Dün Mirabel kız kardeşler Trojillo diktatörlüğünü muazzam direnişleri, özgürlük ilkeleri ve uğrunda ödedikleri bedelle yıktılar. Bugün Hevrîn, Amara, Sozgîn ve Dayê Aqîdeler’le Rojava Kadın Devrimi Erdoğan faşizmini ve onun şahsında egemen erkek hegemonyasını devirecek. Elbette kadın devriminin evrensel ittifaklarının sinerjisiyle bunu başaracak.

   

ELİF MERCAN

Rojava Devrimi uzun soluklu bir devrim.

Geleceğe uzanan uzun bir yolu olduğu gibi kökleri çok eski zamanlara kadar götürülebilir. Kuzey ve Güney Kürdistan’la bağları, bu parçalarda yaşanan devrimlerin, isyanların yansımalarını çok hızlı yaşaması ve daha pek çok etken Rojava Devrimi’ne rengini vermiş, veriyor.

Örneğin bir aileye misafirliğe gidip sohbet etseniz 90 yıl önce yaşanan Garzan isyanının anılarına, torunlarına dokunmuş olursunuz. Bir toplum aşığı genç kadınla ortak bir çalışma yaparken, onun çocukluğunun Bekaa ve Şam’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ı ziyaret ettiği anılarıyla kucaklaşırsınız.

Bir öğretmenle anadilde eğitim yapmanın anlamı üzerine sohbet ederken anadili yasaklı, alaylı ve hor görülen bir kültürde yetişmiş olmasının birikmiş acılarıyla kavrulursunuz.

Rojava Devrimi onlarca isyanın süzülmüş bin bir rengine olduğu kadar, insan yüreğinin en kıyısına kıvrılıp kalmış acıların bin bir çeşidine de dokunabiliyor. Bu yüzden devrim olabiliyor.

Bu dokunuşların yaşanması, yaşanabiliyor olması, farkındalığı, derinliği ve görkemi Rojava Devrimi’nin kadın eksenli oluşundandır. Ya da kadın etrafında inşa edilen özgür yaşamı hedefleyen bir devrim olmasından ötürüdür.

Bu anlamda belki kadın merkezli demekten çok kadın etrafında, kadın eksenli bir devrim yaşıyoruz demek daha doğruya yakın olur.

Atılan ilk tohumlar...

Rojava, kadın eksenli olmayı kültürel olarak daha önce binlerce yıl deneyimlemiş olan Kürt ve Arap toplumlarının karmaşık, birleşik etkisini yaşayan bir coğrafya. Her iki kültürün geçmişine gidersek, ana tanrıça kültürünün çok yaygın ve dominant olduğunu göreceğiz.

Neolitik kültürün zirvesi Til Xelef, Rojava topraklarında. Yine neolitiğin yıkılış başlangıcını yaratan El Ubeyd, Rojava’ya komşu. Binlerce yıllık bu hakikatlerin izleri Rojava’da çıplak.

Daha yakın zamana gelirsek Rojava 40 yıldır Kürdistan Özgürlük Devrimi’nin birçok öncü kadın kadrosunun halk gerçeğini ve politikayı öğrenmek için halkla birlikte çalıştığı bir sosyal bilimler okulu oldu.

Şehit Bêrîvan, Azîme, Zinarîn, Ronahî ve daha yüzlerce devrim kadrosu Rojava’da yetişti, pişti. O dönemlerde Rojava’da özellikle Cizre yönetiminde kadın kadrolar ağırlıktaydı. Kadınların eğitimleri, toplumun, çocukların eğitimi ve daha pek çok toplumsal devrim alanı kadınların yönetimindeydi. Aslında kadın eksenli sistemin tohumları o dönemde atıldı, toplumda bir kültür ve anlayış olarak kabul gördü.

Rojava Devrimi’yle birlikte toplumsal alanın birçok bölümünde kadınların bu kadar hızlı yer etmesinde ve kabul görmesinde, bunun Arap toplumunu güçlü etkilemesinde bu deneyimin etkisi belirleyicidir.

