bir bütün olarak oyunu zihinde canlandırabilmek marifet ister. O marifet bize hakikate yani gerçeği anlatma yollarından biri olan sanata giden yolun kapısını aralar. Yaratıcı olan bir zihin ile yaratıcı olmayan bir zihin arasında ciddi fark vardır. Fikirsel görüntü çok önemli bir konudur. Hani derler ya Kürt görmeden inanmaz. Bu söz bu gerçekliğe vurgu yapar. Anlamak için görme biçimleri eski halklarca hep önemli olagelmiş bir konudur. Bin defa söylersin anlamaz fakat bir kez görür anlar. Halkların anlayış yöntemleri farklı farklıdır. Zaten bu yüzden bilim tüm hakikati anlatmaya yetmez. Anlamak maddi olduğu kadar manevi ve ruhsaldırlar. Bu eğitimde de geçerlidir. Bilimsel öğrenme yöntemleri dışında, duyguların eğitimi ve politikleşmesi bağlamında sanat vazgeçilmez bir örgütleme aracıdır. Büyük halk önderlerinin sanatçı kişilikleri de bu gerçeğe vurgu yapar. Bu sanatsal işi yapanlara gerekli olan bir şeyde esindir. Esin-ilham herhangi bir kişiye gelmez ya da onda oluşmaz, esinlenim çok çalışanda var olur. Duygular üzerine çalışan insanlar yani sanatçılar daha iyi anlarlar. Daha iyi anlatırlar ve kavratırlar. Tiyatrodaki iyi ve yetenekli dramaturg sanatçıları bu çerçevede duygularını güçlü eğitmiş insanlardır. Duygularını halkın sorunlarına yatıramayan ve onları çözme gücünü gösteremeyen-bulamayanlar güçlü sanatçı olamazlar. Zaten duygular anlamında halktan kopuk olan sanatçılar genellikle zayıf sanatçıdırlar. Tiyatro sanatının özellikleri açısında herkes de bilir ki tiyatro, sahnedeki küçük bir toplum gibidir. Tiyatro insanı insana insanca anlatma sanatıdır derler. Yine tiyatro yaşımın aynasıdır sözü de tiyatro ve toplum-insan bağını güzel anlatır. Anlamak ve anlatmak tiyatral ise daha güzeldir. Görmek önemli bir anlama şeklidir. Bütün dünya bunun farkında olmasa birlerce film, oyun, TV neyi izah eder.

