
DTK öncülüğünde TZPKurdî, Diyarbakır Kürt Enstitüsü, Kürt Yazarlar Derneği ile Eğitim Sen'in katkılarıyla Ehmedê Xanî Dil Akademisi'nde "Eğitimde Anadilin Önemi" konulu iki günlük çalıştay yapıldı. Çalıştayda, Kürt halkının anadilde eğitimi nasıl gerçekleştireceği, çocukların eğitim yaşamı ile ilgili nasıl bir düzenleme hayata geçirileceği, eğitim müfredatının belirlenebilmesi ile ilgili hangi adımların atılması gerektiği konuları tartışıldı. Toplumsal yaşamda dilin korunup geliştirilmesi, daha aktive edilmesi için hangi tedbirlerin alınması gerektiği, dini toplumsal yaşamda dil ve kültür motiflerinin nasıl korunacağı konuları konuşuldu.
Açılış konuşmasını yapan DTK Koordinasyonu'ndan Van Milletvekili Özdal Üçer, anadilde eğitimin nasıl yapılacağına ilişkin değerlendirmelerde bulunacaklarını ifade ederek "Siz de takdir edersiniz ki birçok yerde işte deniliyor ki 'Biz anadilde eğitim verirsek nasıl yapacaklar?' İşte biz de bu işi nasıl başaracağımızı tartışacağımız bir çalıştay yapıyoruz. Burada ortaklaşılan sonuçları Anayasa Komisyonu'na ileteceğiz" dedi.
Açılış konuşmasının ardından DTK Dil Komisyonu üyesi Osman Özçelik'in moderatörlüğü'nde "Dillerde Eğitimin önemi" konulu panele geçildi. Panelde, Bilgi Üniversitesi Öğretim üyesi Dr. Müge Ayan Ceyhan, Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı ve DTK Din Komisyonu üyesi Kemal Bülbül, Sabancı ve Boğaziçi üniversitelerinde Kürtçe eğitim veren öğretim görevlisi Mehmet Şerif Derince ile TZPKurdî Sözcülerinden Mehmet Şahin konuşmacı olarak katıldı.
Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Müge Ayan Ceyhan, anadil ile yapılan eğitimin en iyi eğitim olduğuna vurgu yaptı. Anadilde eğitim ile ilgili okullarda bir araştırma yaptığını hatırlatan Ceyhan, araştırmaları sırasında karşılaştığı kimi durumları örneklendirerek anlattı. Bazı okullarda özellikle karşılaştığı Kürt öğrenciler ile yaptığı mülakatlarda öğrencilerin bildikleri sorulara dahi cevap verirken kaygılı olduklarına işaret eden Ceyhan, endişeli verilen cevapların ise alçak sesle yapıldığına dikkat çekti.
Pir Sultan Abdal Derneği Genel Başkanı ve DTK Din Komisyonu üyesi Kemal Bülbül, konuşmasında dil ve inanç konularına değindi.
Sabancı ve Boğaziçi üniversitelerinde Kürtçe eğitim veren öğretim görevlisi Mehmet Şerif Derince ise, anadilde eğitim ile ilgili yapmış olduğu araştırma ve ortaya çıkan sonuca ilişkin önerilerinin yer aldığı bir sunum yaptı. Kürt çocukları üzerinde uygulanabilecek 4 modelden bahseden Derince, Kürt çocuklarının aynı seviyede eğitime başlamadıklarını da hatırlattı. Derince, şöyle izah etti: "Hiç Türkçe bilmeyen çocuklara eğitime başladıkları ilk 4 yılda aralıksız Kürtçe eğitim verilmelidir. 4'ncü sınıftan sonra ise öğrencilere 7'nci sınıfa kadar Türkçe ve İngilizce eğitim verilmelidir. 2'nci kategoride ise yazım ve öğrenme ilk 4 yıl Kürtçe olmalıdır. Bunun yanında Türkçe, İngilizce ve Kürtçenin lehçelerinde de eğitim verilmelidir. 4'üncü sınıftan 7'nci sınıfa kadar ise her dört dilin tamamen öğrenilmesi gerekiyor. Aynı zamanda tüm materyallerin çok dilli hazırlanması gerekiyor. Bunun öğretimi kademe kademe yapılmalıdır. 3'ncü modelde eğitim dili Türkçedir. Belli bir süreden sonra Kürtçe eğitim de verilmelidir. 4'ncü model eğitim sistemi tamamen Kürtçe üzerinde olmalıdır. Diğer dilleri de kademeli şekilde eğitim verilebilir."
