MEHMET ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG


Kürt yönetmen Kayhan Anwar’ın en son Hewlêr’de mezhepleri ve bunun altyapılarını irdeleyen “Du Sed” adlı 15 dakikalık bir filme imza atmasıyla birlikte tüm dünyası değişti. Genç yönetmen, bu filmin gösterime girmesinden dolayı Selefiler tarafından ölüm fetvasının çıkarıldığını ve soluğu Almanya’da aldığını anlatıyor.

Hewlêr hükümetinin koyu bir sansür uyguladığını söyleyen Anwar, en büyük hayalinin tekrar ülkesine dönüp sanatsal yaşamını burada sürdürmek olduğunu söylüyor. Onlarca çalışmaya imza atmış, başarılı yönetmen Kayhan Anwar ile çalışmalarına ilişkin konuştuk… 

‘Ghobadi’den çok şey öğrendim’

Kürt yönetmen Kayhan Anwar, sanat yaşamı boyunca onlarca eser üretti ve uluslararası alanda birçok ödüle layık görüldü. 

Kısa ve uzun metrajlı filmleri, dokümantasyon ve dizi çalışmalarını içeren 50’ye yakın eserde emeği olan Anwar’ın en büyük hayali, tekrar ülkesine dönüp sanatsal yaşamını orada sürdürmek...  

Genç yönetmen Kayhan Anwar, kendisinden şöyle söz ediyor: “1991 yılında Merivan’da Anwar ve Şirin çiftinin son çocuğu olarak dünyaya gözlerimi açtım. Toplamda 6 kardeşiz. Ailenin en küçük çocuğu olduğum için tüm kötülüklerden uzak yetiştirildim. İlk ve orta öğrenimimi Merivan’da, üniversiteyi ise Hewlêr’de sinema yönetmenliği üzerine okudum.” 

Orta öğrenimini devam ettirirken ünlü yönetmen Bahman Ghobadi ile çalışma imkanı bulduğunu belirten yönetmen, “meslekteki” ilk günlerini şu cümlelerle özetliyor: “Bahman Ghobadi için asistanlık ve yönetmen yardımcılığı için bir kişi gerekiyordu. Okulda yapılan mülakat sonucu bende karar kıldılar. Bahman Ghobadi’nin kardeşi Betil Ghobadi’nin yönetmenliğini yaptığı ‘Merdan’ adlı film çalışması benim için ilk deneyimdi. Bu filmin organizasyonu ve mali işleriyle ilgili tüm çalışmalar, Bahman Ghobadi tarafından yürütülüyordu. Film Oscar’a aday bir film olarak gösterildi. Bunun yanı sıra Bahman Ghobadi’nin yönetmenliğini yaptığı ‘Bayraksız Bir Ülke’ filminin çekimlerinde asistanlık görevi yaptım. Bu film, dünyanın birçok yerinde yapılan festivallerde seyirciyle buluşma imkanı buldu. Bahman Ghobadi’nin en çok ses getiren filmlerinden olan ‘Kaplumbağalar da Uçar’da da kendisiyle çalışma imkanı buldum. Gerçekten çok değerli ve üretken bir yönetmen olan Ghobadi’den çok şey öğrendim. Bunun yanı sıra ünlü yönetmen Soran İbrahim’in ‘Kayıp ve Toz’ filminde asistanlığın yanı sıra dekorasyondan tutalım dizayna kadar çeşitli işlerde emek verdim. Sanat yaşamımda 50’ye yakın uzun, kısa metraj film ile dokümantasyon ve dizi çalışmalarında yer aldım. Tüm bunlardan aldığım birikim ve deneylerden sonra kendim kısa filmler ve animasyon çalışmaları yapmaya başladım.”

Rantin, Gece Melodisi, Akordeon...

