Düello ilk çağlarda savaştan önce teke tek olarak yapılırdı. Orta çağla birlikte özgür bireylerin kendi aralarındaki onur sorununu çözmek için başvurulan bir yöntem oldu. Aydınlanma çağından sonra ise bu kültür edebiyata damgasını vurdu ve Rus edebiyatının en önemli yazarlarından Lermontov kendi çağının insanını yazdığı romanında kahramanı Peçorin gibi hayatını bir düelloda kaybeder ve kahramanı Peçorin için şöyle der. "Zamanımızın Kahramanı, sayın efendilerim, gerçekten bir portredir, ancak, bir tek insanın değil: bu, neslimizin gelişme halinde bulunan kusurlarından oluşturulmuş bir portredir."

Lermontov’un ölümünü trajik kılan şey ise çağdaşı Puşkin’in düelloda öldürülmesi üzerine yazdığı şiiri nedeniyle sürgüne gönderilmesidir. Lermontov, kendi çağını "hasarlı egoların" çağı diye tanımlar ve bu hasarlı egonun kendisi için de geçerli olduğunu yazar ve Lermontov yaşadıklarını yazar, yazdıklarını yaşayarak ölüme hazırlanır. 

İşin ilginç tarafı ise Lermontov ve Puşkin’in düello sonucu hayatlarını kaybettiği 19. yüzyılda Rus ve Osmanlı imparatorluğunun Kafkasya üzerindeki hesaplarının bir birlerinden farklı olmaması iki imparatorluğun da Orta Asya Kafkasya’ya üzerinde egemenlik kurma savaşıdır. 

Şimdi bu iki gücün yeniden sahneye çıkışı bu sefer de Ortadoğu coğrafyasıdır. Büyük Sünni imparatorluğu peşinde koşan Türkiye hem daha önce kaybettiği Orta Asya ve Kafkasya’nın intikamını almak hem de Ortadoğu’yu Rusya’ya kaptırmamak için Rus savaş uçağını düşürerek İttihatçı politikalara geri döndü. Bu politikanın ve Turan hayalinin dünya dengeleri reel politikayla ne kadar örtüşeceğini hep birlikte göreceğiz. 

Çünkü bugün Türkiye’deki politik aktörlerin Sünni imparatorluk hayallerinin dayanağının İslamist cihatçı değer yargıları olması bu hülyanın gerçekleşemeyeceğinin de ayrı bir temeli. Oysa İttihatçıların dayanağı batılı değerlerdi ve arkalarında da Germenler vardı. 

Yine başka bir etken de karşısındaki güçleri iyi tanımaması ve düello kültüründen gelmiş bir ülkeyi karşısına alması, onların savaş uçağını düşürdükten sonra koşa koşa gidip suçlu bir çocuk gibi NATO’nun eteklerinin arkasına saklanmasıdır. 

Ayrıca unuttuğu başka bir şey de düello kültürünü ve batılı değerleri içselleştiren Kürtleri hesaba katmamasıdır. Çünkü Kürtlerin (IŞ)İD çetesine karşı verdiği mücadele yeniçağın "Parlayan Yıldızıdır." En azından Batı kamuoyu bunu böyle görüyor ve onların gözünde Kürtler artık Sultan Selahattin’in çizgisinde olduğu gibi İslam adına Haçlı ordularına karşı savaşan bir güç değil. Tam tersine korkulu rüyaları olan radikal İslam’a karşı mücadele eden bir güçtür. 

Kürtlerin bu noktaya gelmelerini de batı göz ardı etmeyecektir. Türkiye politik aktörlerinin Kürtleri gözden çıkarmalarının sebebi de yine Kürtlerin Sultan Selahattin çizgisinden batılı değerlere yönelmesidir. Onun için de" çözüm sürecinin", "Milli Birlik ve Kardeşlik" yani ümmetçilik anlayışı ile Sultan Selahattin çizgisi ile yürütülmek istenmesi de bunun göstergesidir.

Bütün bu denklemlerin arasında Kürtler Rusya ve Batı için büyük bir şanstır ve Birinci Dünya Savaşı öncesinde olduğu gibi Türkiye Politik aktörlerinin ortağı değildir. 

Onun için İD’in kuyrukçusu olan Türkiye politik aktörlerinin işi çok zor. Öyle görülüyor ki Türkiye’nin Ortadoğu ve Suriye politikası yeni bir Turan ve Kafkasya yenilgisi ile son bulacak. 

Sonuç olarak düello kültürü olmayanların, en ufak güçlük karşısında koşa koşa gidip annelerinin eteklerinin altına saklananların büyük hesaplar peşinde koşmalarının kendi hazin sonlarını hazırladığını bilmemeleri acı verici. 

Ve elbette Kürt Demokratik Hareketinin Kürtlerin ruhsal ve bilişsel hafızalarını Sultan Selahattin çizgisinden çağımızı belirleyen değerlerle buluşturmasına hem Kürt aydınlanması hem de bundan sonraki mücadele için çok önemli bir argüman olacaktır. 

Şimdi buyurun Antik Roma'nın Ölüm Arena’sına; Filistinli Golyat’a karşı İbranili Davut’un düellosuna. Bakalım savaş uçağı düşürmenin sonuçları nelere mal olacak hep birlikte göreceğiz.