Şahin: Dil toplumun aynasıdır
TZPKurdi Sözcüsü Mehmet Şahin de, sunumunda "dil ve eğitim" konusuna değindi. Çocuklar için temel eğitimin anadilde eğitim olması gerektiğini belirten Şahin, bunun çocukların gelişimi açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekti. Çocuğun doğuştan itibaren her şeyi anadili ile öğrendiğini belirten Şahin, bunun en iyi örneğinin ise bölgede bulunan çocukların 6 yaşına kadar her türlü eğitimi kendi anadili ile alması olarak kaydetti. Bu nedenle Kürt çocuklarının anadilde eğitim almasının zorunlu olduğuna vurgu yapan Şahin, "Yaşamın temeli ilk yıllarda atılır. Kürtçe dil eğitimi yapamadığından kaynaklı Kürt çocuklarının yaşamı karışık hale gelmektedir. Kürt dilinin eğitim dili olması mecburidir. Eğitim dili ulusun aynasıdır. Bu çerçevede kendini demokrat olarak ifade eden her kesin Kürtçenin eğitim dili olması için büyük çaba harcaması gerekmektedir" diye kaydetti.
Yazar Feratê Dengızî'nin moderatörlüğünü yaptığı "Kültür tarih ve kimliğin korunmasında eğitim rolü" konulu panele Agos Gazetesi Yazarı Pakrat Astukyan, Ehmedê Xanî Dil Akademisi Başkanı Hayrettin Altun, DTK Dil Komisyon üyesi ve Yazar İrfan Babaoğu ile KESK Genel Başkanı Lami Özgen konuşmacı olarak katıldı. Panelin ilk konuşmacısı olan Agos Gazetesi Yazarı Pakrat Astukyan, Kürt dilinin gelişimi için Kürtçe öğretmenlere, enstitülere ihtiyaç olunduğunu ifade ederek, yeni nesil çocuklar için bu alt yapının kesinlikle kurulması gerektiğini kaydetti.
Ehmdê Xanî Dil Akademisi Başkanı Hayrettin Altun da yazım dili ve eğitimin zorunluluğu arasındaki bağlantıyı anlattı.
Yazar İrfan Babaoğlu ise son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalara değinerek çocuğun daha anne karnında iken çevredeki seslere uyum sağladığını ve dili tanımaya başladığına işaret etti. Çocuğun kendisini yeni bir dil ve düşünce sistematiği içinde bulduğunu ifade eden Babaoğlu, "Bu onun anadilidir. Çocuğun kişiliği daha anne karnında iken ve doğduktan sonra duyduğu bu sesler ile şekillenmeye başlar. Bu onun kişilik alt yapısıdır" diye konuştu. Kendi anadilleri dışında eğitime tabi tutulan çocukların yaşadıkları travmalara değinen Babaoğlu, "Anne karnında iken kişiliği şekillenen ve 4-5 yaşına kadar bütün kişilik alt yapısı anadiline göre şekillenen çocuklar 4-5 yaşından sonra başka bir dil ile eğitime tabi tutuldukları zaman bütün bu süreç içerisinde şekillenmiş dünyaları param parça olur; ondan sonraki bütün yaşamlarını etkiler" diye kaydetti.
KESK Genel Başkanı Lami Özgen de, dilin tarihsel gelişimi konusunda yeteri kadar tartışmaların yapıldığını ifade etti. Ulus devletlerin kendini dil ve kültür üzerinde inşa ettiğini belirten Özgen, sistemden kaynaklı sorunlar ile ilgili toplumun tüm kesimlerini kapsayan yeni bir sistem ve modelin öne çıkarılması gerektiğini dile getirdi. Sadece anadilde eğitimin yeterli olmadığını, bütünlüklü olarak o ulusun kültürel değerlerinin o yapı içinde yeniden yapılanması gerektiğini söyleyen Özgen, "Özellikle farklı etnik grupların eşit haklara sahip olduğu ilkesi eğitim de de hayata geçmelidir" dedi.
Cezaevleri ve sağlık masaya yatırıldı
Mardin'de, DTK Sosyal Politikalar Komisyonu Sağlık Grubu tarafından düzenlenen "Cezaevleri ve Sağlık Çatıştayı" KESK Eğitim Salonu'nda yapıldı. Çalıştaya; ATUD (Adli Tıp Uzmanları Derneği), TBB (Türkiye Barolar Birliği), İHD (İnsan Hakları Derneği), SES (Sağlık ve Sosyal Hizmetleri Emekçileri Sendikası), THİV (Türkiye İnsan Hakları Vakfı), TOHAV (Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı), TTB (Türk Tabipler Birliği), TUHAD FED (Tutuklu Hükümlü Aileleri Hukuk Dayanışma Dernekleri Federasyonu), TPD (Türkiye Psikiyatri Derneği), Asrın Hukuk Bürosu, MEYADER ve Mardin'den çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı. Özellikle 12 Eylül darbe dönemini aratmayan cezaevi sorunları nedeniyle yüzde 115'e varan doluluk oranları, uzun tutukluluk süreleri, tedavi edilmeyen tutuklu ve hükümlülerin ölüm haberleri, işkence, sürgün, sağlıksız cezaevi ortamı, sağlık hizmetlerine ulaşmama ve tecrit konuları ele alındı.