Anwar, “Rantin” filminin çektiği ilk dokümantasyon film olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bu filmde 12 yaşında ve 10 çeşit müzik enstrümantalını çalan yetenekli bir çocuğun hayatını anlattım. Rantin, gerçekten çok yetenekli bir çocuktu. Animasyon tarzında çektiğim ikinci kısa film olan ‘Gece Melodisi’ ise savaşa karşı bir duruşu ifade ediyordu. Bir diğer animasyon çalışması olan ‘Akordeon’da ise başarılı olmak isteyen bir çocuğun önüne çıkan engelleri büyük bir azimle yenmesini anlattım. Kısa film ve animasyon çalışmalarım birçok uluslararası festivalde ödüller aldı. Hewlêr, Moskova, Belarus, Ukrayna, Yunanistan ve Kosova başta olmak üzere birçok yerde ödüller kazandım. Kendime ait çalışmalar, 75 festivalde yüzbinlerce insan tarafından büyük bir ilgiye mazhar oldu. Akordeon çalışmamla 2014’ün gelecek için vaat eden yönetmenler dalında ödül aldım. Bunun yanı sıra 2013’te de Fas’ta yapılan bir festivalde takdir ödülüne layık görüldüm. Almanya’da ise toplamda 6 festivalde filmlerim izleyicilerin beğenisine sunuldu.”

‘Du Sed’ ve Selefilerin ölüm fermanı

Kayhan Anwar’ın en son çalışması ise mezheplerin karanlık dünyasına ışık tutan “Du Sed” adlı 15 dakikalık bir film çalışması olmuş. Bu, aynı zamanda hayatının yeni bir mecraya akmasına sebep olmuş. Anwar, “Du Sed” filmi ile Selefilerin dünyasına ışık tutmak istediğini dile getirerek Güney Kürdistan’da Selefiler ile Güney yönetimi arasında etle tırnak ilişkisi olduğuna dikkat çekti. Anwar’a göre ne Selefiler hükümetin işine karışıyor, ne de hükümet Selefilerin...

Yönetmen, şunları söylüyor: “Aralarında zımni bir anlaşma var. İkisinin de beslendiği kaynak cehalet ve din istismarı. Son çalışmamla biraz bunu irdelemek istedim. Film piyasaya çıktıktan sonra Selefilerden tehditlere maruz kaldım. Gazetelerde benim hakkımda tehditler yağdırıyorlardı. Hatta daha ileriye giderek hakkımda ölüm fetvası çıkardılar. Çünkü ben arı kovanına çomak sokmuştum ve bunun bir bedeli olmalıydı. Uzun bir süre saklanmak zorunda kaldım. Sonuçta gerçeklere ışık tutmanın bir bedeli vardı ve bu bedel çoğu zaman oldukça yakıcıydı. Ben de çalışmalarımı daha özgürce yapabilmek için Almanya’ya gelerek iltica başvurusunda bulundum.”


En güzel film, özgür ülkede çekilendir

Hayata tutunmak ve sanata olan susuzluğunu giderebilmek için Almanya’da da sürekli yeni projeler peşinde olduğunu söyleyen Kayhan, “Buraya geldikten sonra da boş durmadım tabiki. Sürekli üretme peşindeyim” diyor.

Son projesinde Rojava Devrimi’ne katılmak isteyen enternasyonalist bir gencin arayışlarını ve bu devrime katılmak için ne tür zorlukları göğüslediğini irdelediğinden bahseden Anwar, bunun yanı sıra özel bir vakıf için mülteci insanların kaldıkları kamplardaki hayatın zorluklarına dair bir dokümantasyon hazırlığının da olduğunu kaydetti. 

Anwar, yeni çalışmalarına ilişkin şunları aktardı: “Klip çalışmaları yapıyoruz genç arkadaşlarımızla. Arta kalan zamanda da DKTM basın ve yayın komisyonundaki arkadaşlara yardımcı olma çabalarım var. Bol bol fotoğraf çekiyorum. Fotografçılığın yanı sıra grafik ve dizayn çalışmaları yürütüyorum. Baskı ve tehditlerden canımı kurtarmak için buralara geldim. Bence her yönetmenin yüzü ülkesine dönük olmalı. Çünkü orası anayurdumuz ve köklerimizin derinliklerde olan yerleri. Bir gün fırsatım olursa tabii ki sanat ve sinema çalışmalarımı kendi ülkemde yapmak isterim. Ben şunu her zaman vurguluyorum: En güzel film, özgür bir ülkede çekilen filmdir. İnanıyorum ki biz de bir gün ülkemizde bu filmleri çekeceğiz.”