Hem Ortadoğulu hem evrensel

Toplumda yüzlerce kadın on yıla yakın kadın etrafında toplumsal yeni inşa ve cinsiyet rollerindeki eşitsizliği eleştirme-sorgulama eğitim ve pratiğini yaşamıştı.

Bunun demokratik toplumsal gelişimde, erkek egemen zihniyeti kırmada, yumuşatmada ve aşabilmede çok önemli bir yeri oldu, oluyor. Kürt Halk Önderi’nin ‘‘İkinci kadın devrimi Kürdistan ve Ortadoğu’da yaşanıyor, yaşanacak’’ tespitinin bir dayanağı da Rojava Kadın Devrimi’nin bu tarihi ve güncel özellikleridir.

Elbette bu konu dünya kadın hareketlerinin, feminist, akademisyen, sosyal bilimci yüzlerce kadının kafa yorarak sosyal analizler yapması gereken bir konu. Jineoloji bu konuda bir çalışma yürütüyor ancak tüm dünya kadınlarının da bu konuya daha güçlü eğilmesi lazım.

Çünkü Rojava Kadın Devrimi’nin Ortadoğulu ve evrensel bir karakteri var. Bu devrim dünya kadın hareketlerine ivme kazandırdı, daha da kazandıracak.

Bu kazanımların ve etkilerin daha güçlü, örgütlü ve kalıcı olabilmesi için, Rojava Kadın Devrimi’nin sosyolojik analizlerinin daha derinlikli yapılmasına ihtiyaç var diye düşünüyorum.

   

İşgal, kadın rengini hedefliyor

Bu analizi ana hatlarıyla yaptığımızda bile, Rojava Kadın Devrimi’nin Suriye, Ortadoğu ve dünya çapında kadınların ilgi odağı olduğu kadar hegemonik erkek zihniyet ve sisteminin de saldırılarına hedef olduğu açıktır.

9 Ekim 2019 tarihinde faşist-işgalci Türk devletinin ve ittifakı DAİŞ artığı çete güçlerinin başlattığı saldırılar da kesinlikle Rojava Devrimi’nin kadın rengini hedefliyor. Bu saldırıların 9 Ekim 1999 komplosunun yıldönümüne denk getirilmesi de bunu ispatlıyor. 9 Ekim 1999 komplosu egemen erkek aklın en karanlık komplolarından biriydi.

Bu komplo aynı zamanda Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ‘‘yarım kalan projem’’ dediği kadın özgürlüğüne karşı da yapılmıştı. 9 Ekim 2019’da tam yirmi yıl sonra bu defa Rojava Devrimi’ne ve kadın devrimine karşı başlatılan bu saldırıların amacı; Rojava Devrimi’ni kadın eksenli olmaktan çıkarıp saptırmak, egemen erkek hegemonyasının çarklarında bir dişliye çevirmektir.

Saldırılara katılanların profili, konuşmaları, tehditleri tamamen bunu ifade ediyor. Sadece kadınları hedef almıyor, kadın etrafında gelişen özgür demokratik devrimi başardığı ve sürdürdüğü için Rojava Devrimi’ndeki devrimci erkekleri de hedef alıyor.

Çünkü bu erkekler kadınlara eşit davranma, kadınlara saygı duyma, kadınların özgürlük mücadelesindeki öncülüğünü kabul etme gibi erkek hegemonik tanrıların affetmeyeceği ‘günahları’ işliyorlar. Erkek egemen dinin ritüellerinden, inançlarından, ibadet ve kurallarından ayrılıyorlar.

Hayatın kadın-erkek eşitliğindeki güzelliğine, üretkenliğine ve renkliliğine inandıkları için; DAİŞ dinliler tarafından ‘‘küffar’’ sayılıyorlar. Bu nedenle özellikle esir alınan kadınlara yapılan işkenceleri, katlettikleri kadın bedenlerine yaptıkları hakaretleri sergiliyorlar. Bunu çok bilinçli yapıyorlar.