Çözümü predatorlerde arıyorlar
Çalıştayın açılış konuşmasını yapan DTK Başkanlık Divanı Üyesi Edip Yaşar, Türkiye'nin en başat sorununun Kürt sorunu olduğunu hatırlatarak, "Çözümü de demokratik ve özgürlükçü olmalıdır. Maalesef bu ülkeyi yönetenler halen çözümü iflas etmiş ve çürümüş, genellikle çözüm getirmeyen politikalarla aramaktadırlar. Bu da yetmezmiş gibi Amerikan predatorlerde çözümü aramaktadırlar" dedi.
DGM'lerin yerine kurulan özel yetkili mahkemelerin, cezaevlerinde yaşanan insanlık dışı uygulamaların 12 Eylül dönemini aratan bir tabloyu ortaya koyduğunu ifade eden Yaşar, AKP'nin iktidara gelmesiyle şimdiye kadar gözaltı ve cezaevinde ölen insan sayısının 322'yi bulduğunu ve halen yüzlerce tutuklu ile hükümlünün hasta ve ölümü beklediğini dile getirdi.
Tecrit kabul edilemez
Yaşar, insan hakları ihlallerinin en yoğun yaşandığı cezaevlerinden birinin İmralı Cezaevi olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: "Kürt sorununun demokratik çözümünde önemli bir şahsiyet olan, toplumsal barışa katkısı yadsınamaz bir gerçeklik olan Sayın Abdullah Öcalan üzerinde anti demokratik, hukuk dışı tecrit ve izolasyon politikaları kabul edilemez bir durumdur. Pozantı Cezaevi başta olmak üzere diğer cezaevlerinde TMK mağduru çocuklara yapılan insanlık dışı uygulamalar cezaevleri üzerinde uygulanan politikaların vahşet düzeyini de göstermektedir. Bu insanlık dışı saldırıya sessiz kalmak, onaylamaktır."
"Cezaevleri ve Sağlık Çalıştayı" açılış konuşmasından sonra basına kapalı bir şekilde devam etti. Çalıştay, “cezaevindeki mevcut durum ve durumu yaratan politikalar, cezaevinde sağlık sorunları, hasta tutuklu ve hükümlülerin durumu, sağlık çalışanlarının tutumu, toplumdaki cezaevi algısı ve yaşananların görünür kılınması için nasıl bir mücadele” başlıkları altında devam etti.
AMED/MARDİN
Kanunları oluşturan dildir
Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan, dilini kaybeden bir toplum veya bir insanın tüm değerlerini kaybettiğini belirterek, kanunların dilleri değil, dillerin kanunları oluşturduğunu söyledi.
KURDÎ-DER ve TZPKurdî, Kürt Dil Bayramı etkinlikleri çerçevesinde Bağlar Belediyesi Konferans Salonu'nda "Dil ve toplum" konulu panel düzenledi. Dilawer Zeraq'ın sunduğu panelde BDP Milletvekili Adil Kurt, Dil Bilimci Sebahattin Gültekin, Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan, Yazar Gülçiçek Güneltekin sunum yaptı. Panelde, "Dil bilincin gelişiminde aydin ve siyasetçilerin rolü", "Kanunlarda Çok dillilik ve eğitimin yeri", "Dilin kullanımında kadının rolü" ve "Tolum dilleri üzerindeki asimilasyon ve oto asimilasyon" başlıklı konular tartışıldı. "Dilin kullanımında kadının rolü" başlığını sunan Nusaybin Belediye Başkanı Ayşe Gökkan, dil ile kanun arasındaki ilişkiye değinerek, kanunların dilleri oluşturmadığını, tam tersine dillerin kanunları oluşturduğunu söyledi. Gökkan, dilini kaybeden bir toplum veya bir insanın tüm değerlerini kaybettiğini söyleyerek, burada kadına büyük bir rol düştüğünü belirtti. Gökkan, kadının siyasette ve yaşamın her alanında rolünü oymaması gerektiğini ifade etti.