Tiyatro senaryosunun ruhuna dönelim. Dramaturg metni iyi incelemelidir. Doruk noktası, saldırı noktası, çözüm ve eylemi, senaryonun omurgasını, olay örgüsünü, karakterleri ve oyunun düşüncesini doğru kavrayanlar daha güzel sunarlar. Senaryo da ne nedir, ne içindir? Her şeye anlam biçilmelidir. Eylemler neyi ifade ediyor, bir eylem diğer bir eyleme nasıl yol açıyor bağlar güçlü görülmelidir. Zaten tiyatro senaryosundaki eylemin toplamı oyun oluyor. Eylemler toplamı oyunun kendisidir. Kıvılcım ve ateş olayı gibi neye ne sebep oluyor iyi görmeliyiz. Yaşamda böyle değil midir? Senaryoda oyunun bir yerden bir yere gidişi vardır. Bu eylemlerle olur. Eylemin bağlantıları vardır. Bağlantısı olmayan eylem boştur. Oyunda boşluk yaratır oyunu başarısızlığa sürer. Ama güçlü eylem bağlantıları ve bunların gösterilmesi tam tersine oyunu başarılı kılar. Oyunda eylemler oyunun yapıtaşı gibidir. Yapıtaşları ne kadar sağlam olursa oyunda o kadar sağlam bir oyun olur. Eylemin kıvılcımı yani tetikleyicisi ve eylem sonlandırıcısı, sonra o eylem sonlandırıcısı bir başka eylemin tetikleyicisi oluyor. Ve sıradaki ve diğeri… İkinci eylemin kendisi, birinci eylemin parçasıdır. Domino taşları misali birbirini tetikliyor. Bazen de bir olay iki eylemin tetikleyicisi oluyor. O eylemlerde diğer eylemlerin… Eylem iki olaydır tiyatroda… Olaylara tersten bakmak da çözümleyici olur. Oyunun son eyleminden başa, ilk eyleme doğru gidiş neyin gerekli olduğunu ortaya koymak için açıklayıcı olabilir, yaratıcı fikirler verebilir. Oyun eyleminde şu vardır; sükûnet ve ihlal… Hareketsizlik, denge durumu ve bu denge durumunu dürtme bir itki, itekleme, ihlal başlangıç zili gibi, ihlal olur ve dengeler bozulur ta ki yeni bir denge yaratılana kadar… İhlal her şeyi değiştirir. Sakinliği ve sükûneti bozar. Sakin dünyayı eylemli dünyaya çevirir. Peki, yeniden sükûneti sağlamak nasıl oluyor ve o nasıl başka bir eylemi tetikliyor. Statüko nasıl bozuluyor. Güçler nasıl çatışma haline geçiyor. Ya da güçler nasıl çatışmasız hale geçiyor. Son eylem artık güçlerin çatışamaz hale geldiği andır ki orda da oyun sona erer. Buradaki çatışma dramatik çatışmadır, etkileşimdir. Eylemin inandırıcılığıdır. Karakter konuşuyor. Konuşunca aslında ne yapmak istiyor. Ona direnç olan ya da onu engelleyen nedir? Bir şey isteyen ve onu engelleyen vardır. Engel konuşmayla aşılır. Bu sürekli ve sürükleyici olmalıdır. Bir futbol maçı izliyorsun, durum 10 a karşı sıfır olsun, son 3 dakika, maç bitti bitecek. Bu sonucu fazla kimse merak etmez. Oyunu seyretmeye değmez. Öyle yapmayalım… Mesela bizim Kürdistan adlı oyunda (Antigone),  karakter ‘kardeşimi gömmek istiyorum’ diyor. Engel nedir? Paşa, benim kanunlarım var diyor.

Bir oyunda tiyatroyu oluşturan önemli bir yapıtaşı da seyircilerdir. Seyirci canlı olarak oyunun içindedir. Seyircinin bildiği ya da bilmediği şeyler vardır. Bilgiyi ya da ne olacağını seyirciye hemen vermek doğru değildir. Bırakalım biraz merak etsin. Her şeyi hemen vererek seyirciyi neden hemen mutlu edelim ki!

Diğer bir konu tiyatrallıktır. İyi anlatmak, iyi oyunculuk ve bunu destekleyen diğer öğeler; kostüm, dil sıkıcı olmamalıdır. Değişimlere açık, seyircinin ilgisini toplayacak nitelikte olmalıdır. Serimle başlayalım. Serim yani başlangıç, seyirci bir şey bilmiyor, sadece merak ediyor. Bizim oyuna dönelim, tellal geliyor davulu ile geziyor ve bilgi veriyor. Her iki ölü yerde, etkili bir müzik ve seyirciyi ilk sahneden oyuna bağlıyoruz. Seyirciye ara sıra haber vermek önemlidir. Duyurmak ve merak ettirmek. Sonrasına yönelik bir açlık yaratmak, acaba ne olacak! Son oyunumuzda olduğu acaba genç, çerçiyi öldürecek mi? Silahlar kutuda, torba da gidip geliyor, ne zaman patlayacak. Biri ölecek mi, ölecekse kim ölecek? Bir heves yaratmak ve seyircinin ilgisini toplamak kolay değildir. Aman dikkat seyirci sıkılıp kalkıp gitmesin? Buna yani bu duruma ara verdirmemekte önemlidir. Seyirciyi bizden koparmamalıyız ve oyunu seyrettirmeliyiz. Buna seyirciyi tutmak deniyor.