Kadın eksenli yaşama saldırdıklarını onlar da biliyor. Eksenimizi kaydırmayı, kadın etrafında geliştirdiğimiz yaşamı dağıtmayı ve hepimizi tekrar egemen erkeklik hegemonyası karşısında hizaya sokmayı amaçlıyorlar.

Saldırıyorlar, çünkü korkuyorlar

Tüm bu zulmün, işkencenin, gösterişli vahşet ve zulmün esas amacı budur. YPJ savaşçısı Amara Rênas, çeteler karşısında cesurca savaşırken, bu erkeklerin hepsinin yüreğine korku salıyordu.

Mucizeydi onlar için, nefretle baksalar da içten içe sihrine kapıldıkları bir mucize. Şehit düştüğünde ve cenazesini ele geçirdiklerinde son derece ilkel bir kin ve korku ile ona yaklaştılar.

Zaten çetelerden biri gülümsüyor, ama öyle bir gülümseyiş ki Amara Rênas karşısında zır cahil, cenazesinden bile ürken bir korkak gibi gülüyor. Cehaletin şuursuzluğuna batmış biri gibi sırıtıyor. Bu çetelerin ve onları yönlendiren hegemonik güçlerin ve Türk devletinin, kafalardan sur yapan Asur, Pers, Roma imparatorlarından farkı yok.

Bu nedenle de sonları da farklı olmayacak. Ne yaparlarsa yapsınlar selefleri gibi korktuklarına ve hor gördüklerine, onların asla sırrına eremeyecekleri ve cahili kalacakları tılsımlı güçlerine yenilecekler. Ezilenler, yoksullar, azınlıklar, yok sayılanlar açısından bu tılsımlı gücün ekseni kadınlardır.

Savaşın kaderini değiştiren kadınlar

Kadınlar, hele hele özgürlük aşkı ile tanışmış ve onu özümsemiş kadınlar dünya tarihindeki birçok savaşın kaderini değiştirmişlerdir. Bu yazılmış olsun ya da olmasın, hakikati değiştirmez.

Bugün esir edilen Çiçek Kobanê, cenazesine basılan YPJ’li Amara Rênas, vahşice katledildikten sonra kanlar içindeki saç örgüsünden tutulup kaldırılan sağlık çalışanı Efrînli Sozgîn, vahşice katledilip cenazesi tekmelenen Suriye Gelecek Partisi Eşbaşkanı Hevrîn Xelef Kuzey-Doğu Suriye’de gerçekleşen kadın devriminin sembolleri oldular.

Egemen erkek hegemon güçler ise; bu çete güruhu şahsında kadın bilgeliği karşısında kara cahiller olarak tarih sayfasına geçiyorlar.

Egemen erkeklik hortlatılıyor

Türk devleti hem Türkiye’de hem de Rojava Devrimi’ne saldırdığı tüm coğrafyalarda egemen erkekliği yeniden hortlatmanın ve pazarlamanın temsilcisidir.

Türkiye’de neredeyse günde iki kadın katlediliyor. Resmi din makamları adına cinsellikle, kadınların kılık kıyafetiyle, ensest ile ilgili kan dondurucu açıklamalar yapılıyor.

DAİŞ neyse işgal ettiği alanlarda, AKP de Türkiye’de odur! Adım adım DAİŞ’i Türk toplumsal yapısına empoze ediyorlar. Bu nedenlerle başörtü mecburiyetinden tutalım, yaşamın pek çok alanına kadar kadının erkeğin her dediğini yapmaktan başka bir seçeneğinin olmadığı bir toplumsal yaşamı örüyorlar, sistemleştiriyorlar.

Bunda temel bir etken de Rojava Kadın Devrimi’nin ülkesel, bölgesel ve evrensel etkilerini yok etmektir. Yarattıkları sistemi, kadın devrimine cevaben karşı devrim olarak inşa ediyorlar.

Kadın karşıtı bir karanlık

DAİŞ bir maske, kılıf aslında.

