
Mehmet Reşit ve Veysel İşbilir isimli amca-yeğen iki güzel insanımız daha sömürgeci faşist devlet güçlerince, AKP-Gülen polislerince hunharca katledildiler. Ardından yapılan protestolarda ise Bemal Tokçu polis kurşunuyla katledildi. Neden? Özgürlüğü uğruna canlarını feda etmiş olanların toplandığı şehitliklerinin tahrip edilmesini protesto ettikleri için. Kimler tarafından? Bu topraklarda hiçbir meşruiyeti olmayan işgalci, sömürgeci kolluk kuvvetleri, yani resmi katiller tarafından katledildiler. Gayri meşru, işgalci her güç gibi halkın şehitlerine sahip çıkmasından duydukları o büyük korkuyu bastırabilmek için katlediyorlar. Öldürdükçe daha çok korkuyor, korktukça daha çok öldürüyorlar. Erdoğan, Gülen ve tüm sömürgeci katillerin en büyük açmazları da buradadır. Bu korku-öldürme sarmalı onları yok edecektir.
Günlerdir Türkiye ve Kürdistan kamuoyları dershanelerin kapatılması konusunda kopartılan fırtına ve Gülen-AKP çatışmasıyla yatıp kalkıyordu. Gündem değiştirmek ve bu konuyu unutturmak için geliştirilen tüm girişimler konuyu gündemden düşürmeye yetmemişti. İktidar ve rant çatışması giderek kızışmaktaydı. Ne pahasına olursa olsun gündemin değiştirilmesi, bu iktidar ve rant çatışmasının unutturulması gerekiyordu. Aksi halde hem AKP oyları olumsuz etkilenecek, hem de iktidar ve rant savaşında birbirine karşı oynanan nice kirli oyunlar ortaya saçılacaktı. Bu da tarafların çok çekindikleri bir husustu. AKP bu çıkmazdan kurtulmanın yollarını aramaktaydı. Ve buldu da.
Yurtsever Kürt insanının kanını dökmek, katliam provaları yaparak Kürtleri sindirmeye çalışmak, bir taşla iki kuş vurmak anlamına gelirdi. Hem Kürtler sindirilecekti, hem de gündem değişecekti. Gündem değiştirmek için Kürt kanı dökerek elde edilen iyi bir malzemeydi. Bir yandan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun ABD gezisi asma yaprağı gibi bu çatışma gündemini örterken, bir yandan da Kürtlerin analarını ağlattın mı, Cemaat-AKP çatışması gündemi unutuluverirdi. AKP de bunu yaptı. Türkiye halklarının toplumsal hafızaları dumura uğratılmış, çabuk unutur hale getirilmişlerdir. Hafızası diri olan Kürtlerle devrimci, demokrasi güçlerinin de yüreklerini yaktınız mı, geriye ne hafıza kalır, ne de başka bir şey.
Roboskî Katliamı da böyle bir dönemde, HPG gerillalarının Çukurca eylemiyle Türkiye gündemini belirlemesinden bir süre sonra gerçekleştirilmişti. Roboskî’yle hem PKK ve tüm Kürtler katliamla tehdit ediliyordu; hem de gündem değişiyordu. Gündemi değiştirmeyi başardılar; ama tehdit, şantaj, rüşvet vb. tüm çabalarına karşın Roboskî Katliamı’nı unutturamadılar. Unutturamayacaklar da. Gever’deki saldırı bir tür yeni Roboskîler yaratma provası olarak değerlendirilebilir; değerlendirilmelidir de.
Binlerce insan gösteri yaparken üzerlerine ateş açmak tümünü öldürmeye, yani katliama tam teşebbüstür. İşin içine can kaybı girmişse, sayısı ne kadar olursa olsun, bu bir katliamdır. Ve bu katliamın birincil derecede sorumlusu sömürgeci TC Hükümeti’nin başbakanı olan zattır. Yani Recep Tayyip Erdoğan’dır. İkide bir ‘tek devlet, tek millet’ gibi ‘tek’leri sıralayarak, “beğenmeyen kendisine başka bir yer arasın” diyordu ya; bu yapılanlar da kendi ülkelerinden, on binlerce yıllık anavatanlarından kovulmak istenen Kürtleri kaçırtmaya dönük taammüden işlenen katliamlar olmaktadır.
BM ve tüm uluslar arası yasalara göre bu yapılanlar fiziki ve kültürel soykırımdır. Başta Tayyip Erdoğan, Fethullah Gülen ve şürekası halklarımızın yargısı karşısında soykırım suçundan hesap vereceklerdir. Biri okyanus ötesinden fetva verip kendisine bağlı paralel devleti suça azmettirmekten, diğeri polisine, çetesine talimat verip Kuzey’de ve Rojava’da halkımızı katlettirmekten suçlular; hesap verecekler. Gever’deki bu katliam da kısa vadede AKP’nin işine yarayabilir; ama orta vadede rejimin sonunu getirebilecek bir olaydır.
Güney Afrika’nın ‘apartheid’ yönetimi Sharpwill Katliamı’nı gerçekleştirdiğinde siyah çoğunluğun direnişini bastıracağını, iradelerini kıracağını hesaplamıştı. Ancak evdeki hesap pazara uymamış, tersinden direnişin rengi değişmişti. Tüm dünyanın saygınlığını kazanan Mandela silahlı mücadeleyi örgütleyerek yürütmeye başladı. Afrika Ulusal Kongresi eskisinden kat be kat güçlenmiş olarak ‘yola devam’ demişti.
Bu mücadelenin efsanevi önderi Nelson Mandela’yı kaybettik. En büyük düşmanları bile onu saygıyla anmaktan kaçınamadılar. Önder Mandela’yı saygıyla anıyor, ailesine, Güney Afrika halkına ve ilerici insanlığa başsağlığı diliyorum. Bu büyük insanın yaşamından ve mücadelesinden alacağımız çok büyük dersler olduğu açıktır. Sharpwill Katliamı ırkçı beyaz yönetimin sonunu hazırlayan en temel etkenlerden biri oldu.
Dün Roboskî, bugün Gever... Kim bilir daha niceleri olacak. İyi bilinmelidir ki, her gün güncelleme provaları yapılan Roboskî Katliamı da yalnızca AKP iktidarının değil, onunla birlikte ırkçı, yeşil Türk faşizmi ve sömürgeciliğinin de sonunu getirecektir. Mücadele eden halkların tarihi bize bunu söylüyor. Tarihi doğru okuyup gereklerini yerine getirenler mutlaka kazanırlar.
YILMAZ DAÐLUM