Dramaturji denilince çoğu zaman yapılan sadece karakter çözümlemeleridir. Bu dar bir yaklaşımdır. Elbette karakter analizleri veya karakter geliştirilmesi yapılmalıdır. Ama bununla sınırlı kalmak doğru değildir. Yetersiz bir yaklaşım olur. Biz dramaturjinin her şeyi olmayan ama önemli bir konusu olan karakter çözümlemesine geçelim. Karakterin ruhu hareketinde gizlidir. Bize lazım olanlardan biri de budur. O ne yaptı? Hakikati nedir, hareketlerine bakalım… Tiyatro ilginçtir; o karakter gerçek değiller. Herkes sahnede sen oymuşsun gibi seni izler. Metinde her şey belli değildir. Bazı şeyleri biz belirlesek iyi olur. Senaryo kemiktir. Beden, hangi hareketi yapacak, davranış hangi bilgiyi verecek, ruhu nasıl olacak bize kalıyor. İsim, yaş, cinsiyet bunlar gerekli, konumu, durumu, eylemi… Onlar da gereklidir. İşin yarası ne yaptı ise diğer yarısı neden yaptı’dır. Eylemin 1. ve 2. parçası. Karakter değişimi, ona gizem katmak dramaturji işidir. Zaten bütünüyle açıklanmış karakterler çok sıkıcı olur. Karakterlerin hareketleri, sesleri, jest ve mimikleri neyi çağrıştırıyor. Neden ayağı sakat, neden bir gözü kör… Tekrar eden görüntüler de önemlidir. ‘Bûka Axê’ oyununda torba ve ayakkabı kutusu sahne sahne görünüyor, onlarda oyun içinde hareket halindeler.

Tema önemlidir; hırs, intikam, aç gözlülük, aşk, sadakat, kıskançlık vs. temamız nedir, ne kadar verebiliyoruz. Bir bakış ya da elini cebinden çıkarma neyi ifade eder. Sanatsal ifade, anlamdır. Bu şeyin ya da bir şeyin yarattığı anlam nedir?

Oyun için yapılan araştırmaların verdiği arka plan bilgisine yine oyun metninin kendisine hatta yazara güvenmek gerekir. Ya da güvendiğiniz yazarlarla çalışmak önemlidir. Bu da yoksa kendiniz yazın’ derim. Oyundaki karakterlerin ilişkileri diğer bir mevzu, bu mevzu seyirciyi oyuna yaklaştıran önemli bir unsurdur. Mesela aile ilişkileri seyirciyi oyuna yaklaştırır. Önemli oyun ve filmlerde bu çok rahat görülebilir. Duygu durumunu iyi verebilmek, atmosfer oluşturabilmek, yine dekor, müzik ve kostüme bağlı olarak yaratılabilecek duygulanımlar vazgeçilmezdir. Son olarak; oyunu yeniden ve yeniden okumak nerde ne var, sonra ne olacak hepsini iyice bellemek gerekir.

Dramaturji oyunun neresinde, hangi zamanında bunu da yanıtlayarak bitirelim. Önce bir oyun seçtik, tüm ekiple defalarca okuyarak oyunu anladıktan sonra, dramaturji yapalım. Araştırma, uyarlama işlerini bitirelim. Oyuncuları belirleyelim. Okuma provalarına başlayım. Ezber ve sonrasında çalışma koşulları, sonra sahne provaları… Sahneler… Hangi sahne çalışılacak, kimler ne zaman hazır olacak, hangi sahnede ne lazım temin edelim, hangi sahnede hangi anlam var, ne olmuş… Önce mizansen, yani oyunun sahneye konması, sahneye göre düzenlenip yorumlanması kafamızda bitince! aksesuar-dekor, kostüm, ışık, efekt ve genel prova…

İYİ SEYİRLER…