İsterlerse yarın, diğer gün bunu başka bir isimle de yaparlar. Ancak burada tüm Ortadoğulu, özellikle İslam’a inanan kesimlerin uyanık olması gereken konu, tüm bunların İslam adına yapılıyor olmasıdır.

İslam’ın özü Hz. Muhammed ise bizim için esas olan Hz. Muhammed ile Hz. Hatice ilişkisidir. Bu ilişkiye bakmak lazım. Ancak bunlar sanki Hz. Hatice hiç yaşamamış ve Hz. Muhammed’e etkisi hiç olmamış gibi onu yok sayıp erkeğin dört-beş kadınla birlikte evlenmesine, erkeğin dayağına, erkeğin koyduğu her kurala Tanrı emri gibi uyacak modern köle kadınlar yaratmak istiyorlar. Bunu da İslam’ın gerçek kadın modeli gibi pazarlıyorlar.

Bu aynı zamanda İslam’a da bir saldırıdır.

Başörtü kültürel-inançsal bir konudur ve Allah ile kadın arasındadır, Allah ile kul arasına üçüncü bir şahıs olarak erkeğin girmesine gerek yoktur. Ancak DAİŞ ve en temel yönlendiricilerinden biri olan Türk devleti, başörtüden, kılık kıyafete kadar kanunlar belirleyerek kadınlara ‘sizin tanrılarınız erkeklerdir’ mesajıyla kadınlara şekil veriyorlar.

Kadınların toplumsal yaşamı değiştirmedeki güçlerinden korkuyorlar. Bu anlamda yönettikleri toplumda ana muhalefet potansiyeline sahip kadını susturmayı hedefliyorlar. Kadını ‘Benim kurallarıma uymadı’ adı altında baş düşman ilan etmeyi sağlıyorlar. Böylece karşılarında savaştıkları Rojava Kadın Devrimi’ne karşı devrim odağı oluşturuyorlar.

Kadın nasıl devrimde ana eksen ise ve Rojava Devrimi kadın etrafında örülüyorsa, Türk devleti öncülüğündeki DAİŞ de kadın etrafında kölelik, toplumsal yıkım ve baş eğmeyi sistem haline getirmek istiyor. Hegemonik güçlerin temel taktiği budur zaten.

Kadın düşmanlığı toplum karşıtlığıdır

Amerika’da, Avrupa’da, Ortadoğu, Afrika, Asya ve Latin Amerika’da tüm kadın devrimlerine karşı, kadına karşı şiddet ısrarla yükseltiliyor.

DAİŞ de bu genel, evrensel durumdan besleniyor. Yöntemlerinin son derece vahşi olması ise korkuyu beslemek ve toplumu kadın şahsında teslim almak için. Kadın devriminden geri adım attırmayı hedefliyorlar. DAİŞ, dünyada farklı renklerde uygulanan kadın karşıtı hegemonik erkekliğin ürünü ve sonucu olarak Ortadoğu topraklarında inatla var ediliyor.

Kadın karşıtlığı ve düşmanlığı özünde toplum karşıtlığı ve düşmanlığından geliyor. Ortadoğu bilindiği gibi aynı zamanda ikinci Ortadoğu köy ve tarım devriminin de merkezi olmaya aday. Yani yeni, güncel bir neolitik devrim odağı olabilir.

DAİŞ’in tarım alanlarını, ele geçirdiği buğday ambarlarını, barajları, ormanları, toprağın bin bir zenginliğini, bir bütün ekonomiyi, tarihi eserleri yok ettiğini düşünürsek; Ortadoğu’da gelişecek bu ikinci devrimi önlemek için kurulduğuna kanaat getirebiliriz. Bu coğrafyanın DAİŞ gibi İslami kılıflı örgütlere zemin olabilecek birçok zaafı ve geriliği var.

Ancak bir şey çok kesin ve net, o da DAİŞ’in bu toprakların ürünü olmadığıdır. Başka bir şekilde söylersek bu topraklar DAİŞ’i doğurmaz. Bu toprakların kadın özgürlüğü kadar egemen erkekliğin de doğduğu topraklar olduğu doğru. Bu anlamda DAİŞ’in oluşumuna açık zemin bırakıyor denilebilir ancak bu toprakların binlerce yıllık genetik mirası ile DAİŞ uyumsuzdur.

O nedenle de DAİŞ, kadınlar başta olmak üzere bu topraklarda gerçek anlamda sempati, sevgi ve saygıyı asla kazanamayacaktır. Bunun da esası ve ekseni yine kadınlar olacaktır.

Dayanışmadan ötesi lazım

Bunun başarılabilmesi için bugüne kadar Rojava Kadın Devrimi’ne uluslararası alanda gelişen dayanışma, ittifak ve sempatinin süreklileşmesi, yaygınlaşması ve derinleşmesi şarttır. Bugüne kadar dünya çapında azımsanmayacak düzeyde destek, dayanışma ve ittifak mesajları geldi, adımları atıldı. Ancak bu kadın devriminin Rojava şahsında yenilmesini durdurmak için yeterli değil kesinlikle. Bunu başarabilmemiz için dayanışmadan ötesi lazım.

Dünya çapında örgütlü, sürekli eylemli ve stratejik politikalara sahip olmamız şart.

Düşünelim, eğer dünya egemen erkek hegemonyası Rojava Devrimi kadar örgütlü bir kadın devrimini ezerse dünyanın her yerindeki kadın hareketlerini de rahatlıkla ezebilir. Yani Rojava Kadın Devrimi’nin yenilgisi hepimizin, tüm kadın ve erkeklerin yenilgisi olacaktır. Eğer bu yenilgi yaşanırsa bu erkek egemenliğini tüm dünyada şahlandıracaktır.

Kadın devrimi sadece ütopya değil

YPJ şahsında Rojava Kadın Devrimi, DAİŞ gibi sistemlileşen egemen erkekliği yenilgiye uğratarak gerçekleşti, gerçekleşiyor. Burada kadın savaşçıların verdiği bedel hepimizin canından bir parçaydı. Bu anlamda Kürt kadını sadece Kürdistan’da değil, Türkiye’de, Ortadoğu’da ve Rojava Devrimi ile birlikte dünyada çok geniş çaplı gelişmelere, etkilere yol açtı.

Bu etki dünyanın her yerinde kendi özgün koşullarına göre kadının iradeleşmesine, özgürleşmesine dönüşürse dünya çapında yaratacağı etki çok büyük olur, köklü toplumsal tarihsel sonuçlar doğurur. Klasik deyimle dünyayı değiştirir. Verili toplumsal düzen, toplumsal ilişkiler, siyasal sistem altüst olur. Bunu başarırsak dünya çapında kadın devrimi bir ütopya, hayal olmaktan çıkar ki şimdiden birçok ülkede kadınlar bunun adımlarını örüyorlar.

“Rojava Kadın Devrimi’ni korur ve yenilmesine izin vermezsek”’ diye düşünmemiz, her güne bu hayali gerçek kılma umudu ve iddiası ile yönelmemiz bizi yüzyıllardır kadınların uğruna emek, bedel verdiği kadın devrimini başarmaya yakınlaştıracaktır.

Dün Mirabel kız kardeşler Trojillo diktatörlüğünü muazzam direnişleri, özgürlük ilkeleri ve uğrunda ödedikleri bedelle yıktılar. Bugün Hevrîn, Amara, Sozgîn ve Dayê Aqîdeler’le Rojava Kadın Devrimi Erdoğan faşizmini ve onun şahsında egemen erkek hegemonyasını devirecek. Elbette kadın devriminin evrensel ittifaklarının sinerjisiyle bunu başaracak.

Bu inanç ve kararlılıkla, şiddete karşı dünyanın her yerinde mücadele eden onurlu kadın ve erkeklere selam olsun!

PAZARTESİ:   Tablo ortada, mücadeleden başka şans yok / Zabel MİRKAN